Tanrı Yoksa Ben Neyin Kardeşiyim?

”İnsan ruhu baş kaldırmış, Tanrıdan korkmuyor artık, Leo kardeş.”

Böyle diyor Kazancakis, “Allah’ın Garibi” romanında. 13. asrın Avrupa’sında Tanrı’yı arayan Aziz Francesco’nun dilinden söylenen bu cümle, 20. Asrın Avrupa’sında “Belki de Tanrı yoktur”a evrildi. Elbette bunu söylemek yine de cesurca bir tavırdır. Papanın Tanrısal yetkileri sınırlandırılmış görünse de Toynbee’nin dediği gibi, “Herhangi ateist bir Avrupalıyı deşin, içinden Hristiyan çıkar.” Belki de Karamazov Kardeşler’deki Büyük Engizisyoncu haklıdır: “Özgürlük, özgür akıl, bilim öylesine çıkmaza sokacak onları, öylesine mucizeler, çözülmemiş sırlar çıkaracak karşılarına ki, bazı dik başlılar, azgınlar kendi kendilerini yiyecekler, öteki az güçlü dik başlılar birbirlerini yok edecekler, geri kalan güçsüzler, mutsuzlarsa sürünerek bizim ayaklarımızın dibine gelecek, şöyle bağıracaklar: “Evet, haklıydınız, O’nun sırrı yalnız sizin elinizdeymiş. Size geliyoruz, kendi kendimizden kurtarın bizi.”

Engizisyoncunun kehanetleri için erken ama AB liderlerinin arada bir topluca Papa Francesco’yu ziyaret edip toplu fotoğraf çekmesine bakarak, Toynbee’nin yorumunu ciddiye alabiliriz.

Bergman, işte böyle bir habitus içinde macerasını sürdüren Avrupa’da çekti “Sessizlik” üçlemesini. “Aynadaki Gibi” ve “Kış Işığı”ndan sonra üçlemenin son filmi olan ve üçlemeye adını veren, 1963 yapımı “Sessizlik” filmi, ilk iki filmdeki “Tanrı neden sessiz?” sorusunun aşıldığı ve “Tanrı zaten yok, sadece biz ve birbirimize duyduğumuz yabancılık var.” gerçekliğinin resmedildiği bir ilişkiyi anlatır. Tanrı kavramının yer almadığı modern bir toplumsal ortamda, aile bağlarının nasıl bir yüke dönüştüğünü ve bu bağlardan kurtulmaya çalışan bireyin sürüklendiği içsel yalnızlığı resmeder.

Tanrı Yoksa Ben Neyin Yüzbaşısıyım?

Birbirine muhtaç ama birbirinden nefret eden iki kız kardeş (Ester ve Anna) arasındaki ilişkinin insanî boyutları kadar kaotik tarafları da bulunmaktadır. Bir tren yolcuğunda geçici mola verdikleri Timoka ismindeki hayalî bir yerde iki kardeşin ve küçük Johan’ın yaşadıkları, Tanrı ile iletişim kesildiğinde insanın başına neler geleceğine dair ipuçları sunar izleyicisine. Dostoyevski’nin “Ecinniler” romanında........

© İnsaniyet