menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suriye, Türkiye ve sınır-aşan Kürt siyaseti

18 10
03.02.2026

8 Aralık 2024 tarihinde Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi, yalnızca bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda ülkenin gelecekteki idari ve siyasi yapısının nasıl şekilleneceğine dair derin belirsizliklerin başladığı bir dönüm noktası oldu. Modern siyasi tarih ve çatışma çözümü literatürü, uzun süreli iç savaşların ardından toplumsal barışın inşasının son derece zorlu bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Çoğu zaman taraflar arasında sadece çatışmasızlık halinin korunması bile uluslararası toplum tarafından başarı sayılıyor. Yapısal sorunların çözülememesi durumunda savaşın nüksetmesi ise genelde beklenen bir senaryo. Suriye örneğinde de Esad rejimi sonrası süreç, beklendiği üzere kapsayıcı bir demokratikleşmeden ziyade, yeni iktidar odaklarının merkeziyetçi tahakküm çabalarıyla şekilleniyor.

Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki yeni yönetim, iktidardaki ilk yılında çoğulcu ve katılımcı bir model inşa etmek yerine, güç kullanımına dayalı bir ilişki biçimini tercih etti. 2025 yılı boyunca sürdürülen askeri ve siyasi stratejiler, önce kıyı şeridindeki Nusayri nüfusa, ardından güneydeki Dürzi topluluklara yönelik operasyonlarla somutlaştı. Ocak 2026’ya gelindiğinde ise yönetim, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Bölgesi’ne yönelerek iç savaş boyunca bu bölgede şekillenen Kürt-Arap ortaklığını fiilen sonlandırdı. 30 Ocak Anlaşması, bu sürecin diplomatik bir çıktısı olarak, çeşitli belirsizlikler içermekle birlikte, Kürtlerin yerel kurumsal yapılarını koruyarak siyasi, idari ve askerî açıdan merkeze entegre edileceği yeni bir dönemi başlattı.

Ademi Merkeziyet Stratejisinin Çöküşü ve Stratejik Kayıplar

30 Ocak Anlaşması ile birlikte Suriye Kürtlerinin uzun vadeli bir strateji olarak kurguladığı “kimlik temelli olmayan ademi merkeziyet” opsiyonu, mevcut siyasi konjonktürde geçerliliğini en azından şimdilik yitirdi. Bu durum, yalnızca bir yönetim modelinin kaybı değil, aynı zamanda Suriye’nin heterojen yapısını bir arada tutabilecek esnek bir idari formülün de saf dışı kalması anlamına geliyor. Güncel tabloda, Kürt ve Dürzi bölgeler dışındaki tüm vilayetler ABD liderliğindeki uluslararası aktörlerin desteğiyle Geçici Hükümetin “doğrudan yönetimi” (direct rule) altına girdi. Bu merkeziyetçi eğilim, Suriye’de kimlik temelli sınırların daha da derinleşmesine, duvarların yükselmesine ve toplumsal kesimler arasındaki izolasyonun artmasına neden oldu.

Kürtlerin iç savaş süresince yatırım yaptığı bu modelin rasyonel bir temeli bulunuyordu. Normatif, değer odaklı iddiaların ötesinde, demografik ve coğrafi gerçeklikler, Kürtlerin “homojen ve entegre bir Kürt bölgesi” kurmasını imkânsız kılıyordu. Suriye’de Kürt nüfusu, toplam nüfusun yaklaşık ’unu oluşturuyor, yerleşim alanları parçalı ve etnik açıdan çeşitlilik gösteren bir yapıda. Bu kısıtlı güç kapasitesi dikkate alındığında, ülke genelinde geçerli olacak vilayet bazlı bir idari yapıya yatırım yapmak, güvenlik ve sürdürülebilirlik açısından rasyonel bir tercihti. Yerelden beslenen bir güç paylaşımı, sadece Kürtler için değil; İdlib, Halep, Rakka, Tarsus ve Süveyda gibi tüm vilayetler için daha fazla siyasi katılım, daha adil bir güç ve kaynak paylaşımı imkânı sunabilirdi.

Ortaklıkların Sınırları: Arap Aşiretleri ve Uluslararası Aktörler

Kürt siyasal ve askeri öznesinin Suriye iç savaşı boyunca yürüttüğü strateji, iki kritik risk faktörüne dayanıyordu: Arap toplumunun bu modele vereceği yanıt ve dış aktörlerin tutumu. Kürtlerin ABD ile olan ortaklığı, ideolojik bir tercihten ziyade hayatta kalma amacıyla........

© İlke TV