Korkak bezirgan, ne kar eder ne ziyan
Aylardır üzerinde konuşulan ve bir hafta önce kararlaştırılan Meclis komisyonunun İmralı ziyareti nihayet gerçekleşti. Karar sürecinde ve karar oturumunda üç eğilim ortaya çıktı. Kesinlikle gidilmemesi gerektiğini söyleyen küçük partiler, mutlaka gidilmesi gerektiğini savunan iktidar bloğu ve DEM Parti, uzaktan canlı bağlantı ile görüşülmesini savunan CHP ve listesinden meclise girenler.
Kesinlikle gidilmemesi gerektiğini savunanlar, PKK ile kan davalı Hüdapar hariç, devletin klasik resmi refleksini gösterdiler: “Güvenlik güçlerinin de içinde olduğu 50 binden fazla insanın katilinin ayağına devlet gider mi?”, “Terörle müzakere değil mücadele edilir” vs. türünden duya duya ezberlenilmiş tezlere dayandılar. Oysa, bu tezlerin yarım asırdır ülkeyi getirdiği nokta ortadaydı.
Adaya kesinlikle gitmeyi ve konunun en etkili muhatabıyla görüşmeyi normalleştirmek isteyen “evet bloğu”nun sağ tarafı, iki temel gereklilik üzerinden hareket etti.
Bunlardan biri, kanaatimce, önümüzdeki bir kaç on yıl içinde demografik büyüme rakamlarındaki dramatik gerilemenin ülke nüfus desenini nasıl değiştireceğini görmüş olmalarıydı. Nitekim Cumhurbaşkanı, özellikle son zamanlarda, nüfus konusunu öncelikli sorun olarak özellikle neredeyse her konuşmasında ifade etmekteydi.
Diğeri de, Kürtlerin öncülüğünde kurulan Kuzey Suriye’deki çoğulcu yapının Türkiye’ye kötü(!) örnek olmasını engellemekti. Nitekim, İmralı görüşmesi sonrası komisyon üyeleri, yaptıkları açıklamada, HTŞ ile SDG arasında 10 Mart’ta imzalanan ve SDG’nin merkezi hükümete entegrasyonunu düzenleyen anlaşmada yaşanan tıkanıklığın görüşüldüğünü açıkladılar. Hatırlanacağı üzere geçen hafta ABD’ye giden ve........
