21.Yüzyılın ikinci çeyreğine girerken |
21.yüzyılın ilk çeyreğini geçtiğimiz hafta geride bıraktık. İkinci milenyum dönemecinde dünya ve gezegen için çok fazla teoriye tanıklık etmiştik. Aradan geçen 25 yılda kıyamet kopmasa da kıyamet alametleri artmaya devam ediyor. Uhrevi referanslara gerek kalmadan içinde bulunduğumuz zaman kesitini bir çağ dönümü veya yeni bir çağ olarak niteleme çabaları artıyor. Terminoloji sorununun ötesinde dünyanın gidişatına karşı verilecek mücadele stratejileri belirlenirken bulunduğumuz çağı nasıl tanımladığımız önem kazanıyor.
2026, ABD’nin Venezuela Başkanı Maduro’yu eşiyle birlikte kaçırmasıyla başladı. Trump’ın ikinci dönemindeki “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketinin bu hamlesi, Venezuela ile sınırlı kalmayıp bütün dünyaya karşı bir saldırı ve gözdağı anlamına geliyor. ABD’nin Grönland’ı ilhak etme, Panama Kanalı’nı alma, Kanada’yı elli birinci eyalet yapma, Meksika Körfezi’nin adını “Amerika Körfezi” olarak değiştirme heveslerini nasıl gerçekleştireceğini dehşet içinde izledik. Şimdiden bir sonraki hamlenin neresi olacağı konuşuluyor. Üçüncü Dünya Savaşı teorisini benimseyenler için “Felaket Çağı”nın kapısı uzun zaman önce açılmış olabilir.
Petrol ve maden kaynaklarını el koymak için yapılan operasyon, ABD’nin Çin’e karşı Yeni Soğuk Savaş’ını yeni bir evreye taşımış oldu. ABD ile Çin rekabetinde somutlaşan aktüel dünya sistemi, enerji ve maden kaynakları üzerinden yürütülen bir savaşa dönüşüyor. Nükleer silahların kullanıldığı, tarihin görüp görebileceği en yıkıcı “Savaş Çağı”na girmiş olabiliriz. Doğa dostu propagandasıyla pazarlanan yenilebilir enerji ve dijital teknoloji alanındaki gelişmeler, doğal varlıklar için savaşa dönüştü. Enerji ve bilişim........