2026’ya miras kalan: Riskler, belirsizlikler ve kırılganlıklar
2026 yılında Türkiye ekonomisini bekleyen riskler ve azıcık da fırsatları değerlendirmeden önce, Süper Kupa finali üzerinden bir hatırlatma yapayım! Sosyal medyada bir borsa hesabı ilginç bir kıyaslama yapmış. Süper kupa tarihinde; Galatasaray ve Fenerbahçe’nin final oynadığı son maç 2014 yılındaydı. O tarihteki bazı ekonomik verileri sıralayayım: Asgari ücret 846 TL, enflasyon yüzde 8.17, 1 ABD Doları 2.17 TL, gram altın 89.7 TL, simit 0.75 TL, 1 kilogram et 17 TL… Sanki bir yüzyıl önceden gelen rakamlar gibi geliyor değil mi? İşte o tarihten bu yana, özellikle de Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne (CHS) geçildikten ve ‘Türkiye Ekonomi Modeli’ denilen garabetin uygulamaya konulmasından sonra, bugün karşımızdaki rakamlara bakmak, sanki bir distopyada yaşıyor izlenimi veriyor. Bugün asgari ücret 28,075 TL, enflasyon makyajlanmış TÜİK rakamlarıyla bile yüzde 30.89, 1 ABD Doları 43.07 TL, gram altın 6,251 TL, simit 25 TL ve 1 kilogram et, o da kıyma ya da kuşbaşı olursa 820 TL… Bunun tek bir adı var; Türkiye nüfusunun yüzde 80’i açısından ekonomik kırım!..
ONLAR UÇUYOR AMA
MİLLET ÇAKILIYOR!
Malum 2025, bu toplumun yüzde 40’ı açısından açlıkla yüzleşme, kalan yüzde 40’ı için yoksullukla mücadeleyle geçti. “Cumhuriyet tarihinin en zorlu yıllarından biriydi” desek, çok da abartmış olmayız! İster 2023, ister 2024, ister 2025 yılının ilk günlerinde cumhurbaşkanı ve bakanların ekonomiye yönelik verdikleri mesajları hatırlıyor musunuz? Uçacaktık!.. Evet bir şekilde uçtuk ama uçurumdan aşağı!
Kendilerinin bile inanmadığı vaatleri tekrarlamaktan bıkıp usanmıyorlar ve galiba tekrarlaya tekrarlaya inanmaya da başladılar. Ben sadece, ekonomiye ilişkin yazmak durumunda biri olarak, ciddiye almak ya da en azından izlemek mecburiyetinde olduğum yetkililerden birinin 2026’ya yönelik açıklamaları üzerinden gideceğim; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in…
BİTARAF GİBİ YAPARSANIZ
BERTARAF OLURSUNUZ
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) düzenlediği toplantıda konuşan Şimşek, korumacı politikaların artık geçici değil, ‘yeni normal’ haline geldiği saptamasını yapmış önce, ki zaten bu konuda şüphesi olan yok. Sonrasında konuşması biraz ilginçleşiyor ve Polyanna sendromu her zamanki gibi devreye giriyor. Bölgesel entegrasyonun Türkiye açısından hayatî önem taşıdığına dikkat çekiyor, küresel ticarette parçalanmanın arttığı bir dönemde, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın sunduğu avantajları daha etkin kullanması gerektiğini söylüyor. Güzel ama nasıl? Mesela bir Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi cesaret gösterip BRICS’e üye olabildik mi? Yok, öyle kapıda bekler gibi yapıyoruz!........
