NATO yeni küresel düzende nasıl bir rol üstlenecek?
Trump’ın ikinci başkanlık dönemindeki ABD dış politikası, uluslararası istikrar ve küresel düzenin geleceği konusunda derin endişelere yol açıyor. Gümrük tarifeleri artırımı, Grönland’ın ilhakı yönündeki çıkışları, İran’a saldırı ve NATO’ya ilişkin sert açıklamaları birçok siyasetçi ve analisti “Liberal dünya düzeninin sona erdiği” yorumuna yöneltti. Kanada Başbakanı Mark Carney, Trump’ın “dünya düzeninde bir kırılma” yarattığını söylerken, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen artık eski düzenin var olmadığını dile getirdi. Münih Güvenlik Raporu 2026 ise Trump dönemindeki ABD politikasını, savaş sonrasında kurulan uluslararası düzenin kapsamlı biçimde çözülmesi olarak tanımladı.
Ancak liberal dünya düzenindeki sarsıntı Trump ile başlamadı. Çin’in ekonomik yükselişi, güç dengelerindeki değişim ve çoklu krizler uluslararası sistemi zaten yeniden şekillendiriyordu. Trump, bu dönüşümü hızlandıran ve görünür kılan gürültücü aktör oldu.
Ekonomik güç Çin’e, askeri üstünlük ABD’ye mi kaldı?
2008 ekonomik krizinden itibaren dünya düzeninin merkezinde, ABD ile Çin arasındaki rekabet yer alıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ABD, kendisini dünyanın hâkimi olarak görüyordu, ancak son yirmi yılda Çin’in ekonomik yükselişiyle karşı karşıya kaldı. Çin ekonomik güç olarak büyürken ABD’nin en belirgin üstünlüğü askeri alanda kaldı.
Bu nedenle Washington son yıllarda küresel etkisini giderek daha fazla askeri kapasitesini kullanarak güvenlik ilişkileri üzerinden sürdürmeye çalışıyor. Buna karşılık Çin, ticaret, altyapı yatırımları ve devlet odaklı ekonomi yönetimi araçlarını kullanarak küresel etki alanını genişletmeye devam etti. Dahası Pekin, uluslararası sistemde kendisini giderek daha öngörülebilir, dengeli bir aktör olarak sunmayı başardı.
Çin, bugün Avrupa ve Asya’daki birçok ABD müttefiki açısından, vazgeçilmez bir ticaret ortağı ve yatırımcı konumunda bulunuyor. Biden yönetimi ve birinci Trump yönetimi, müttefiklerini Çin’e karşı ortak bir strateji etrafında birleştirmeye çalıştı. Bunda başarılı olamayınca Washington; gümrük tarifeleri, siyasi baskılar ve güvenlik tehdidi gibi araçlara yönelmeye başladı.
Bugün ABD müttefikleri, ekonomik çıkarları ile güvenlik kaygıları arasında sıkışmış durumda. Bir yandan büyüme, istihdam ve yatırımlar için Çin ile ekonomik ilişkilerini sürdürmek istiyorlar. Diğer yandan güvenlikleri için hala büyük ölçüde ABD’ye bağlılar. Washington da bu bağımlılığı kullanarak, müttefiklerine Çin ile ekonomik ilişkilerin sınırlandırılması yönünde sürekli baskı uyguluyor. G7 zirvesinde, Çin’in belirleyici konumda olduğu nadir toprak elementleri başta olmak üzere kritik tedarik zincirlerinde, dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik alınan kararlar, bu baskının giderek daha kurumsal bir nitelik kazandığını gösteriyor.
ABD güvenlik koordinatörlüğüne geçebilecek mi?
Trump’ın zaman zaman dile getirdiği “NATO’nun ömrünü tamamladığı” ya da “ABD olmadan bir anlam taşımadığı” yönündeki açıklamalar, ilk bakışta NATO’nun dağılacağı veya ABD’nin ittifaktan çekilmeyi düşündüğü izlenimini yaratıyor. Oysa Washington’ın son........
