menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Umutla Yaşamak / 2026 Günlükleri

18 0
13.01.2026

1 Ocak 2026 / Perşembe

(1)

Yeni yılın ilk haberini sabah 10:00 sularında aldım… İlk olarak TRT Avaz koordinatörü Yücel Kılıçkaya haber verdi: Şu Bizim Ankara kitabı TYB’nin hatıra kategorisinde ödülüne layık görülmüş.

Yücel bey ödüllerin açıklandığı basın toplantısından haber veriyor olmalı. Zira gönderdiği fotoğraf basın bülteniydi. Orada şu yazıyordu: “Şehri sadece bir coğrafya veya bürokratik bir merkez olmaktan çıkarıp; 1980 ve 1990’ların hafızasını samimi, zarif ve estetik bir dille yeniden inşa eden Bilal Kemikli’nin “Şu Bizim Ankara” eseri hatıra dalında ödüle layık görülmüştür. (Hece Yayınları)”

Kendisine teşekkür ettim. Biraz sonra değerli dostumuz Mustafa Orçan da benzeri bir mesaj yolladı ve telefonla arayarak bizzat tebrik etti.

Gün bir ödülle başlamıştı. Doğrusu sevindim mi? Sevinmedim diyemem, ama her halde ödül yaşını geçeli yıllar oldu… Pek etkilemedi ödül. Teşekkür ettim, o kadar. Ödüller, teşvik ve takdir içindir. Takdir ediliyor olmak, güzel bir şey. Ancak teşvik yaşı geride kaldı. Bununla birlikte yine de sevindim. Ödül, yazılanların birileri tarafından görüldüğüne işaret ediyor.

Ankara kitabını serüveni, 1996’ya kadar gider. O vakit doktora teziyle meşguldüm. Bölüm Başkanımız değerli hocam Sabri Hizmetli’nin vesilesiyle bir komisyona dâhil olmuştum. Bu komisyon, Melih Gökçek’in Belediye Başkanı olduğu dönemde yazılması planlanan Ankara Kitabı komisyonuydu. O komisyon vesilesiyle kadim Ankara’yı tanımak nasip olmuştu. Lakin komisyonun hazırladığı o kitap bir türlü yayımlanamadı. Kayboldu gitti. Bilahare merhum D. Mehmet Doğan ağabeyimin teşvikleriyle Ankara’ya olan ilgim devam etmiş ve onun arzusu olan kitap Şu Bizim Ankara adıyla okuyucusuyla buluşmuştur.

Şunu da not edeyim: Asıl ödülü, esasen Hacname için bekledim. Çünkü Hacname, takriben otuz iki yıllık bir yazım serüvenine sahipti. İlk umre seyahatinden itibaren kayda alınan notlar, 2023’te hac farizasını eda ettiğim günlerde olgunlaşmıştı. 1992’de başlayan yazma serüveni, 2024’te kitaba tebdil etmişti. Ama nedense pek de dikkat çekmedi.

(2)

Bugün kar yağdı. Hava soğuk. Kış sohbetleri zamanı. Akşam emekli hocalarımız Saim Kılavuz hocamın rehberliğinde hanemizi şenlendirdiler. Hem ödülü kutladılar hem de pandemiden itibaren kesilen ev ziyaretlerini ihya ettiler.

Bu ziyaretle çok mutlu oldum. Son yıllarda, özellikle 2012’de Kütahya serüveniyle birlikte bir içine kapanma ve kendi dar çevremle yetinmeye başlamıştım. Pek ev ziyaretlerine gitmiyor, zorunlu olmadıkça ziyaretçi de olmuyordu. Oysa eskiden bazen fakir hanede fasıllar da icra ederdik. Merhum Ali Ulvi Saykal ve dostları, Mahmut Kanık, Mustafa Kara ve Saim Kılavuz o fasılların müdavimiydi. Pandemide fasıllara ara vermiş olduk. Sadece aynı dönem mezun olduğumuz birkaç arkadaşımızla, Eyüp Özüdoğru, İsmail Güler, Murat Güçyılmaz ve Hasan Taşdelen’den ibaret o dar grubumuzla ayda bir buluşmalarımız devam etmişti. Şimdi halka biraz daha genişleyecek gibi.

2 Ocak 2026 / Cuma

(1)

Bugün Sadettin Eğri için hazırlanan hatıra kitabı için talep edilen yazımı yazıyordum. Telefonum çaldı, Zülfikar Güngör Bursa’ya gelmiş. Bursa’da yaşayan oğlu Mustafa, yeni aldıkları eve taşınacakmış. Komşumuz olacak Mustafa… Telefonu kapattığımda yarım kalan yazımı da kaydettim bilgisayarımı kapatmıştım. Zülfikar hocayla fakültede buluşmak üzere evden çıktım.

Bugün gündemim hep Zülfikar Hoca oldu. İsmail Güler de geldi. Doktora öğrencilerimden Tubanur ve diğerleri de. Gün, gelen gidenlerle bereketli geçti.

Asıl gün akşam başladı. Bugün benim resmi doğum günüm. Geçen zamanlara dair defterime şunları yazdım.

(2)

Ne zaman doğduğumu bilemiyorum. Yıllar önce merhum anacığıma sormuştum bu meseleyi… Önce, “bilemiyorum oğlum”........

© İnsaniyet