Baudrillard’ı İktidar, Simülakr ve Simülasyon Üzerinden Okuma Denemesi |
Modern dönemden sonra postmodern döneme ait teoriler ve tanımlamalar sosyal bilimlerde kendine çabuk yer buldu. Sanayi toplumunun kavramları ve bu kavramların yorumladığı sosyal gerçeklik iki dönemde insan faktörü ve iktidar alanının değerlendirmesi çok farklı bakış açılarını içerdiğinden postmodern dönemi karşılayamamıştı.
Postmodern dönem, modern dönemde olduğu gibi salt bir fabrika-meta ve bu kavramların oluşturmuş olduğu düşünsel şekil ve yorumlayışlarından ibaret değildi. Bu dönemde artık olayları ve olguları farklı yorumlayacak yeni bir yaşam alanı ile tanışıyorduk.
Bu tanışma ve karşılaşma idari alanda da kendine yer buldu. İktidarlar yeni kavramların oluşturduğu zemin ile kitleler nazarında kendilerine yeni alanlar açtı ve zamanla olguları ile olayları rahat idare edebilecekleri seyirlik alanlar oluşturdu. Artık yeni üretim alanında iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, geçici modalar, lunaparklar, yeni ekonomi alanlar vb. şeylerin yaşam tarzları ile birlikte nasıl değiştiği ile ilgilenmek gerekiyordu.
İşte tam burada Jean Baudrillard’ın (1929-2007) tanımlamaları olan simülakr ve simülasyon kavramları postmodern dönemin tanımlamaları arasında yerini aldı. Baudrillard sadece bu kavramları tanıtmakla kalmadı, günümüz dünyasının tamamen bir kurgu ve kopya modeli olduğunu dile getirdi. Baudrillard’a göre bu durumu illüzyon ile tanımlamak imkânsızdı çünkü ortada gerçek diye bir şey kalmamıştı.
Günümüzde sosyal ve siyasal alanın kendini yeniden tanımladığı, iktidarların sadece görüngüler ile yönettiği bu yeni halde gerçek ile kopya zaten yeterince birbirine girmişti. Bu yeni düzende üretim rasyonel bir etkinlikten uzaklaştı ve her nesnenin yanılsamalar içerdiğine inanıldı.
Baudrillard; son yüzyıl düşün dünyasının en “çarpıcı” isimlerinden biri olarak kabul ediliyordu ve esas olarak, simülasyon, yığınların zihniyeti, “öteki”, baştan çıkarma gibi konuları kitaplarında ele almıştı. Çalışmalarında üretimin, rasyonel bir etkinlik olmadığını ileri sürmüş; tüketicinin, reklam vb. yollarla aldatılmasını göz boyayıcı bir oyun ve hem üretimi hem de tüketicinin isteğini tehdit eden bir öğe olarak yorumlamıştı.
Yaptığı çalışmaların oluşturduğu etki sayesinde 1. Körfez Savaşı sırasında Fransız televizyonunda görüşlerine sık sık başvuruldu.
Baudrillard’ın Simülakr’ı gerçeğin yerini alan ama gerçekten daha fazla gerçeğe benzeyen bir “kopya” ya da modeldir. Simülasyon ise basitçe “mış” gibi yapmak değildir. Hastaymış gibi yapan kişi yatağa uzanıp bizi hasta olduğuna inandırmaya çalışır. Bir hastalığı simüle eden kişiyse kendinde bu hastalığı ait belirtiler gösteren kişidir. Kendisinde hastalığın semptomları görünür. O andan itibaren kişinin gerçekten hasta olup olmadığını anlamak olanaksız hale gelir. (Baudrillard, 2014:14,15) “mış” gibi yapmak (feindre) ya da gizlemek (dissimuler) gerçeklik ilkesine bir zarar veremez, yani bunlarla gerçeklik arasında her zaman açık seçik, gizlenmeye çalışılan bir fark vardır. Oysa simülasyon bu “gerçekle” “sahte” ve “gerçekle” “düşsel” arasındaki farkı yok etmeye çalışmaktadır. Baudrillard bunu hastalık numarası yapan kişi ile hasta olmadığı halde hastalık belirtisi gösteren bir kişi şeklinde somutlaştırmaya çalışır. Simüle eden kişi gerçekten hasta mıdır, değil midir? Çünkü bu insan gerçek semptomlar üretmektedir. Simüle eden kişiye ne hastasın ne de değilsin denebilmektedir. Yine burada bahsedilen şey taklit, sûret ya da parodiden değildir. Göstergeleri konulmuş bir gerçek, bir başka deyişle her türlü gerçek süreç yerine işlemsel ikizini koyan bir caydırma olayından söz eder. Fakat bu durumda seyirlik olan gerçeğin tüm göstergelerine sahiptir. Programlanabilen, göstergeleri kanserli hücreler gibi çoğaltan bir makine gibidir. Bundan dolayı gerçek bir daha asla geri dönmeyecektir. (Baudrillard, 2014:14,15)
Postmodern dönemin aşaması olarak kabul ettiği bu simülakr döneminde etrafta gerçeğin tüm belirtilerini gösteren, hatta gerçekten daha gerçekmiş gibi görünen ama aslında gerçek olmayan modeller uçuşmaktadır. Bunu sağlayan ise devasa büyüklükteki medya ve iletişim araçlarıdır.
Daha doğru bir ifadeyle bu son durum, gerçeklik yerine elimizde olan postmodernizmin ileri sürdüğü hayalle gerçek arasındaki farkların kaybolduğu yeni bir dünyadır.
Postmodernizm dünyayı, siber uzaydan savaşan, rakamsal bilgi kırıntıları aklımızı baştan alıcı bir şekilde bilgisayar oyunundaki kişiliklere bürünmüş bir oyun şeklinde tasarlar. Artık toplumsal olan her şey gerçeğin değil, taklitlerin, modellerin ve temsillerin denetimindedir. Bunlar kendi taklitlerini yaratır ve bu gerçeklik ile ilişki kurulmaktan vazgeçinceye kadar böyle devam eder. Bundan sonra herkes ve her şey bu simülakr alanda kaybolur. (Serdar, 2001:23)
Bu kaybolma aynı zamanda hem geçek olanın hem de kopya olanın beraber yapay hale gelmesine sebep olmaktadır. Düşünürümüz bunu, orijinalini koruma bahanesiyle girişine yasak getirilen Lascaux Mağarası ile örneklendirir. Lascaux Mağarası ziyareti yasaklanmış ancak beş metre öteye aynı mağaranın tıpatıp benzeri inşa edilerek ziyarete açılmıştır. Ancak ziyaretçilere dar bir alanda mağaranın orijinalini dikiz deliğinden izlettirilmekte ve ardından kopyasının tamamını ziyaret edebilmektedirler. Bu durum belli bir süre sonra hem gerçeğe hem de kopyayı yapaylaştırmaya yetmiştir. (Baudrillard, 2014:23)
Simüle edilmiş düzenin en iyi göstergelerinden bir........© İnsaniyet