Türk Aile Mafya Yapısına Hoş geldiniz
Bir öğretmen çocuğu olarak hayatımın büyük bir çoğunluğu eğitim camiası içinde geçti. Çocukluğumda annemi öğrencileriyle paylaşamazdım. İşte bu nedenle “ben asla öğretmen olmayacağım” diyordum. Eee sen misin bunu diyen hemen hayat ağlarını ördü. Üniversiteden mezun oldum. Tam da o süreçte 17 Ağustos Depremini yaşadık. İş bulmak ne mümkün, içler acısı bir dönemden geçiyoruz. Yaşadığımız deprem travmasıyla baş etmenin tek yolu çalışmak. Bir işin ucundan tutmak. Bir kitapçıda işe başladım. Gayet de güzel gidiyordu. Kitapların arasında olduğum için benden mutlusu yoktu. Kitap almaya gelenin pek de olmadığı bir kitapçıda deliler gibi kitap okuyor, deprem korkumu böyle yeniyordum. Derken bu sefer de Bolu Depremi’ni yaşadık. O günler daha herkesin elinde cep telefonunun olmadığı güzel günlerdi. Hoş cep telefonunuz olsa ne çıkar. Neyse efendim uzatmayayım. Depreme işyerinde yakalandım ve sevgili patronum deprem sonrası eve gitmeme izin vermedi. Serde gençlik var, büyüğümüzdür dedik dinledik. Mesainin bitişini bekledik. Lakin eve gittiğimde annemi ağlarken buldum. Bana ilk sözü işi bırakıyorsun oldu. Telefonla ulaşamayınca korkmuştu, ona kıyamadım ve işi bıraktım. O günlerde meşhur fısıltı gazetesi sürekli konuşuyordu. Çadırda oturdukça daralıyordum. Ben de mahallemizdeki okula arkadaşlarımı ziyarete gittim. Öğretmen açığı varmış. Bir sürü sertifikamın olduğunu bilen öğretmen dostlarım, gel de çocuklar boş kalmasın, öğretmenlik kutsal meslektir diyip kanıma girdiler. O gün için başka çaremin olmadığını bildiğim için, asla öğretmenlik yapmak istemiyorum diyen ben, ücretli öğretmen olarak göreve başladım. Ancak müdürümle konuştum, yeni mezunum kendi alanımla ilgili iş arıyorum. Bulursam hemen öğretmenliği bırakırım, kabul ederseniz başlayayım. Tamam deyince pek bir üzülmüştüm. Bambaşka bir eğitim almış bir insan olarak, nasıl öğretmenlik yapabilirdim bilmiyordum. Ancak her zamanki gibi çok şanslıydım. Harika bir........
