Hiçbir şey hayal ettiğim gibi değil

“Hiçbir şey hayal ettiğim gibi değil.”

Bazen insanın ağzından böyle bir cümle dökülür; görünüşte sıradan, hatta fazla tanıdık. Oysa bazı sıradan cümleler tam da bu yüzden tehlikelidir. İçlerinde çok şey taşırlar. Yıllarca biriken tortuyu, susulmuş sözleri, kırık anların ince tozunu ve bir türlü adı konamamış yabancılık duygusunu tek bir yerde toplarlar. Bir anın ani sesi değildir bu cümle; uzun zamandır içeride bekleyen düşüncelerin, yarım kalmış umutların, zamanın kenarına sıkışmış kırgınlıkların yavaş yavaş biçim almış hâlidir. İnsan bazen neyi kaybettiğini tam bilmeden, neye kırıldığını bütünüyle anlayamadan bu cümleyi kurar. Çünkü bazı şeyler açıkça kırılmaz; sadece zamanla incelir, solar, uzaklaşır.

Hayal, yalnızca uykuya ait bir süs değildir. İnsanın gelecekle kurduğu ince bağdır; henüz olmamış olanı çağırma, ona bir yer açma, dünyayı olduğu hâliyle değil de başka türlü mümkün olabileceğiyle görme biçimidir. O bağ koptuğunda yalnızca bir beklenti boşa düşmez; insanın gelecekle konuştuğu dil de zedelenir. Belki de insan en çok bu yüzden yorulur. Hayal ettiği şeyle yaşadığı hayat arasındaki mesafe büyüdükçe…

Bu cümle bende de yıllardır dolaşıyor. Başlangıçta kişisel bir kırılma gibi duyulur hep; insan kendi hikâyesinin içine kapanır, olup biteni yalnız kendine çarpan küçük bir hayal kırıklığı sanır. “Daha fazlası yok,” der. Sanki mesele yalnızca onun başına gelmiş, yalnızca onun kapısı açılmamış gibi.

Ama zaman geçtikçe anlar. Kırılma çoğu zaman tek bir kişiye ait değildir. Aynı geleceği bekleyen, aynı umuda yaslanan pek çok hayatın içinden geçen ortak bir sürtünmedir bu. Hayal ile hayat arasındaki yarık, olmadı denilerek geçilecek bir boşluk değil; her gün yeniden kurulan, içe sızan, insanı kendi hikâyesiyle karşı karşıya bırakan derin bir uyumsuzluktur.

Herkes hayatın evine bir anlatıyla girer. Bir hikâyeye, bir beklentiye, bir sıcaklığa inanarak yürür. Fakat ev ev olmaktan çıktığında, insanın kendi hikâyesiyle kurduğu ritim de bozulur. Sevdiğini söyler ama sevdiğinin içinde kaybettiği başka bir şeyi arar. Karşısındakine bakarken yalnızca onu değil, kendi içinde eksik kalmış parçaları da görür. Bu hem iyileştirici hem ürkütücü bir keşiftir. İnsan bazen başkasında kendi kaybını, kendi gecikmiş anlamını, kendi yarım kalmış rüyasını........

© İlke TV