Neredesin Ey Güneş

Aynı kavanoza konan farklı karıncalar kavanoz sallanınca birbiriyle savaşmaya başlar. Tehdit unsurları, farklı olana saldır borusu çaldırır.

Farklılıklar hayatın akışını hayati ölçüde anlamlandırır. Hepsi bizimle tıpatıp aynı insanlarla dolu dünya bence bir süre sonra yaşanmaz hale gelir. Öte yandan “fark”, büyük mücadeleler de başlatır. Bir ideolojiye, siyasete, kavgaya, savaşa dönüşür ve yaşam amacı haline gelir. Mevcut farkın gidişatı değiştireceğine dair yürekten inanç, “biz olsaydık” diye başlayan sloganlar üretir. Kulaklar farklı olana tıkanmıştır.

Kendisi gibi olanlardan oluşan bir gruba dâhil olmanın varlığı destekleyici güveni, o grubun tüm söylemlerini kayıtsız şartsız savunmaya hazır zihinler yaratır. Gruplar kendi fildişi kulelerini inşa ederler. Karşı kulenin elemanları yanlış yoldadır, dinden çıkmıştır, haindir, sarı sendikadır, korkaktır, cahildir, kötü niyetlidir vs.

Sürekli esip duran “kıtlık edebiyatı” rüzgârı da, ortalığa korku salar. Topraklardaki verimde düşüş yokken tepelerde yaşayanların aç gözlülüğü süreklidir. Öldükten sonra bile yemek ister gibi pastadaki paylarını büyütmek isterler. Bu paya göz diktiğini tahmin ettikleri şeylere karşı savaş hâlindedirler. Savaşın içinde kalanlar “insan kalmak”ta zorlanırlar.

Suyun kesilebileceğini anlayanların buldukları tüm kapları doldurması, akarsuyu olanlara bir vesileyle düşman kesilmek, suya sahip olanların tüm huzursuzluğun sebebi gibi görülmesi vb. gittikçe büyüyen bu merhaleler; kendi varlığını idame ettirme iştiyakıdır. Bu iştiyak “diğeri”ni insan olarak görmeyi zorlaştırır. Öldürmek “gerekli” bir şey olup çıkar.

Savaş çağrısı yapmak fiyakalı bir tavır olsa da farklılıklara ve “diğerine” tahammül en........

© İnsaniyet