We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ağrı İsyanı’ndaki kadın ve çocuklara ne oldu?

103 0 58
02.08.2020

İster isyan denilsin isterse direniş diye adlandırılsın, Ağrı ayaklanmasına kadar olan yaklaşık 130 yılda Kürtlerle Osmanlı ve Cumhuriyet iktidarları arasında onlarca ciddi silahlı çatışma yaşanmıştır.

Ağrı bölgesi ve çevresinde başlatılan isyanın, diğer Kürt ayaklanma veya direnişlerinden ayıran üç belirgin özelliği bulunmaktadır:

1) İstisnaların dışında isyan önderlerinin tamamına yakını, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde devlete hizmet etmiş; devletin politikası doğrultusunda çeşitli cephelerde çatışmış ve sivil hayatta iktidarlarla işbirliği yapan şahsiyetlerdir.

Ancak devlet, 1925 Şeyh Said İsyanı’yla hemen hiç ilgileri bulunmamış (Ferzende Bey ile İhsan Nuri Paşa dışında) olan bu şahısları bir şekilde cezalandırma yoluna gitmiştir.

Başta Bıroyê Heskê Telli (veya Tello) olmak üzere bu duruma tepki gösterenler silaha sarılıp dağa çıkmıştır.


2) İsyan, başlangıçta Kürt milliyetçiliği temelinde değil, devletin vefasızlığına bir tepki olarak başlamıştır.

Hoybûn ve eski Osmanlı-Cumhuriyet subayı olan Yüzbaşı İhsan Nuri’nin işe el atmasıyla beraber bilinen anlamda milliyetçi bir nitelik kazanmıştır.


3) İsyanın en temel özelliklerinden biri de isyancıların kadın-çocuk demeden aileleriyle birlikte Ağrı dağının yükseltilerindeki karargâh ve cephelerde yer almalarıdır.

Yazımızın konusu da budur: İsyana kitlesel bir kadın katılımı söz konusudur. Hem önderlerin anne, eş ve kızları hem de isimsiz isyancıların aileleri vardır. İran, Irak ve Türkiye’deki geçmiş Kürt isyanları sırasında bunun çok az örneğine rastlıyoruz.


Misal; Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki direnişçileriyle nam salmış Çemçemal’de görüştüğüm (yıl 2013) Hemawan aşireti reisi Kerim Ağa (80 yaşındaydı), “Osmanlı birliklerine karşı vur-kaç taktiğiyle verilen silahlı mücadeleye aşiret kadınlarının da çatışmalara fiilen katıldıklarını…” söylemişti.


Ağrı Dağı'ndaki kadınların ne iş yaptıklarına dair elimizde ayrıntılı bilgiler bulunmuyor. Heyderan aşireti ileri gelenlerinden Nadir Bey ile Zarife Hanım’ın oğlu Kemal Süphandağ, Ağrı isyanı konusunda kitap yazmış; aşiret reisi olan dedesi (Kor) Hüseyin Paşa’nın Hamidiye Alayları komutanlığından başlayıp Hoybûn teşkilatında sona eren hayatını belgesel film olarak kayda geçmiş.

Ona da sordum;

Bir defasında babamın burnunu akrep sokmuş, annem de onu tedavi etmiş. Yine annem anlatmıştı: Bir keresinde askeri birlikler, şiddetli hücuma geçmişler ama Ferzende Bey’in yiğit eşi Besra ile diğer hanımlar, kendilerini geri püskürtmüşler…


Kemal Süphandağ’ın yengesi Vahide’nin de yenilgi sonrası çekilirken elinde silah varmış.

Buradan da anlıyoruz ki, durumu müsait olan kadınlar hem cephede erkeklerle omuz omuza çatışıyor; hem de cephe gerisinde hemşirelik ve kevanilik (mutfak işleri) gibi faaliyetlerde bulunuyorlarmış.

Keza aynı dönemde dağda değil ama farklı mıntıkalardaki baskınlarla adını duyuran meşhur Êlican’ın 12 yaşındaki oğlu Mıhemed Reşid’in de çatışmalara katıldığı, yenilgi sonrası gittiği Suriye’de 20 yıl kaldığı bilgisi var.

Bu, o yaştaki çocukların bile mevzilerde yer aldıklarının delili sayılabilir.

Sorumuz şudur: Yenilgiden sonra o kadar kadın ve çocuğun başlarına ne gelmiştir?

Bir anlatıma göre; Ağrı Dağı’ndaki ana karargâh ve çevresi, yaklaşık 60 bin kişilik ordu birlikleri tarafından kuşatmaya alınınca erzak, teçhizat ve cephane sıkıntısı başlamış, aileleri korumak imkânsız hale gelmişti.

