menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sol elin hatırası

1 0
latest

Konuşmak ve susmak arasında, şiire değen cümlelerin ağırlığıyla ve şiirin yoldaşlığıyla kahramanlarını arayan, onlarla konuşan ve omuzdan inmeyen öykülerden oluşuyor Sol Elin Hatırası. Bana sorarsanız, bir şeyin hatırı varsa veya hatırası olacaksa ben de “sol elin” olsun derim. Solak olduğumdan değil, solculuğumdan gelen bir duygudur.

Sol Elin Hatırası’nın sayfalarına dalarken, yılların dertlerini, kederini, içe atılan kelimelerin anlamlarını arayan ve tümünü bir ipe bağlayıp bugüne getiren bir anlatıcının masal dili ile karşılaşırız. Vecdi Erbay yeni bir masalcı ve yeni bir anlatıcı olarak, şiirin büyülü dilini öykülerin orta yerine bırakarak ağır ağır ilerliyor. Biraz yas, biraz ayrılık ve çokça ölümden bugüne gelen Erbay, insanın içine hiç kaybolmayacak bir tortu bırakıyor. Geçmişin bütün acılarını, karanlığın ortasından bugüne taşıyarak, bir tutanak gibi “alın bu size bir emanettir” diyor.

Ruken ve Sol Elin Hatırası son kırk yılın özeti adeta. Hem bir şairin duyguları hem de haber peşinde koşan bir gazetecinin tanıklıkları yansıyor öykülere. Ülkede her şeyin ağır olduğu, “eskiden güzel konuşanların, ama yaşananlardan dolayı hep susanların” çoğaldığı zamanlardan çığlıklar taşıyor Vecdi Erbay. Tedirgin ve korkuya gömülmüş toprağın uzantısında ise başka bir tanıklık, başka bir gezegen var sanki. Yakılan köyler, faili meçhuller, şehirlere mecburi sığınmalar, yollarını dağlara çevirenler… Öyle bir zamandı ki mevsimlerin ahlakı bile şaşmıştı. İnsanların ikiye bölündüğü ve bir terazinin iki kefesine yerleştirildiği o günlerin ağırlığı ile terazinin ağırlığı oldukça tezattı fotoğraf karesinde. Tarihin feleği şaşmış, kendini fail gören kafaların ezberiyle dağılmıştı. “Ağırdı her şey ve rüyalar firar ediyordu dehşetin kuşattığı gecelerden.” 

Sonraki öykülerde yolunu şaşırmış, bunun farkında olmadan yürüyen, hedeften çok zikzaklar çizerek yorulan insanlar görürüz. Kentin betonları, asfaltı, topraksız meydanları, ağaçsız parklarının taşıyamadığı, hatta gömdüğü insanların içlerinde büyüyen karanlığı ve savruluşlarını okuruz. Her öykünün başında şair dostlarının bir dizesini koymuş Erbay. Bir vefa ve anımsama gibi görünse de sanki öykülerin içine onları da yerleştirmiş sessizce. Ya da ben öyle anladım ve gördüm. O şairler benim de dostlarımdı, yaşanmışlıklarım vardı onlarla. Bunu yakalamam belki de görmek istememden kaynaklı. Ya da öyle görmek istediğimden. Yalnız Adam’ın Türküsü’nün başında Öztürk Uğraş’ın dizeleri var. Atlar, hipodrom, ganyan bayileri, yarış bültenleri ile örülmüş bu öyküde Öztürk’ü, şiiri ve hatıraların anlamlarını gördüm. Arjen Ari, Adnan Satıcı, Mehmet Çetin, Fadıl Öztürk, Emirali Yağan, Didem Madak öykülerin içinde sessizce izleyen, dinleyen ya da küçük küçük konuşanlar olarak varlıklarını hissettiriyorlar. Ellerine, aklına ve vicdanlı diline sağlık Erbay’ın.

Sol Elin Hatırası’nı okurken bir kez daha anladım ki ben içinde farklı insanlar olan öyküleri seviyorum. Vecdi Erbay yer yer titizlikle, yer yer doğal akışına bırakarak okuru bu insanlarla buluşturuyor. Belki hayatın tam ortasındadırlar belki de hayata kurgu olarak bıraktıkları. Ben gerçeklermiş gibi okudum, onlar adına kahve köşelerinde oturup, derin derin düşünüp, hayaller kurdum ve küfürler edip tetiği çektim. Zaten öykü biraz da bu değil mi? Bir de bir şairin naifliği var Erbay’ın öykülerinde. Karakterlere şiirden ördüğü bir gömlek giydiriyor, bazen onu parçalıyor, bazen dikiyor. Sonuçta yaralı da olsa o dizeler öykünün içinde zamanın akışına düşüyor. Öykülerin gizli kahramanı da şair oluyor böylece.

Ben Vecdi Erbay’ı şair olarak tanıdım. Sonra öyküleriyle sevdim. Masalın Ölümü ilk öykü kitabıydı. İkincisi de Sol Elin Hatırası. Onun hazırladığı İnatçı Bir Bahar / Kürtçe ve Kürtçe Edebiyat kitabı da özeldir benim için. Ama bana sorulursa, ben şair Vecdi Erbay’ı seviyorum. Gerçi öyküleri de o şairin dizelerinden fırlamış adeta. Öyleyse öykülerine değen bir dizeyle yazıyı bitirmek en doğrusu.

“topa tutulmuş dağ gibi uzayıp gidiyor acı

‘faili meçhul’ bir ceset gibi direniyor unutulmuşluğa

sürgün güncesinin yüzümde ağırlaşan sayfalarında

öfkenin ırmağını besledim

susmalısın artık / hırpalama güne yağan gülleri

ey ölmeye gecikmiş ahir zaman

elbet düşerim karabasan gecelerden”

Sol Elin Hatırası, Vecdi Erbay, Dipnot Yayınları, 2026

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.


© İlke TV