Bayram sabahı öpülen eller
“Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem ‘iyd için
Dem-be-dem sâat-be-sâat ben senin kurbânınam” (Fuzûlî)
Bayramlar yalnızca dini takvimin belirli günleri değildir. Aynı zamanda toplumların hafızasını, aidiyet duygusunu ve saygı ilişkilerini yeniden ürettiği sembolik zamanlardır. Bayram sabahı erken kalkılır, yeni kıyafetler giyilir, mezarlıklar ziyaret edilir, sofralar kurulur ve en önemlisi insanlar birbirlerine yönelir. Bu yönelişin en görünür biçimlerinden biri el öpmedir. Birkaç saniye süren bu hareket, aslında kuşaklar boyunca aktarılan kültürel bir dilin parçasıdır.
Klasik Kürt şiirinde bayram yalnızca sevinç ve kutlama günü değildir. Bayram, aynı zamanda aşkın, özlemin ve teslimiyetin zamanıdır. Mela’nın şu dizelerinde olduğu gibi:
“Îd e’w hebîbê nezre lê yan dê bi qurban bî Melê
Ya Reb bibînim roj hilê sikkîn di dest qessabi da”
Şair, bayramın gelişini sevinçle karşılayan biri gibi değil, sevgilisi uğruna kurban edilmeyi bekleyen bir âşık gibi konuşur. Bayram sabahının güneşini, kasabın elindeki bıçağı ve kurban vaktini sabırsızlıkla bekler. Çünkü onun için kurban olmak bir son değil, sevgiliye ulaşmanın en yüksek mertebesidir. Burada bayram, bireyin kendi benliğini aşarak sevdiği şey karşısında teslim olduğu sembolik bir eşiğe dönüşür.
İlginç olan, bayram sabahı el öpmeye giden çocuğun hareketiyle Mela’nın şiirindeki âşığın tavrı arasında görünmeyen bir benzerliğin bulunmasıdır. Elbette biri aşk şiiridir, diğeri toplumsal bir gelenektir. Ancak her ikisinin merkezinde de insanın kendi benliğini bir anlığına geri çekmesi vardır. Âşık sevgili karşısında, çocuk büyüğü karşısında, mürid şeyhi karşısında, evlat annesi karşısında aynı sembolik hareketi yapar: Kendisinden daha büyük kabul ettiği bir değeri tanır ve ona yönelir.
Bu nedenle el öpme yalnızca bir görgü kuralı değildir. Otoritenin, hafızanın ve aidiyetin bedensel olarak ifade edilmesidir. Bayramlarda öpülen eller sıradan eller değildir. O eller geçmiş kuşakların deneyimini, aile tarihini, çekilen sıkıntıları, biriktirilen sevgiyi ve kültürel sürekliliği taşır. Çocuk el öperken yalnızca bir büyüğe saygı göstermez; aynı zamanda kendisinden önce gelen hayatlara da temas eder. Mela’nın bir başka şiirinde yaşlılık ile aşk iç içe geçer:
“Pîremerd im ‘aşiq im îro murada min bibexş
Ya hebîbî ya muradî ya muna qelbi’l-murîd.”
“Yaşlandım ama hâlâ âşığım” diyen şair, insan ruhunun yaşla birlikte tükenmediğini anlatır. Bu dizeler, bayramlarda öptüğümüz elleri farklı bir gözle görmemizi sağlar. Çünkü o eller yalnızca yaşlı değildir; aynı zamanda sevmiş, beklemiş, özlemiş, kaybetmiş ve umut etmiş ellerdir. Kırışıklıklar biyolojik zamanın değil, yaşanmışlığın izleridir.
Belki de bu yüzden bayramlarda el öpmek, yalnızca bir saygı gösterisi olarak okunamaz. Bu davranış aynı zamanda geçmişe duyulan minnetin, kültürel hafızanın, insanın kendi kökleriyle kurduğu ilişkinin sembolüdür. Bayramın anlamı da burada ortaya çıkar. Bayram; kurbanın, aşkın ve hürmetin aynı sembolik dil içinde buluştuğu zamandır. Kurban edilmek isteyen âşık, annesinin elini öpen evlat ve geçmiş kuşakların hatırasını yaşatan yaşlı insan; hepsi aynı kültürel evrenin farklı yüzleridir.
Bu nedenle bayram sabahı öpülen bir el; bazen bir annenin emeğini, bazen bir babanın fedakârlığını, bazen bir ninenin sabrını, bazen de insanın kendisinden önce gelen bütün hikâyelere duyduğu saygıyı temsil eder. El öpen kişi yalnızca bir eli değil; bir hafızayı, bir sevgiyi ve bir aidiyeti selamlamış olur.
İnsanlar yalnızca yasalar ya da fiziksel güçle yönetilmezler. Her toplum, otoriteyi görünür kılan semboller, ritüeller ve davranış kalıpları üretmiştir. Bu sembollerin en dikkat çekici olanlarından biri el öpme pratiğidir. İlk bakışta basit bir saygı göstergesi gibi görünen el öpme, gerçekte bireyin kendisinden daha büyük kabul ettiği bir otorite karşısındaki konumunu ifade eden sembolik bir davranıştır.
El öpen kişi ile eli öpülen kişi arasındaki ilişki yalnızca kişiler arası bir nezaket ilişkisi değildir. Bu eylem aynı zamanda yaş, bilgi, deneyim, kutsallık, statü ya da iktidar gibi değerlerin bedensel olarak tanınması anlamına gelir. Bu nedenle el öpme, otoritenin beden üzerinden ifade edilmesinin en eski biçimlerinden biridir.
İnsanlık tarihi boyunca iktidar soyut olmaktan çok somut olmuştur. Kralların tahtları, din adamlarının cübbeleri, komutanların üniformaları ve liderlerin kürsüleri otoritenin görünür hâle geldiği araçlardır. El öpme ise otoriteyi doğrudan beden........
