Sarı baretin anlattıkları |
Ken Loach’ın son filmi The Old Oak (Umudunu Kaybetme) yardımıyla konuşmam belki daha doğru olacak. Ya da Emile Zola’nın maden işçilerinin grevini konu alan Germinal romanıyla. Belki de bunlara gerek kalmadan 1990-1991 Zonguldak’taki büyük madenci grev ve yürüyüşüyle ve Turgut Uyar’ın “ey gözleri maden” dediği yerden. Şimdilerde ise Doruk Madencilik işçilerinin emek mücadelesini konuşmak, sinemadaki tüm maden filmlerinin tarihini biraz arka plana itecek gibi görünüyor. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın öncülüğünde, mücadeleyi en derin yerden başlatıyor maden işçileri hak arama ve hakkını alma haklılığının olduğu yerden. İşçi sınıfının belki de en şanlı gününün yaklaştığı bir zaman diliminde, o ünlü marşın her dizesinin yaşandığı yerden. Onurun ülkenin vicdanına seslendiği ve karşılık bulduğu yerden…
Eskişehir’den Ankara’ya doğru uzanan yol, Bertolt Brecht’in, “halkın ekmeği” dediği şiirdir. Halkın ekmeğinin gelip dayandığı kavramdır adalet. Ayarı ve tadı bozulmaya görsün o kelimenin. Nedense bu ayar hep belli ellerde bozuluyor. Kâr hırsı ve sınıfsal kibir, kendisi gibi olmayana sabahtan akşama kadar yoksulluk, güvencesiz çalışma koşulları dayatınca, işçi sınıfının “ekmek kavgası”nın başladığı nokta olur. “Bilin: Halkın ekmeğidir adalet./ Bakarsınız bol olur bu ekmek,/ bakarsınız kıt,/ bakarsınız doyum olmaz tadına,/ bakarsınız berbat./ Azaldı mı ekmek, başlar açlık,/ bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.”
Emekçiler, yoksullar en sabırlı sınıftır. “İşimden olmayayım, çocuklar yatağa aç girmesin, ev sahibi kapıya dayanmasın, faturalarımı ödeyeyim” duygusu, alın terinin içine sabrı ve dayanmayı koymuştur. Hele yerin altında ölüm soluyup kazma sallanınca, sadece eve ekmek götürme telaşından başka bir güvence yoktur madencinin düşüncesinde. Güneşe, güne........