Hutbelerin Dili |
Diyanet mensubu olmadığım için “Hutbelerimizin Dili” demedim. Hoş, Diyanet mensubu olsaydım da o kurumun bütün tasarruflarını benimsemek zorunda olmadığım için hutbeleri sahiplenmekten imtina edebilirdim. “Cuma Hutbelerinin Dili” demediğim için iki bayramın hutbelerini dışarıda bırakmakla hata ettiğimi düşünenler olabilir. Bu, gereksiz bir varsayımdan başka bir şey olmayacaktır.
Bu yazıya başlarken, TDV İslâm Ansiklopedisinin “HUTBE” maddesini okusam iyi olacak.
https://islamansiklopedisi.org.tr/hutbe
Tanım cümlesini kopyalayıp yapıştırıyorum:
“Cuma ve bayram namazları başta olmak üzere bazı ibadet ve merasimlerin icrası esnasında topluluğa hitaben yapılan konuşma.”
Bu tanım, yılın 52 haftasında ve iki bayramında icra edilen hutbeler dışında da hutbe olabileceğini ihsas ediyor. Bakalım, onlar neymiş?
“Hutbe” maddesinin 7. paragrafında bu sorunun cevabını buluyorum:
“Hac ibadetinin ifası esnasında okunan hutbeler de sünnet olup Şâfiîler’e göre dört, diğer mezheplere göre üç defa icra edilir. Birinci hutbe zilhicce ayının 7. günü Kâbe’nin yanında öğle namazından sonra, ikincisi arefe günü Arafat’ta cem‘ ile kılınacak namazdan önce, üçüncüsü bayram günü Mina’da, dördüncü hutbe ise ikinci gün yine Mina’da okunur. Birinci ve üçüncü hutbede hatip oturmayıp konuşmasını tek hutbe halinde yapar. Bu hutbelerin hepsinde hac menâsikiyle ilgili bilgiler verilir. Fakihlerin çoğunluğuna göre yağmur duası münasebetiyle kılınacak namazdan sonra hutbe okumak menduptur. Ebû Hanîfe ise bu esnada hem namazın cemaatle kılınmayacağı hem de hutbe okunmayacağı görüşündedir. Öte yandan Şâfiî fakihleri, güneş tutulması sırasında kılınacak namazdan sonra da cuma hutbesi gibi iki hutbe okunmasının mendup olduğunu söylemişlerdir.”
Dinimizin ne güzel incelikleri, ne zengin ayrıntıları var!
Mustafa Baktır’ın kaleme aldığı “Hutbe” maddesinde İslâm tarihinin çeşitli dönmelerinde hutbe uygulamalarına ilişkin önemli ve özlü bilgiler verilmiş. Hindistan’da (Pakistan’ı da içeriyor elbette), Doğu Türkistan’da, bazı Afrika ülkelerinde hutbelerde Halife-Sultan II. Abdülhamid’in adının anılması ve dua edilmesi geleneğinin onun ölümünden sonra da devam etmiş olduğu bilgisi dikkate değer bir bilgi.
Cumhuriyet döneminde Türkçe hutbe uygulamasının tarihi de özetlenmiş. Ansiklopedi maddesinde yer almayan bir bilgiyi Tanıl Bora’nın Demirel kitabında görmüştüm. 253. sayfadan aktarıyorum: 1979........