Usulü ile Tarihi Bir Ders

Kum taneleri sorar mıydı haznesine düşme zamanı geldiğinde; yoksa usulca akıp giderler miydi saatlerinin içinden? Zaman gamlı bir kırlangıç sanki hiçbir yerde durmuyor. En çok tramvay duraklarında kovalıyorum onu. Okulun haftalarını devirdik sayılır; günler su gibi akıyordu sanki.

Ağaçtan takvimlerim vardı bahçede; gün geçtikçe sararıyor, ağaçtan düşüyordu. Günleri mevsimlerinden tanıyordum. Tramvaya bir de yükselmekte olan güneş refakat ediyordu; sahi, bu yarışı kim kazanırdı? Sabahın nurunda yola revan oluyorduk; ufkundan çekip çıkardığımız güneş ile derse giren her hoca sınıfı aydınlatıyordu.

Hâsılı, insan yolda en çok kendine rastlıyordu. Yol bu ya, hep aynı yerde bitiyordu.

Fakültemizin dev kolonları andıran yapısı her zamanki heybeti ile duruyordu işte. Islak avlu, tüm kışın ayak sesleri ile karşılıyordu bizi.

Büyük ana giriş kapısından girer girmez fark ediyorum asansör önünde bekleyen bir hocamızı. Onu bir sempozyumdan tanıyordum; naif duruşu, mütebessim çehresi ile ömrü boyunca gül derlemiş bir bahçıvan olgunluğu vardı üstünde. Dersime girmeyen bu hocaya beni fark ettirmesi ve sempozyumdaki sözlerine yorum yapmak için tam sırasıydı. Belli ki trafik yoğun… Araya sıvıştım. Asansöre birlikte binip binmemek arasında tereddütte kalan iki kız öğrenci vardı; ben de hemen katıldım aralarına. Bir anda doluşuverdik kabine. Kızların mahcup edası az sonra anlaşılacaktı.

Hoca, yüzünde rengini aldığı ciddiyet ile başladı siteme: “Ooo maşallah gençler! Sizler de bu yaşta asansör kullanıyorsunuz, bizim yaşımızda ne yapacaksınız peki?” deyiverince öğrenciler biraz daha mahcubiyet ile gülüştü aralarında; sütü döken bir çocuk misali…

Zaten öğrenciler, dersine girdiği sınıfın öğrencileri idi. Sıra bendeydi, kendimce karıştım söze: “Hocam, asansöre biniyoruz; çünkü sizin gibi kıymetli hocalarımız ile bir nebze de olsa karşılaşabilmek için. Gelin görün ki arkadaşların dersine zaten giriyorsunuz, ben ise ondan bile mahrumum.” Hoca muhtemelen “Ne saçmalıyor bu çocuk?” diye düşünüyor olmalıydı. Yine de şefkati galip gelmişti, tebessümüne taaccüp karışmıştı; “Hmm…” deyiverdi usulca.

Neden hızlı gelmişti ki asansör kata? Yolculuğumuz kısa sürmüştü. İçimin adımları hocanın gittiği yöne gidiyordu. Yine de bir kuvvet beni kendi dersimin olduğu sınıfa atmıştı........

© İnsaniyet