Dünyanın en büyük ikinci kanyonu özelliği taşıyan Cehennem Deresi Kanyonu Projesinde sona yaklaşılması fevkalade sevindiricidir. Birinci derece sit alanı olan kanyonun Tabiat Parkı’na dönüştürülmesi, ana yol kenarında inşa edilen geniş park alanı, ışıklandırma, sosyal tesisler, 180 metre yüksekliğindeki kanyonun tepe noktasına kadar ulaşımı sağlayan ve âdeta insanın yüreğini ağzına getiren yürüyüş yolu; Şirin’ine kavuşmak isteyen Ferhat’ın azmini ortaya koyuyor sanki.

Kanyonun tepe noktasındaki İstanbul surlarını ve mazgallarını andıran taş işçilik, gerçekten harika. Yarım kalan cam balkon inşaatı da tamamlanabilirse yöre turizmi adına iyi bir istikbal vaat ediyor şüphesiz. Taş üstüne taş koyanlardan Allah razı olsun.

Bütün bunlar iyi de kanyonun üzerinden Ardahan’a kadar devam eden eski Batum-Artvin-Ardanuç-Ardahan karayoluna kocaman “Rus Top Yolu” tabelası asılmış. Hangi akl-ı evvel yazmış ise… Sonra büyükçe bir harita üzerinde yürüyüş ve konaklama yerleri gösterilmiş. Kanyon üzerinden Kutul, Bilbilan, Horasan Tepesi ve Rabat kilisesini güzergâh olarak gösteren bu yola da “Rus Yolu” ibaresi yazılmış. Buraya bir açıklık getirmemiz lazım. Sultan Abdülaziz döneminde başlatılıp Sultan II. Abdülhamit döneminde inşa edilen Batum-Maradit-Artvin-Ardanuç-Ardahan karayolu 1877 başlarında Harmansırtı-Arekler mevkiine kadar yapılmıştı. Üç gözlü kesme taşlı tarihî Berta köprüsü ile geriye doğru aynı tarzda yapılmış taş köprüler de Osmanlı eseridir. Arekler’den yani Kanyon üzerinden Ardahan’a kadar devam eden kısım Rus işgal döneminde tamamlanmış olup, yaklaşık 12 adet kırma taşlı demirli beton köprüler ile 1911 yılında ulaşım sağlanmıştı. Bu yola “Rus Top Yolu” demek doğru olmaz. Kaldı ki “Bilbilan-HorasanTepesi-Rabat Kilisesi Yolu” yakın zamanda, Cumhuriyet döneminde yapılmıştır.

Evet, Ardanuç’tan Ardahan ve Şavşat’a ulaşım sağlayan “Eski Osmanlı Top Yolu” vardır ama bu yol dağların zirvesinden, hâkim tepeler üzerinden geçer. Güzergâhını yaylacılarımız iyi bilir. Vadilerden, kasaba merkezlerinden geçmez. Kanyonu ziyaret edecek olan Gürcü ve Rus tarihini okumuş turistler de bunu bilirler. Belli ki halisane niyetle hazırlanmış bu haritada biz Kanyon dan Bilbilan yaylasına kadar olan kısmın “ESKİ ARTVİN-ARDAHAN YOLU” olarak düzeltilmesini umut ederiz.

Ardanuç’ta hem millî tarih, millî kültür açısından hem de turizm açısından değer taşıyan, bir başka ifade ile “Türk Mührü”nü taşıyan nesnelerden en önemli iki tanesi maalesef ihmal ediliyor, sahip çıkılmıyor, yeterince korunmuyor. Nedense kimse bunlardan hiç söz etmez!

Bunlardan birincisi Ardanuç Kalesi Kitabesidir. Bu kitabe restorasyon çalışmaları başlayana kadar geçici olarak da olsa yerinde muhafaza altına alınmalıdır. Kitabenin okunuşu ve açıklaması şöyledir:

Kitabenin Arapça aslı: “Kad büneyye hâze’l-binâ-i Fî eyyâm-i Devlet-i Sultan Süleyman Han Bin Sultan Selim Han Tâle Bekâihü Fî sene seb’in ve tis’amie 970 (1563).”

