Kovboy Entelektüalizmi
Sahne şu: Filmin kahramanı, western filmlerinde görmeye alışık olduğumuz kasabalardan birinde, kendince haklı olduğu bir mazeretle dört kişiyi öldürür. Kasabada derin bir sessizlik. Olay, kasaba halkı tarafından biraz da merakla karışık bir ürpertiyle pencere arkasından izlenir. Aslında çokça şahit oldukları bir tablodur bu. Günlerdir beklenen gerginlik nihayet sokağa boşalmıştır. Ahalinin ilgisini çeken şey, bir iki saniyede olup bitiveren ve geride dört ölü bırakan hesaplaşmanın kimin lehine sonuçlandığını görmektir. Tabii, kahramanın, hızına giydirdiği maharete duyulan hayranlık da cabası. Ancak olayın şoku yatışıncaya kadar hiç kimse bulunduğu mekândan dışarı çıkmaz ve sokağın normale dönmesi beklenir. Dört kişiyi, göz açıp kapayacak bir sürede bertaraf eden kahramanımız, kasabanın şerifiyse, zaten haklıdır ve sorun yoktur. Çünkü orada kanun odur. Ölenler, akıbetlerine yazgılıdırlar ve bunu çoktan hak etmişlerdir. Şayet kahramanımız bir kanun adamı kimliği taşımıyorsa, tahrik unsurunun kime ya da kimlere ait olduğu tespit edilir ve genellikle de kovboyumuzun nefsi müdafaa gerekçesiyle (hiç de arzu etmediği halde) söz konusu olaya karıştığı, dolayısıyla masum olduğu tescillenir. Hadiseye dönecek olursak, dediğimiz gibi sokak hâlâ boştur. Kovboy, kendine has vakarıyla, tetiği çektiği noktada dikilmektedir veya umursamaz tavırlarla kasabanın salonuna doğru hareketlenmiştir; artık o bir kahramandır. İşte tam bu esnada yaşlıca bir adam bir yerlerden fırlayarak kendini kovboyumuzun önüne atar ve yılışık bir edayla, ‘Dört tane tabut çakmam gerekiyor, çok çalışmam lazım’ der. Olayın kayda değer tarafı tabutlar ve sayılarıdır, ölenlerse, kovboyun kendisine hayranlık duyulan bir kahraman olarak salonda içeceği viskiye prestij katmaktan öte bir anlam ifade etmezler.
Öldürülen ve öldüren açısından filmin sosyal-psikolojik tarafına baktığımızda, fail yani öldüren, seçkin bir kimlik olarak belirginleşirken, öldürülenler birer yığma kimlik vasfına sahiptirler. Kurşun, kahramanımızın namlusundan çıktığı sürece, kurşuna muhatap olanların sayısının bir önemi yoktur, sadece tabutçunun işini artırmaktadır. Western filmlerinin bu başat karakteristiği, imha ve ifna etmenin, pornografik bir hâkimiyet güdüsü taşıdığı ve bunu da dünya hâkimiyetini sağlamanın satır arası meşruiyetine bir zemin olarak hazırladığı açıkça görülmektedir. Bir kurşun atıyorsunuz bir tahtaya saplanıyor veya bir insan ölüyor ya da bir kurşun atıyorsunuz bir Afganistan bir Guatemala ölüyor; aralarında bir keyfiyet farklılığı yoktur. Çünkü söz konusu bu ölüm kültürü, karşısına aldığı her şeyi ‘yığma’ olarak görmektedir. ‘Değer’ ve ‘ahlâk’ kavramları, niteliğinin ne olduğu asla önemsenmeyen bir güç ve hız tarafından belirlendiği için, evrensel değer yargıları, evrensel ahlâk, hâsılı evrensel dediğimiz tüm belirlenimler, esasında tek kişiliktir; öldüren namlu hep haklıdır ve evrensel olan da o namlunun çapı kadar özeldir ya da evrenseldir.
Kovboy kimdir? Hangi fikir ikliminin ve sosyolojik şartların üreterek ‘bana’, ‘sana’, ‘bize’, ‘size’, ‘ona’ ve ‘onlara’ tetik çektirdiği ‘karşı ben’ tipidir?
Kovboy, kasabanın yanında gözükür, dolayısıyla tercihlerini de kasabanın lehine yapar. Bunun adı asayiş yani kamu düzeninin sağlanmasıdır. Bu da evvelemirde neyle olur:
‘Zararlılar’ın ortadan kaldırılmasıyla. Öyleyse nasıl bir ‘karşı ben’dir kovboy? Maharet ve gücün kahramanlaştırdığı bu........

Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin