Kültür Emperyalizminden Millî Kültüre
“Kültür emperyalizmi, asırlar içinde, uzun bir tarih zarfında geliştirilen millî şahsiyeti meydana getiren manevi ve mukaddes unsurların birer birer harcanıp tüketilerek başka kültür şahsiyetlerinin işgal ve istilasına terk edilmesidir.” diyor Ahmet Kabaklı. Bu ülkenin en önemli meselesi; zihin-ruh kirlenmesi ve işgaline sebep olan kültür emperyalizmidir, manevi terör ve sömürgeciliktir. “Büyük Türkiye”, “Türkiye yüzyılı” idealinin önündeki en büyük engel de kültür emperyalizmi ve yabancılaşmasına sebep olan gayri millî eğitim, bilim, medya, kültür ve sanat anlayışıdır.
Küresel kapitalizm; sinema, edebiyat, müzik ile radyo, tiyatro, gazete ve televizyonla, yeni medya araçlarıyla, mağaza zincirleri ile “standart kıyafet”, “standart yemek ve damak”, ”standart müzik”, “standart edebiyat”, “standart güzellik”, “standart zevk”, “standart eğlenme”, “standart mizah”, “standart konuşma ve yazma” ile “standart hayat tarzı” oluşturmaktadır. Erkeklere kot, blucin, şort; kadınlara, yırtmaçlı veya mini etek, yırtık kot ile kişiliği yerine dişiliğini ön plana çıkartacak dar, şeffaf ve göbeği görülecek kadar kısa elbiseler yahut moda haline sokulan, tesettürden uzak başörtüsüyle insanlar kendi kişilik ve kültürüne yabancılaştırılmakta ve kültür emperyalizmine hizmet edilmektedir.
İstikbal ve istiklâlimiz; ne tek başına bilim ve teknolojide ne de ahlakını yitirmiş ve canavarlaşmış Batı medeniyetindedir. “Büyük Türkiye”nin istikbal ve istiklâli, aydınlık ve huzuru; kendi kültür ve medeniyetimizin ışığında bilgili, ahlaklı, vatansever, geniş ufuklu, onurlu, sorumlu, kişilikli, merhametli, adaletli, dürüst, cesur ve çalışkan olarak yetiştireceğimiz idealist bir gençlik ile “kökü mazide olan âti” bir millet olmamıza bağlıdır.
15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin içinde olup vatana, millete, devlete, mukaddeslerimize ihanet eden, Haçlı-Siyonist emperyalistlerin piyonluğunu yapan hainlerin çoğu; yüksek puanlı üniversitelerde yüksek tahsil görmüş alçaklar değil midir? Bu ülkenin en büyük hainleri, şerefsizleri, zalimleri, yolsuzları, rüşvetçileri, vicdansızları; zengin ve yüksek tahsilli, “namussuzluk ilminde yüksek lisans yapmış” insancıklar değil midir?
Bu ülkenin hakiki İslam âlimleri, büyük eğitimcileri, tarihçileri, edebiyatçıları, sosyologları, psikologları, dünya çapında gazetecileri, hukukçuları, işletmecileri, bürokratları, yöneticileri, düşünürleri, gerçek aydınları, millî sanatçıları, gönül adamları, “aşk estetiği”ne bağlı şair ve yazarları nasıl yetişecek? Günümüzde Yunus Emre, Fuzûli, Bâki, Karacaoğlan, Şeyh Galip, Yahya Kemal, Mehmet Âkif, Necip Fazıl, Turgut Uyar, Attila İlhan, Behçet Necatigil, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Abdurrahim Karakoç, Yavuz Bülent Bakiler, İsmet Özel gibi büyük şairler niçin pek çıkmıyor? Kaç yüzyıldır Mimar Sinan gibi dünya çapında bir mimarımız, Itri seviyesinde bestekârımızı niçin yetiştiremedik? Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Erol Güngör, Sezai Karakoç gibi büyük düşünürlerimizi; Ordinaryüs Prof. Dr. Ali Fuat Başgil gibi büyük hukukçularımızı, Şerif Mardin gibi büyük sosyologlarımızı, Fuat Sezgin, Halil İnalcık gibi büyük tarihçilerimizi, Teoman Duralı gibi büyük felsefecilerimizi, Turgut Cansever gibi medeniyet estetiğine sahip mimarımızı yetiştirecek sistemler, kurumlar, anlayışlar, eğitimciler var mı bugün?
“Çıkış Yolu III” isimli kitabında “Bu şekilde mi İslam’ı dirilteceksiniz? Bu şekilde mi istikbale hür ve bağımsız olarak çıkacaksınız? Edebiyatı olmayan bir milletin, sanatı olmayan bir milletin bağımsızlık hakkı yoktur. Ekonomisi güçlü olmayan bir milletin yaşama hakkı yoktur. Bilimi, silahı en ileri safhada olmayan milletlere hayat hakkı yoktur. Tarihin kanunları acımasızdır. Tabiatın kanunları acımasızdır. Görmüyor musunuz, yılan kurbağayı alıp yutuyor; canlı canlı, bağırta bağırta yutuyor. Hayatta bu da vardır. Milletleri de bu şekilde yutarlar.” diyor Üstad Sezai Karakoç.
Bizler, tarihimizi, coğrafyamızı, dilimizi, edebiyatımızı, sanatımızı, kültürümüzü, millî ve manevî değerlerimizi kısaca medeniyetimizi unuttuk. Gençlerimizin ne kadarını; lise ve üniversite öğrencilerinin hiç tereddüt etmeden Allah, vatan, bayrak, din, istiklâl ve namus için cihada gidip şehadet şerbetini içtikleri Çanakkale’ye götürebildik? Onlara tarih şuuru ve “Çanakkale ve Millî Mücadele ruhu” ile birlikte millî ve manevi değerlerimizi; millî kimlik ve şahsiyetimizi ne kadar verebildik?
Mütefekkir-Yazar Cemil Meriç’in: “Bizim medeniyetimiz; Süleymaniye’de kubbe, Itri’de nağme, Baki’de şiirdir.” sözünü idrak eden, medeniyet tasavvuruna sahip bir nesil yetiştirebildik mi? Kendi mimarimizin, şiir, edebiyat ve musikimizin, ebru, çini ve hat sanatlarımızın hatta evlerin, camilerin dışına kondurulan kuş evlerinin, mushafların kenar tezhiplerinin, dilimizdeki edebî tabirlerin medeniyetimizin “aşk........
