We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Avrupa'yla iletişimde Süleymanî pratik

23 0 1
17.09.2020

Doğu Akdeniz krizinde Fransa'nın -birinci elden örgütlediği kışkırtmalardan mülhem- "baş aktör" pozisyonunda bulunduğu için ülkemizde çok doğal olarak birtakım tarihî kesitlere göndermeler yapılıyor.

Bu göndermelerin başını ise Kanuni Sultan Süleyman'ın dönemin Fransa Kralı I. François'ya (Fransuva) yazdığı mektup çekiyor.

Hani şu "Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç veren Allah'ın yeryüzündeki gölgesi…" diye başlayan ve "Sen ki Fransa vilayetinin kralı Fransuva'sın…" diye devam eden meşhur mektup.

Mektuptaki "Süleymanî ton" fevkalade belirleyicidir. Gerçekten de tondaki heybeti ve gururu hissedemeyecek, söze dökülmüş şan ve şereften müteessir olmayacak tek bir insan bulamazsınız.

Cumhuriyet'in emekleme yıllarından 21'inci yüzyıla değin Türkiye'deki hemen hemen her iktidar işbu tonu farklı ülkelere yönelik sahiplenmiş ve tonun modern izdüşümlerinden ilham alagelmiştir.

Süleymanî tonun karşımıza çıkan hususî koşullara göre yeniden yorumlanarak pratiğe aktarılmasında kendi payıma bir sorun görmüyorum.

Ancak gördüğüm bir sorun var, o da şu: Tonda tıkanıp kalmamız ve arkada tonu besleyen akıllı uygulamalar silsilesini bilerek yahut bilmeyerek pas geçmeye alışmamız.

Kanuni'nin devrinde Avrupa'nın iç bünyesinde kaydedilen anlaşmazlıklar ve ayrılıklar çoğunlukla dinî karakterde ilerlemişse de "ulusal" nitelikli şuurların da filizlenmeye başlamış olduğunu not etmeliyiz.

Martin Luther'in işaret fişeğini yaktığını Reform hareketiyle Katolikler ile Protestanlar arasında çekişme belirmişti. Papalık makamı yoğun bir tenkit yağmuruna tutuluyor, çatırdıyor ve bariz bir biçimde güç kaybediyordu.

Buna mukabil, özellikle V. Charles (Şarlken) ile I. François'yı birbirini boğmak için çaba harcamaya iten ulusal dinamikler de yürürlüğe giriyordu.

Tarih meraklıları bilirler, V. Charles ile I. François'yı kavgaya sürükleyen ana etken salt bir "taht" yahut "taç" kapışması değildi.

Ana etken, V. Charles'ın "evrenselliğe açılan bir monarşik statü" istemesiyken, I. François'nın Fransa tacının "ulusal-yerli" vasfını muhafaza etmeye dönük bir tutumu öncelemesiydi.

Kanuni, Avrupa'nın "parçalı" hakikatini çok iyi kavradı ve buna uygun bir diplomatik ağ ördü. Bir yandan Protestan, ardından da Kalvinist öğeyi Avrupa siyasetinin merkezine yerleştirirken, diğer bir yandan da Protestanlık argümanının üzerine bina edilen "bölme" stratejisini özümsedi ve maharetle tatbik etti.

Bu anlamda tarihçilerin, hele ki bugünlerde, Kanuni'nin o dönem ustaca sergilediği dış politika manevralarına mercek tutmaları fevkalade müspet bir adım olur.

Zira Kanuni'nin sadece tonuna değil, esasen ve en önemlisi rasyonalizmine ziyadesiyle muhtacız.

Görüşüm bu yönde zira Sultan Süleyman'ın 16'ıncı yüzyılda nakşettiği diplomatik "doktrinin" 21'inci yüzyılın yansıttığı Avrupa manzarası karşısında ulusal egemenlik ilkeleriyle harmanlanarak "güncellenebileceğine" kâniyim.

Hararetli tartışmaların ilk kıvılcımlarını önlemek adına bir hususun altını çizeyim:

Güncellemeden kastım şüphesiz ki Kanuni'ye has kılınan müstesna "fetih" anlayışı değil. Burada askerî mantığın ötesindeki diplomatik kurguyu öne çıkarmak niyetindeyim. Başka bir deyişle tona eşlik eden aklı…

Bugün görünürde oldukça homojen ancak somutta bir o kadar heterojen olan bir Avrupa gerçeğinin tanıklarıyız. Herhangi bir konuda monoblok bir tepki vermekten âciz, siyasî birlik ilkesinin kırıntısını dahi vücuda getirmekten hâlâ çok uzak ve iç denge(sizlik)lerin iç fay hatlarıyla bezendiği bir Avrupa pratiğiyle yüz yüzeyiz.

Avrupa'nın hâlihazırda içerideki genel bir "kümelenme" haritasını çıkardığımızda görürüz ki en az altı farklı "havza" meydana geliyor.

Bunlardan ilki ünlü "Paris-Berlin" hattı, ikincisi ise Batı Avrupa'da Fransa ile Almanya'nın ortaklaşa "idare ettikleri" ülkeler kategorisidir (Benelux........

© Independent Türkçe


Get it on Google Play