Dünyanın endişeleri bir yana Türkiye’nin dertleri diğer yana |
2020 yılından bu yana insanlık tarihi bu denli can alıcı risklerle hiç karşılaşmamıştı. İki dünya savaşı öncesinde bile, belki bu kadar birikimli bir risk yükü yoktu! Ekonomik kriz, siyasî kriz ve savaşlar döngüsel olarak hep var oldu, ancak ahlakî, düşünsel ve ekolojik krizlerin bu kadar belirginleştiği, artık ‘geleceksizlik’ ve ‘değersizlik’ olarak tarif edilecek bir noktaya bu denli yaklaşmadık sanırım. Bu sadece bazı ülkeler için de geçerli değil, sanki türsel bir yok oluşun kıyısında dolaşıyor gibiyiz. Korkuyor ama ne yapabileceğimizi bilemiyoruz.
Buna karşın, risk haritaları çizilirken, garip bir iyimserlik içindeymişiz gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Sanki “Can çıkmadan ümit kesilmez” deyişini doğrular gibi! Tabii bu göreli iyimserliğin bir sebebi de, bu risk analizlerinin iş dünyası odaklı yapılıyor olması… İşini kaybedecek olanlar da, bir doğal afette ölme riski yüksek olanlar da, savaşa gidecek ya da açlıkla yüzleşecek olanlar da onlar değil sonuçta! Son tahlilde, patron ya da üst düzey yöneticilere danışmanlık yapan risk yönetim uzmanlarıysanız, göreviniz riske bakıp fırsatı göstermek değil midir? Onlar da görevlerini yerine getiriyor, riskleri belirleyip kendi hesaplarını yapıyor. Riskler ortaya çıkmış gibi görünüyor. En azından onların algı süzgeçlerinden geçenler…
KÜRESEL RİSKLERİN
HER BİRİ CAN ALICI
Geçtiğimiz hafta, 2026 yılına ilişkin iki risk raporu yayımlandı. Biri neoliberal düzenin en önemli kuruluşlarından olan Dünya Ekonomik Forumunun (World Economic Forum-WEF) ‘Global Risk Report 2026’, diğeri ise küresel sigorta şirketi Allianz Commercial’ın ‘Allianz Global Risk Barometer 2026’ raporları… WEF’in raporunu şimdilik bir köşeye koyup, iş dünyasının algısını ölçümleyen, hem küresel risk sıralamasını hem de Türkiye’nin risk sıralamasını içeren ‘Küresel Risk Barometresi 2026’ üzerinden bir yıl beklentisi ortaya koymaya çalışacağım.
Bu yıl yayımlanan, ‘Allianz Risk Barometresi’nin 15’inci raporu… 97 ülke ve bölgeden, 23 farklı sektörden 3 bin 338 risk yönetimi uzmanının görüşleriyle hazırlanmış. İlk on risk raporda şöyle sıralanıyor: Siber olaylar yüzde 42, yapay zekâya ilişkin endişeler yüzde 32, iş kesintisi yüzde 29, mevzuat ve yönetmeliklerdeki değişiklikler yüzde 26, doğal afetler yüzde 21, iklim değişikliği yüzde 19, siyasî riskler ve şiddet yüzde 15, makroekonomik gelişmeler yüzde 14, yangın ve patlamalar yüzde 13, pazar gelişmeleri yüzde 13…
SİBER SALDIRILAR
BEŞ YILDIR İLK SIRADA
Rapora göre, 2026 yılı için siber olaylar, özellikle de fidye yazılımı saldırıları, her büyüklükteki şirket için art arda beşinci kez bir numaralı risk olarak öne çıkıyor. Yapay zekâ kaynaklı riskler ise en büyük yükselişi göstererek onuncu sıradan ikinci sıraya yükselmiş. Bu risk algısı, tüm sektörlerdeki şirketler için geçerli. Araştırmaya katılanların yarıya yakını,........