Doğrudur

Rahatınız bozulmasın diye hangi doğrumdan vazgeçeyim diye sordu, karanlığı yararak yürürken Kaplumbağa Terbiyecisi. Mezarlığın kapısı öyle bir gıcırdadı ki, kapının üzerindeki boyalar ürktüğünden pul pul döküldü. Başındaki külah, külaha sarılı yemeni ağaç dallarına sürtündükçe hiç de alışık olmadığı sesler çıkarıyordu. Turuncu kaftanı gecenin karanlığında hakiye çaldığı için ormanlık yolda seçilemiyor, Mirza Bey, Kaplumbağa terbiyecisinin gelip gelmediğini kontrol etmek için arada bir arkasına bakıyordu. Mirza Bey’i durmaksızın takip eden bu zatı muhterem ne tam olarak iletişim kuruyor ne buyruklarından bahsediyor ne de peşini bırakıyordu. Garip bir itaat duygusu beslediği kesindi Mirza Bey’in, bir yandan kaçmak için seri adımlar atarken, bir yandan ya gelmezse kaygısı ile sürekli varlığını yokluyordu. İçinden ıslık gibi bir türkü tutturmuş: Körler çarşısında ayna satma Mirza Bey, diyerek yola devam ediyordu.

Zatı muhteremin etekleri çamur olmuş, memnuniyetsizliğinden, sesi soluğu pek çıkmıyordu. Mirza Bey kayıp mezarlar arasında kente çıkan yolu bulmaya çabalarken, bir çeşme gördü. Üç gündür ne doğru düzgün bir şey yemiş, ne de içmişti. Ismarlama sofralarda rastlantısal öğünlerle geçirmişti günlerini. Kâh şu köşe başında, kâh öbüründe. Garip bir şekilde hiç şikâyet etmiyor hatta hikâye etmek, şikâyet etmekten gelir diye yaşadığı içsel rahatsızlıklardan zatı muhtereme bile bahsetmiyordu. Mirza Bey’deki bu tavır, kendini hiçliğe bırakmanın uhrevi haliydi sanki. Ağzından dökülen kelimeler mülhime kapısını aralayan süzme ışık gibiydi, sakin ve duru. Yakup’a biat eden Zühre edasındaydı belli ki. Ortada biat edilecek Yakup olmasa da.

Ülkenin en büyük kenti, kentin en büyük mezarlığında yolunu kaybetmek her kula nasip olur mu? Üstelik Abdülhamit yazan bir mezarın başında dört azgın köpek, diş geçirdiği bir parça eti sağa sola çekiştirmek üzereyken. Zatı muhterem et kokusunu ciğerine kadar çekti. Neden bu topraklarda olduğunu, niye bu adamla hasbihal etmek ve yol yürümek zorunda kaldığını düşündü. Aklına gelenlerin alacası yüzüne yansıyordu. Mirza Bey’in yüzüne kara bir gölge timsali bakış attı, o anki bakışlarını görmek size kısmet olsa, Mirza Bey’in aklı evvel bir mahlûk olduğuna hükmederdiniz. Bu kadar açlığa, çamura, çökeğe, sefalete rağmen Mirza Bey’in yolundan hiç dönmemesi zatı muhteremi deli etmiş, aşikâr bir dille Mirza Bey’e........

© İnsaniyet