İhsan Nuri ile bir kısım önderler, öncelikle sivilleri kurtarma ve karargâhtaki güçleri başka bölgelere nakledip dağıtma planı yapmaya başladılar.

Bıroyê Heskê Telli buna karşı çıkarak, “Güçsüz ihtiyarlar ve çocukların kılıçtan geçirilmesini, direnecek olanlarınsa son nefeslerine kadar savaşmalarını” önermişti.

“Düşman onlara dokunup öldüreceğine ben öldürsem daha iyi!” diyerek elindeki kılıçla, önce kendi aile ve akrabaları üzerinde planını denemeye çalışmış, oradaki dini ve siyasi şahsiyetler, gözyaşları içinde yalvararak kendisini bu işten vazgeçirmişler.

Doğubayazıt gazetesindeki yoruma göre; vazgeçirilinceye kadar Bıro, 10 kadar sivili katletmiş.

Konuya ilişkin tanıklara başvuran Iğdırlı yazar Mücahit Hun ise, bu yönde bir anlatıma rastlamadığını söylüyor.


İsyan sırası ve sonrasında kendilerinden çokça bahsedilen kadınların hikâyelerini sırayla özetleyelim:


Yaşar Hanım: Kimi rivayetlere göre Kürt-Gürcü bir anne ve babanın kızı olan Yaşar Hanım’ın ailesi İstanbul Üsküdar’da oturuyormuş ve iyi tanınıyormuş.

Abisi Dr. Ali Haydar, orduda subaymış. Yanında kalmak üzere Iğdır’a gittiğinde (1918) aynı askeri birlikte bulunan İhsan Nuri Paşa’ya âşık olmuş, 1922’de nikâhlanmışlar.

1924 Beytüşşebap ayaklanması sayılabilecek olaya adı karışan İhsan Nuri yüzünden hem çevresi hem devlet tarafından maddi/manevi baskı görmüş.

Ağrı İsyanı sırasında tutuklanmış; tertiplere maruz kalmış. Siirt’ten Erzurum’a gözetim altında gönderilmiş. Başına olmadık işler gelmiş; hatta eşinden boşanması için çok sıkıştırılmış.


Torunu sayılan Doç. Dr. Kumru Toktamış’ın anlattığına göre, boşanmak zorunda kalmış. Boşanma işi devlet yetkilileri önündeki bir duruşmada gerçekleştikten sonra “Sözün ne önemi var, önemli olan gönüldeki” diyerek hem kendini teselli etmiş hem de ağlamış.


1928 yılında devlet ile Ağrı isyancılarının anlaşması üzerine İzmir-Mersin-Halep-Bağdat-Tebriz üzerinden Ağrı Dağı'ndaki eşinin yanına gitmiş.

İsyanın bastırılmasından sonra birlikte Tahran’a geçmişler; orada zor şartlar altında meşakkatli ve sürekli polis gözetiminde mülteci hayatı yaşamışlar.


Verem hastalığından ötürü sadece yoğurt yiyebiliyormuş. 1976’da şüpheli bir trafik kazasında ölen İhsan Nuri Paşa’yı Tahran’da defnetmiş.

Eşi ve hayatına ilişkin anılarını kaleme alan cefakâr ve vefakâr Yaşar Hanım’ın kitabı Türkçeye de çevrilmiştir. Kendisi, 1 Ocak 1984’te Tahran’da vefat etti.


Mirdêsi Hanım: Bıroyê Heskê Telli’nin 110 yaşındaki annesidir. Oğul ve torunlarıyla birlikte Ağrı’daki isyan karargâhındaymış.

1928’deki bir uçak saldırısında göğsünden ağır yaralanmış. Ölümünden az önce İhsan Nuri Paşa’ya şunları söylemiş:

Ben, oldukça yaşlı bir kadınım. Yaramdan ötürü çok yaşayamam ama Allah’ıma binlerce şükür olsun ki, Kürt halkı uğruna öleceğim.


Rabiya Hanım: Eşi Bıroyê Heskê Telli, sınırın İran tarafındaki Şah’ın korucularından (Kürt) Emerxan tarafından katledilince, isyanın namlı ismi Iğdırlı Şeyh Abdülkadir ile evlenerek bir süre Tahran’da kalmış.

Sonra da muhtemelen eşiyle birlikte Mehabad Kürt Cumhuriyeti bölgesine gitmiş. 1947’de Mako şehrinde ölüp defnedilen Şeyh Abdülkadir’in ardından Rabiya Hanım’ın akıbeti hakkında bilgimiz bulunmuyor.


Besra Hanım: Ferzende Bey’in eşi. Tanıklar, onun son derece cesur ve hareketli olduğunu........

© Independent Türkçe