Deştin davası

Deştin’de kurulmak istenen çimento fabrikasına karşı yirmi yıldır hukuk ve halk mücadelesi devam ediyor. 17 Haziran’da daha önce iki defa iptal edildikten sonra üçüncü kez verilen ÇED kararına karşı açılan davanın keşfi yapıldı. Yargı kararları her seferinde aşılırken köylülerin mücadelesi, evrensel hukuk anlamında şimdiye kadar çok büyük kazanımlar elde etti.

“Aarhus Sözleşmesi” olarak bilinen Çevresel Konularda Halkın Bilgiye Erişimi, Karar Süreçlerine Katılımı ve Adalete Erişim Hakkı Sözleşmesi, sadece AB’nin değil, uluslararası hukuk alanında çevre hukukunun en ileri düzeyini temsil ediyor. Nitekim çok sayıda AB Direktifi yanında su, tarım ve yönetsel prosedürler konusunda uluslararası bir referans metni olarak kabul ediliyor.

Türkiye’nin son yıllarda akamete uğrayan AB uyum sürecinde, çevre faslında bekleyen düzenlemelerin ilk sırasında Aarhus Sözleşmesi duruyor. Sözleşmeye adını veren bilgiye erişim, katılım ve yargıya başvuru hakkından oluşan üç ana sütun, çevre hakkının temel unsurları olarak kabul ediliyor. Bu nedenle Aarhus Sözleşmesi’ni bir ülkede çevre hukukunun gelişiminin skalası olarak görebiliriz. Deştin davası, Türkiye açısından bu skalanın hangi seviyesine ulaştığımızın en somut kriterlerini barındırıyor.

Türkiye’de ilk defa Deştin için 2006 yılında verilen ÇED olumlu kararının iptali talebiyle açılan davada, yöredeki insanların görüşü yeterince alınmadan ÇED olumlu kararı verildiği gerekçesiyle iptal kararı verildi.

Mahkeme kararından sonra çimento şirketi, diğer teknik iptal gerekçeleri yönünden projeyi revize ederek yeni bir ÇED başvurusu yaptığında, Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan halkın görüşünün alınmasının zorunlu olduğunu belirten bir ret yanıtı aldı.

Bergama’da daha önce AİHM kararıyla gündeme gelen halkın katılımı konusu, bu proje özelinde........

© İlke TV