Felaketten mücadeleye: Tarihsel Materyalizm İstanbul Konferansı
Bu yıl üçüncüsü yapılan Tarihsel Materyalizm İstanbul 2026 konferansının başlığı şöyleydi:
“Felaketten Mücadeleye: Savaşlar ve Yıkımlar Çağında Kapitalizmi Yeniden Düşünmek.”
Başlık, sadece konferans temasını değil, içinde yaşadığımız tarihsel dönemin özünü de tarif ediyor. Bugün artık savaşları, ekolojik yıkımı, otoriterleşmeyi, derinleşen eşitsizliği, göç rejimlerini, bakım krizini ve toplumsal çözülmenin farklı biçimlerini birbirinden bağımsız olarak ele almak mümkün değil. Bunların her biri, kapitalizmin bugünkü krizli yeniden üretim biçiminin farklı görünümleri olarak karşımıza çıkıyor. Felaket artık sistemin dışına taşan bir sapma değil; sistemin işleyiş mantığının bizzat kendisi haline geliyor. Son yıllarda yaşananlara baktığımızda bunu çok daha açık biçimde görebiliyoruz.
Bir yanda soykırım boyutuna ulaşan savaşlar, yıkım üzerinden kurulan yeni jeopolitik dengeler, askeri harcamaların olağanlaşması ve güvenlik siyasetinin toplumsal hayatın tüm hücrelerine sızması var. Diğer yanda iklim krizinin etkileri, seller, yangınlar, kuraklık, gıda fiyatlarındaki artış, kırsal yıkım, zorunlu göçler, kentlerin yaşanmaz hale gelişi ve tüm bunların üzerine bindirilen borç rejimleri. Kapitalizm bu krizleri önleyemediği gibi, çoğu durumda onların içinden yeni birikim fırsatları yaratıyor. Yıkım, yalnızca bir sonuç değil; aynı zamanda yeni sermaye alanlarının açıldığı bir süreç oluyor. Savaş yeniden inşa ihalelerine, afet kentsel dönüşüm projelerine, gıda krizi tarımda tekelleşmeye, enerji krizi ise yeni ekstraktivizm biçimlerine bağlanıyor.
Bugün felaketi yalnızca yönetim zaafı, kötü politika tercihi ya da istisnai siyasal yanlışlar olarak yorumlamak bu nedenle yetersiz kalıyor. Elbette beceriksizlik, liyakatsizlik, hukuk tanımazlık ya da yolsuzluk ele alınması gereken önemli konular. Ancak bunları aşan daha derin bir yapısal çerçeve söz konusu. O çerçeve, sermayenin yaşamı sürekli parçalayarak ve yeniden düzenleyerek genişlemesi… Kapitalizm, doğayı metalaştırarak, emeği güvencesizleştirerek, kamusal olanı tasfiye ederek ve toplumsal yeniden üretimi görünmezleştirerek çalışır. Bu nedenle savaş da, ekolojik kriz de, kadınların bakım yükünün ağırlaşması da, sınırların ölüm hattına dönüşmesi de aynı tarihsel sistemin parçalarıdır.
Tarihsel Materyalizm İstanbul 2026’nın bence en önemli yanı, tam da bu parçaları yeniden birbirine bağlamaya çalışmasıydı. Bugün pek çok tartışma alanı aşırı uzmanlaşmış durumda. Ekoloji kendi başına, feminist mücadele kendi başına, emek çalışmaları kendi başına, savaş karşıtı siyaset kendi başına konuşuluyor. Oysa yaşadığımız çağın asıl ihtiyacı, bunları yeniden bir bütün içinde düşünebilmek. Çünkü kapitalizmin saldırısı birleşikse, ona verilecek yanıtın da birleşik olması gerekir. Konferansın politik değeri buradaydı: Felaketi tek tek semptomlar üzerinden değil, sermaye birikimi, devlet şiddeti, sınıf ilişkileri, cinsiyet rejimi ve emperyalist rekabet ekseninde birlikte okuma çabası.
Bu çerçeve Türkiye açısından ayrıca önem taşıyor. Çünkü Türkiye’de kriz, uzun süredir istisnai bir durum değil, normal yönetim biçimi haline gelmiş durumda. Ekonomik kriz süreklileşmiş, enflasyon kalıcılaşmış, yoksulluk derinleşmiş, barınma ve gıda hakkı aşınmış, emek rejimi taşeronluk ve güvencesizlik üzerinden yeniden örgütlenmiş durumda. Bunlara eşlik eden şey ise siyasal baskının, güvenlikçi dilin ve hukukun seçici kullanımının olağanlaşması. Türkiye’de savaş ile barış, hukuk ile hukuksuzluk, olağanüstü hal ile normallik arasında keskin çizgilerden söz etmek giderek zorlaşıyor. Çünkü kriz, yalnızca yönetilen bir şey değil; iktidarın kendi yeniden kuruluş zeminine de........
