menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sığ ezberler ve demokratik siyaset

13 0
04.06.2026

Herkesin salt gündelik bir iç iktidar rekabeti penceresinden CHP’yi tartıştığı ilginç bir dönemden geçiyoruz. “Mutlak butlan” kavramı etrafında şekillenen gelişmelerle, ana muhalefette yeni bir yapısal ayrışma olup olmayacağına dair öngörüler yarışıyor.

Siyasetin, akademinin ve entelektüel çevrelerin bu denli büyük tarihsel kırılmaları hafızadan yoksun ele alıyor olmasına hayret etmemek elde değil. Ne yazık ki mesele, tarihsel derinliğinden koparılarak son derece sığ bir yüzeysellikle tartışılıyor.

Bir bakıyorsunuz, kimileri CHP içindeki bir kanadı aniden “demokrasi havarisi” ilan ediyor; diğer tarafı ise iktidarla iş birliği yapmakla itham ediyor. Bir başkası, yerel yönetimlerdeki usulsüzlüklerin artık taşınamaz bir boyuta ulaştığını ifade ederek yapısal bir “arınmayı” kaçınılmaz bir gereklilik gibi sunuyor…

Konuyla ilgili görüşlerimi daha önce katıldığım birkaç programda açık yüreklilikle ifade etmiştim. Siyasi mühendislik hamleleri, muhalefeti topyekûn denetim altına alma arzusu ya da muhalefetsiz bir gelecek tahayyülü ve YSK’nın kesin hükümleri üzerinde açılan gediklerin seçim güvenliğini nasıl zedelediğini belirtmiştim. Ortaya çıkan tablonun kabul edilemez bir siyasi karar olduğunu vurguladığım için burada aynı detaylara yeniden girmeye gerek görmüyorum.

Ancak madalyonun asıl büyük ve tarihsel yüzünü gözden kaçıran geniş bir koroya karşı, hakikati bütünüyle masaya yatırmak ve hafızayı tazelemek tarihi bir sorumluluktur.

Söz konusu aydın, yazar ve siyasilerin önemli bir kısmı, bugüne dek maalesef meseleyi hakkıyla ve nesnel bir ferasetle ele alma eğilimi gösteremedi. Bugünkü otoriter iklimin taşlarının geçmişte nasıl döşendiği, hangi kilometre taşlarının bu sürece kaynaklık ettiği maalesef yeterince tartışılmadı. Demokratik siyaset geleneğine yönelik yıllardır yürütülen sistematik tasfiye operasyonlarının, bugünkü genel antidemokratik ortama olan çarpan etkisi nedense hep görmezden gelindi.

Dahası, geçmişin soğukkanlı bir muhakemesini yapmaktan uzak duran bazı çevreler, faturayı yine demokratik siyaset aktörleri üzerinden Kürt Siyasi Hareketi’ne havale etme kolaycılığına kaçtı. Akan kanın durması, toplumsal barışın tesisi adına yürütülen Demokratik Toplum ve Barış Süreci, birtakım sığ iddialara gerekçe yapılmaya çalışıldı. Güya Kürt Siyasi Hareketi sisteme eklemlenmiş, demokratik siyaset de bu yüzden gelişmelere sessiz kalmış!

Bu iddialarla demokratik siyasete haksız bir suç ortaklığı gömleği giydirilirken, “demokrasinin yegane savunuculuğu” rolünün de peşinen CHP’ye ihale edilmesi gözden kaçmıyor. Bu duruma karşı doğru ve yazılı bir yanıt oluşturmamak, sığlığın ürettiği algıyı zımnen kabul etmek anlamına gelecektir.

“Anayasaya aykırı ama evet” mirası

Aslında tüm bu temelsiz iddialara gereken cevabı, dün kamuoyu ile paylaşılan Selahattin Demirtaş’a ait birkaç pozluk fotoğraf, başka söze gerek bırakmayacak bir şekilde vermiştir. O fotoğraflar, haksızca çalınan yıllara ve en zor hapishane koşullarına meydan okuyan bir onur duruşudur.

Demirtaş’ın o mağrur gülümsemesinin soğuk bir hücre köşesinden dışarıya gönderilmesini sağlayan tarihsel süreci hatırlamak elzemdir. Onu ve binlerce yoldaşımızı orada tutan zemin, zamanında sergilenen o meşhur “Anayasaya aykırı ama evet” tavrıdır. Bunu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok sanırım. Sıkça yapıldığı gibi, bu büyük tarihsel hatayı tümüyle yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsına mal ederek CHP’nin kurumsal yapısını ya da o dönemin parti organlarında görevli olanları aklamaya çalışmak ibretlik bir tutarsızlıktır.

Şüphesiz “tek adam” otoriterizmine giden yolun açılmasında Kılıçdaroğlu’nun öngörüsüz siyaset tarzının payı büyüktür. Fakat onunla birlikte tüm o tasfiye sürecine sessiz kalarak ya da el kaldırarak ortak olanların durumu da farksızdır. Bugünlerde seçilmiş yeni CHP yönetimi içinde yer alan ve adeta birer “demokrasi havarisi” gibi lanse edilmek istenen pek çok aktör o gün oradaydı.

Meclis çatısı altında dokunulmazlıkların kaldırılıp HDP’li siyasetçilere hapishane yolu gösteren o karar okunurken, bugünkü bazı aktörlerin zafer kazanmış edasıyla sergilediği sevinç gösterilerini unutmak mümkün değildir. Kılıçdaroğlu’nun siyasi vizyonu ile ilgili artık yeni bir şey yazmaya gerek yok; kendisi ileriki günlerde de akılalmaz pratikleriyle bunu fazlasıyla ortaya koyacaktır.

Ancak bugünkü kuralsız ortamın oluşmasına doğrudan katkı sunmuş olanların, bugün bize birer kurtarıcı gibi sunulmasına sessiz kalmak da olmaz! Demokrasi havarisi arayanlara, dünkü Demirtaş fotoğraflarına yeniden bakıp, sistem içi ortaklıklarla dört duvar arasına gönderilen her bir iradeyi hatırlatmak daha hakkaniyetli bir tutum olacaktır.

Bu hafıza tazelemeyi yapmadığımız müddetçe, günübirlik siyasetin ürettiği manipülasyonların içinde boğulmamız kaçınılmazdır. Kurulduğu günden bugüne savunduğu evrensel değerler ve radikal demokrasi düşüncesinden dolayı ağır siyasi operasyonlara maruz kalan yapı, Kürt Siyasi Hareketi’dir. Görece sessiz dönemlerde dahi en ağır bedelleri ödemekten geri durmayan bu yapıyı, günün sonunda operasyonun tarafı olanlarla eşitlemek siyasi etik ile bağdaşmaz. Gerek geçmiş Çözüm Süreçlerinde gerekse güncel barış arayışlarında bu hareket, her türlü yapıcı fedakarlığı gösterdi. Akan kanın durması, gençlerin toprağa düşmemesi ve anaların gözyaşının dinmesi adına bağrına taş basıp ilkesel........

© İlke TV