Siyasal islamın ekonomi-politiğinin özeti: Sıcak kumlardan ateşin ortasına atlamak |
AK Parti şansı yaver giden bir partidir, bakmayın onlarca badireyi atlattıklarını iddia etmelerine… Söz gelimi 3 Kasım 2002’deki genel seçimlerde yüzde 34.28 oy oranıyla iktidara geldiğinde, Türkiye bir finansal krizden yeni çıkmış, Dünya Bankası’nın misyoneri Kemal Derviş’in önlem paketiyle bankacılık sistemindeki sorunlar çözülmüş, neoliberal politikalar doğrultusunda yeniden yapılanma gerçekleşmişti. Küresel ekonomi ve küresel siyaset, o zamanlar ‘gelişmekte olan ekonomiler’ diye tanımlanan Türkiye ve benzeri ülkeler için müthiş elverişli bir ortam içindeydi. Yine o dönemin tabiriyle, ‘gökten helikopterle dolar yağdırıyorlardı’. Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ile balayı yaşıyordu. Küresel finans yayınları, Türkiye’yi ‘gelişmekte olan ülkelerin yükselen yıldızı’ olarak tanımlıyordu. Aslına bakarsanız, o dönemde eğer vizyoner bir iktidar olsaydı, düşük faizli uluslararası krediler ve milyarlarca dolarlık doğrudan yabancı yatırımlarla, Türkiye yapısal ekonomik sorunlarını çözebilir, gerçekten de ‘gelişmekte olan ülkelerin yükselen yıldızı’ olma unvanını elde edebilirdi. Ancak, siyasal islamcı bir partinin iktidarında bunu başarmak mümkün değildi ve aynen öyle oldu. Eğer ki AK Parti iktidarının ilk iki hükûmeti döneminde, Türkiye bir sıçrama gerçekleştirebilmişse, bunun tek bir sebebi var, o da Kemal Derviş’in reformları, ekonominin zorunlu dipten dönüşü ve küresel konjonktür… Bakmayın siz, Ali Babacan’ın kendini ‘dâhi ekonomist’ sanmasına ve bugün hâlâ atıp tutuyor olmasına, havadan yağan dolarları gerekli olan altyapı yatırımlarını bir yana koyarsak, betona ve yolsuzluğa gömmenin sorumlularından biri de odur!
PANDEMİ ÖNCESİNDE HER ŞEY ZATEN OLDUKÇA KÖTÜYDÜ
Sonrasında yavaş yavaş deniz bitmeye, küresel ekonomi yapısal krizlerle boğuşmaya başladı. 2018 yılıyla birlikte, her şey daha da kötüye giderken, AK Parti ve icraatlardan sorumsuz ortağı MHP ittifâkında, Türkiye yokuş aşağı koşuyordu artık! Küresel düzen tıkanmış ve öngörülemez bir hâl almıştı. Tükiye ekonomisi zonlanıyordu, küresel ekonomide de yapısal sorunlar ve jeopolitk hesaplaşmaların zamanı gelmişti.
Ve derken, Covid-19 pandemisiyle yüzleşme zamanı geldi çattı. Batının gelişmiş ekonomilerinin acizliğiyle kıyaslandığında, siyasî iktidara rağmen bu pandemiyi ucuz atlatmamızın tek sebebi, sağ iktidarların yok etmek için ellerinden geleni yapmalarına rağmen sosyal devletin hâlâ yıkılmamış olmasından başka bir şey değildi. Pandemi ve sonrası dönemde gelişmiş ekonomilerin bastıkları trliyonlarca dolardan da Türkiye ekonomisine akan bir şey olmadı. Zira yolsuzluk ve bürokratik karmaşa içinde, derinliği olmayan bir borsaya sahip, makro dengesizliklerle boğuşan bir ülkeye yatırımcı gelmezdi.
DENİZ BİTERKEN, YILANA SARILIRSAN!
Yıl 2021’di ve AK Parti kurmayları ekonominin darboğazda olduğunun farkındaydı. Büyüme ve istihdam olmazsa, iktidarda kalmaları pek mümkün görünmüyordu. Büyük olasılıkla birkaç cahil danışmanın güdük aklıyla, iktisat tarihinin en ‘akıldışı’ uygulamalarından biri hayata geçirildi. Eğer ki kamucu, planlı ve devlet denetiminde bir ekonomi olsaydı, belki yürüyecek bir modeldi ama bunu gündeme getirenler tepeden tırnağa neoliberal, aynı oranda beceriksiz ve yolsuz bir iktidarın temsilcileriydi.
İşte, bugün bu hâlde olmamızın müsebbibi olan ‘Türkiye Ekonomi Modeli’ (TEM) böyle ortaya çıktı.........