menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sürgün

20 0
08.06.2026

İnsan, yersizlik ve yurtsuzluk üzerine düşündüğünde, karşısına çıkan ilk şey, baskı dönemlerinde karşılaştığı antidemokratik uygulamalar oluyor. Dünyanın her yerinde, her karış toprağında yaşanan dramatik sonuç bu. Faşizm koşulları hakim olunca, öncelikle ne kadar kazanım varsa onlara saldırılıyor. Sonra da ne kadar muhalif varsa onlar yok ediliyor. Baskı dönemlerinin en belirgin özelliği; örgütlülüğü dağıtmak, etkisizleştirmek, insanları yalnızlaştırıp çaresiz bırakmak. Korku ve panik halleri bir kabusa dönüştüğündeyse, son hamle tamamına ermiş oluyor. Sonrası işkence, ağır baskılar, sürgün… Ne çok insan böyle hayattan kopartıldı.

Bir yerden bir yere kaçmak, ilk anda bir kurtuluş gibi görünse de yıkıcı sonuçlar yaratır. Gidilen yerin yabancısı olmak, bir başka travmayla karşı karşıya kalmak demektir. Gelinen yerde ötekiyken, gidilen yerde ötekinin ötekisi olma halleri, tutunmanın zorluğunu katmer katmer yaşatır. Bir yerde ağır baskı ve işkence, diğer yerde tecrit olma, uyumsuzluk ve savrulma var. Yani otoritenin kıyımı içeride, yakalama ve etkisizleştirme olurken; dışarıda psikolojik bir tahribata dönüşüyor. Gitmek kurtulmak anlamına gelmiyor. 12 Eylül faşizminin ağır koşulları, 90’lı yılların yangına dönen zulmü çok insanı sürgüne zorladı. Sürgün yollarında ölenler, gittikleri yerlerden dönemeyenler, intihar edenler, vatandaşlıktan çıkarılanlar o kadar çok ki. Saddam’ın katliamından kaçanlar, Molla rejiminden kaçanlar, Suriye’deki savaştan kaçanlar, İsrail’in zulmünden kaçanlar, Sırpların yaptıklarından kaçanlar… Akdeniz bir denizden öteydi. Kıyıya vuran bedenler insanlığın tanık olduğu vahşetin son dalgaları olarak tarihe geçerken, sahtekârlık ve yalan bir başka boyutu olarak not ediliyordu.

Nazım sürgüne giderken, dönebilme umudu taşıyordu ve hiçbir zaman olmadı. Mezarı çok sevdiği ülkesinden uzakta. Sabahattin Ali yapılan zulümlere dayanamayınca kaçmak zorunda kaldı ve katledildi. Yılmaz Güney’e sadece bir sinemacı, bir oyuncu olarak bakmak yanlış olur. O hem politik bir figür hem de yazardır. Yazdığı Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Denklemi isimli öyküsünden dolayı komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle birbuçuk yıl mahpus yatar ve sonrasında Konya’ya sürgüne gönderilir. 12 Mart darbe döneminde devrimcileri sakladığı........

© İlke TV