Kitabenin Türkçesi: “Bu binayı Hicrî 970 (1563)’te hüküm sürdüğü tarihlerde Selim Han Oğlu Sultan Süleyman Han yaptırmıştır. Allah saltanatını devamlı kılsın.”

İkincisi ise Camandar Efendi kabridir. Kimliği tam olarak bilinmeyen Camandar Efendi ile ilgili farklı söylentiler mevcuttur.

Günümüzde Ardanuç, Şavşat ve Posof’ta erkek ismi olarak Camandar adını taşıyanlara rastlamaktayız. Caman-dâr kelimesini “kadeh taşıyan” şeklinde anlamlandıranlar da var, bu kelimenin Kıpçak Türklerinin bir boyu olduğunu söyleyenler de var. Ama kanaatimiz odur ki “Camandar” adı Ahıska Türklüğünün, Kıpçak Türklüğünün ortak bir değeridir. Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinin bir mahallesinin adı ile Ardanuç’un Peynirli köyünün bir mahallesinin adı da Camandar’dır.

Bu mahalleden 1947 doğumlu Rüstem oğlu Nurettin Uğur anlatıyor: “Büyüklerimizden duyduğumuza göre asırlar önce Ardanuç ve çevresi fethedilince İstanbul’dan Erzurum’a üç hoca gönderilmiş. Biri Erzurum’da kalmış, biri Kars tarafına gitmiş, bir diğeri de Ardanuç’a gelmiş. Bu üç arkadaş Erzurum’dan ayrılırken birbirlerine “Birimiz öldüğünde sağ kalan, onun cenazesine sahip çıkacak, eliyle toprağa verecek” diye söz vermişler.

Camandar Efendi köyündeki camide imamlık yaparmış. Bir gün Cuma hutbesine çıktığında o zamana kadar hiç okumadığı bir ayeti okumuş (Bakara Suresi, 2/156): “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” (Biz şüphesiz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz.) Bunun üzerine cemaat sormuş: “Hocam, siz hutbede bu ayeti hiç okumazdınız, neden okudunuz?” Camandar Efendi de “Erzurum’da benim arkadaşım vefat etti. Ben Erzurum’a gideceğim.” demiş. Bunun üzerine köylüler Camandar Efendi’yi Kadı’ya şikâyet etmişler. Kadı da onu hapse attırmış. Ertesi sabah Erzurum’dan iki atlı gelmiş ve imamlarının vefat ettiğini, Camandar Efendi’yi Erzurum’a götürmek istediklerini söylemişler. Kadı da onu hemen serbest bırakmış.” Belli ki O bölgenin İslamlaşmasında vazife almış alperenlerden biridir.

Camandar Efendi’nin kabri net olarak biliniyorsa da ne zaman vefat ettiği bilinmiyor. 36 yıllık Rus işgali döneminde Aravet (Torbalı) Köyü istarşını (bucak müdürü) Sakarya Köyünden Hacı Şaban Efendi oğlu Molla Recep Efendinin kızı 1908 doğumlu Fatma Çiftçi anlatıyor: “Bir sene Aydın Deresi çok kabardı. Köy halkı Camandar Efendinin kabrini sel sularının alıp götüreceğinden korktukları için babama başvurdular. Babam da köy halkı ile birlikte kabrin ön tarafına kazıklar ile tomruklar yerleştirdi. Arka tarafını büyük taşlarla besledi. Ama nafile! Ertesi gün gelen sel suları bunları da alıp götürdü. Birkaç gün daha aynı tedbirler alındı. Bir akşam babam Recep Efendi rüyasında Camandar Efendiyi görmüş. Camandar Efendi ona şöyle demiş: “Boşuna benim için kendinizi yormayın! Ben ayak ucum ile o tomrukları suya veriyorum. Sizin korumanıza ihtiyacım yok!”

Bunca yıldan beri dere suları ne kadar kabarırsa kabarsın, kabrin yanından geçer ama ona bir zarar vermez.

