We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ihlamurun Buğusu

3 1 0
10.09.2021

Mor dağların ardında hüzün… Hasretin ağır geldiği, yalnızlığın besleyip büyüttüğü hüzün… Türkülerin içine sığabilen ancak, sonra yayılıp giden, Anadolu’ya, Balkanlara, Kafkaslara; ta Cezayir’e, Fas’a… Sonra iri gövdeli çınarların gür gölgelerindeki genç kızların gergeflerinde siyah gül işlemesi… Taş baskı yazmalara vurulmuş, karanfil değil, gül değil, acı biber desenleri…

Yiğitleri kılıçların kesmediği ama bir acı sözün yere serdiği içli bir onur… Gidip de dönemeyenlerin türküleri bir de:

Asker oldum giydim yelek

Eylen Suna gelin, eylen

Üç günde ayırdı felek

Eylen Suna gelin, eylen

Suna gelin, Suna gelin

Tez mektup yaz bana gelin

İzin alıp sana gelim

Sabahın erkeninde, kuş seslerini duymadan, seher yelini fark etmeden, çarıklarını sürümeden, yumuşak, kibar, nazik; vardı Akça ineğin yanına. Soluk gümüş rengindeydi bakırı, kalaylatamamıştı ki… Asker ağam gelse, yârelerim iyi olur, derdi hep. Sabreder, beklerdi. Martini de hep asılı dururdu bellemenin ortasındaki örste inceltilmiş demirden çivide.

Akça ineğim, pakça ineğim

Derdi çok, gülmesi yok meleğim

Akça inek sevindi, duyunca sözleri.

İnek sağımı kadar türküler söyledi yine. İki yıl mı olmuştu, üç yıl mı olmuştu asker ağam gelmeyeli. Akça inek her sabah türküler dinleye dinleye sağılmaya alışalı kaç yıl olmuştu?

– Olur mu nine, olur mu öyle şey? İnek hiç türkü dinler mi?

– Dinlemez olur mu torunum! Can değil mi o, onun da bir ruhu yok mu?

– Nine, hani bir de teşekkür vardı. İneğe teşekkür ediyordunuz ya!

– Ha, evet kızım. Ben anamda görürdüm gızanlığımda. Benim........

© İnsaniyet


Get it on Google Play