Nefretin kalemleri ve hakikat

“Hakaret düşüncenin zayıf olduğu yerde yükselir.” Türkiye’de Kürt meselesi hakkında yürüyen bazı tartışmaları izlerken insanın aklına sık sık bu söz geliyor. Çünkü ekranda, gazetelerde ya da sosyal medyada gördüğümüz şey çoğu zaman bir fikir tartışmasından çok, öfkenin ve hakaretin dolaşıma sokulduğu bir gösteriye benziyor. Birkaç dakika içinde eleştiri yerini aşağılamaya, tartışma ise sert bir suçlama diline bırakabiliyor.

Bir köşe yazısında küçümseyici ifadeler, bir televizyon ekranında hadsiz ve buyurgan cümleler, sosyal medyada ise sınır tanımayan hakaretler… Aynı dilin farklı mecralarda dolaşan versiyonları. Üstelik çoğu zaman bu dil yalnızca bir politik görüşü eleştirmekle yetinmiyor; bir halkın hafızasına, değerlerine ve varoluşuna dokunan tahripkâr bir tona da dönüşebiliyor.

Eleştiri elbette sert olabilir. Siyaset tartışması zaten çoğu zaman serttir. Fakat eleştiri ile hakaret arasındaki çizgi kaybolduğunda ortaya çıkan şey artık bir fikir tartışması olmaktan çıkar. Yerini daha çok öfke ve nefretin belirlediği bir dile bırakır.

Türkiye kamuoyu aslında bu dile pek de yabancı değil. 1990’lı yıllarda ekranlarda yayınlanan “Perde Arkası” ve “Anadolu’dan Görünüm” gibi programlar, Kürt meselesi söz konusu olduğunda devletin güvenlik merkezli bakışını neredeyse tek gerçeklik gibi sunan yayınlar olarak hafızalara kazınmıştı. O yıllarda kullanılan dil oldukça açıktı; askeri bir ton taşıyor ve çoğu zaman propaganda niteliği gösteriyordu.

Bugün yöntem değişmiş gibi görünüyor. Apoletler ekranlardan çekildi; fakat o yılların dili bambaşka biçimlerde yaşamaya devam etti. Dünün sert askeri üslubunun yerini bugün daha sivil görünen, kravatlı ve akademik görünümlü bir dil aldı. Ancak dikkatle bakıldığında değişen şey çoğu zaman yalnızca üslubun kabuğu oldu.

Televizyon ekranlarında dolaşan bir başka figür daha var: Kendilerini “stratejist”, “güvenlik uzmanı” ya da “jeopolitik uzmanı” olarak tanıtan yorumcular. Çoğu zaman aynı isimler aynı kanallarda dolaşır; cümleler değişir ama anlatılan hikâye neredeyse hiç değişmez. Bu yorumcuları ekranda gördüğünüzde çoğu zaman benzer bir his doğar: Bir yerlerde kanın akacağı, bir yerlerde gözyaşının döküleceği duygusu… Çünkü konuşmalarının tonu çoğu zaman çatışmayı, sertliği ve gerilimi besler.

İlginçtir, bu sesler ekranlardan çekildiğinde toplumda bambaşka bir hava hissedilir. Gerilim yerine ihtiyatlı bir sükûnet, sert sloganların yerine daha sakin cümleler........

© İlke TV