Eskilerden günümüze kadar Ardanuç halkı Camandar Efendi kabrini ziyaret ederler, ona Fatihalar okurlar. Yağmur duasına çıkılır. Adak kurbanları, şükür kurbanları kesilir; ihtiyaçlılara, eşe dosta dağıtılır. Zamanla Camandar Efendinin kabrinin etrafının mahalle mezarlığına dönüştüğünü görmekteyiz. Dere ıslah çalışmaları ile mezarlığın koruma altına alınmasını ve Camandar Efendi kabrinin onarılmasını ümit ediyoruz. Yetkililerimiz inşallah bu hizmeti ecdada saygının bir nişanesi olarak telakki ederler.

The post Millî Tarih Bilinci Üzerine first appeared on İnsaniyet.
QOSHE - Millî Tarih Bilinci Üzerine - Halit Özdemir
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Millî Tarih Bilinci Üzerine

4 0
26.09.2023

Dünyanın en büyük ikinci kanyonu özelliği taşıyan Cehennem Deresi Kanyonu Projesinde sona yaklaşılması fevkalade sevindiricidir. Birinci derece sit alanı olan kanyonun Tabiat Parkı’na dönüştürülmesi, ana yol kenarında inşa edilen geniş park alanı, ışıklandırma, sosyal tesisler, 180 metre yüksekliğindeki kanyonun tepe noktasına kadar ulaşımı sağlayan ve âdeta insanın yüreğini ağzına getiren yürüyüş yolu; Şirin’ine kavuşmak isteyen Ferhat’ın azmini ortaya koyuyor sanki.

Kanyonun tepe noktasındaki İstanbul surlarını ve mazgallarını andıran taş işçilik, gerçekten harika. Yarım kalan cam balkon inşaatı da tamamlanabilirse yöre turizmi adına iyi bir istikbal vaat ediyor şüphesiz. Taş üstüne taş koyanlardan Allah razı olsun.

Bütün bunlar iyi de kanyonun üzerinden Ardahan’a kadar devam eden eski Batum-Artvin-Ardanuç-Ardahan karayoluna kocaman “Rus Top Yolu” tabelası asılmış. Hangi akl-ı evvel yazmış ise… Sonra büyükçe bir harita üzerinde yürüyüş ve konaklama yerleri gösterilmiş. Kanyon üzerinden Kutul, Bilbilan, Horasan Tepesi ve Rabat kilisesini güzergâh olarak gösteren bu yola da “Rus Yolu” ibaresi yazılmış. Buraya bir açıklık getirmemiz lazım. Sultan Abdülaziz döneminde başlatılıp Sultan II. Abdülhamit döneminde inşa edilen Batum-Maradit-Artvin-Ardanuç-Ardahan karayolu 1877 başlarında Harmansırtı-Arekler mevkiine kadar yapılmıştı. Üç gözlü kesme taşlı tarihî Berta köprüsü ile geriye doğru aynı tarzda yapılmış taş köprüler de Osmanlı eseridir. Arekler’den yani Kanyon üzerinden Ardahan’a kadar devam eden kısım Rus işgal döneminde tamamlanmış olup, yaklaşık 12 adet kırma taşlı demirli beton köprüler ile 1911 yılında ulaşım sağlanmıştı. Bu yola “Rus Top Yolu” demek doğru olmaz. Kaldı ki “Bilbilan-HorasanTepesi-Rabat Kilisesi Yolu” yakın zamanda, Cumhuriyet döneminde yapılmıştır.

Evet, Ardanuç’tan Ardahan ve Şavşat’a ulaşım sağlayan “Eski Osmanlı Top Yolu” vardır ama bu yol dağların zirvesinden, hâkim tepeler üzerinden geçer. Güzergâhını yaylacılarımız iyi bilir. Vadilerden, kasaba merkezlerinden geçmez. Kanyonu ziyaret edecek olan Gürcü ve Rus tarihini okumuş turistler de bunu bilirler. Belli ki halisane niyetle hazırlanmış bu........

© İnsaniyet


Get it on Google Play