menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan Neye İnanmak İsterse Onu mu Görür?

9 0
latest

Gerçek dediğimiz şey, gerçekten ne kadar “gerçek”? Yoksa gördüğümüz, duymak istediğimizin bir yansıması mı? İnsan zihni, çoğu zaman sandığımız kadar tarafsız değildir. Aksine, inandıklarımızın süzgecinden geçen bir dünyayı algılarız. Bu yüzden aynı olaya bakan iki insan, birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaşabilir.

Bir düşünelim: Bir haber okuduğumuzda gerçekten bilgi mi arıyoruz, yoksa zaten inandığımız şeyi doğrulayacak kanıt mı? Sosyal medyada karşımıza çıkan içeriklerin çoğu neden bize “mantıklı” gelir? Çünkü onlar, bizim zihinsel konforumuzu bozmaz; aksine onu besler. İnsan, çoğu zaman gerçeği değil, kendini haklı çıkaracak olanı arar. Psikolojide bunun bir karşılığı var: doğrulama yanlılığı. Yani kişi, mevcut inançlarını destekleyen bilgileri seçer, çelişenleri ise görmezden gelir ya da küçümser. Bu durum sadece bireysel hayatımızda değil, toplumsal ve siyasi alanlarda da derin etkiler yaratır. Aynı ülkenin insanları, aynı olaylara bakıp bambaşka gerçeklikler inşa edebilir.

İşin tehlikeli tarafı da tam burada başlar. Eğer herkes yalnızca inanmak istediğini görüyorsa, ortak bir gerçeklikten nasıl söz edebiliriz? Tartışmalar neden giderek daha sert, daha keskin hale geliyor? Çünkü insanlar artık birbirini anlamaya değil, kendi doğrularını savunmaya odaklanıyor. Dinlemek yerini beklemeye, anlamak yerini yargılamaya bırakıyor.

Oysa hakikat, çoğu zaman rahatsız edicidir. İnsan, kendisini sorgulatan bilgiyle karşılaştığında huzursuz olur. Çünkü bu, sadece bir fikri değil, o fikirle birlikte kurduğu kimliği de tehdit eder. Bu yüzden çoğumuz, farkında olmadan gerçeği eğip bükmeye meyilliyizdir. Daha doğrusu, gerçeği değil, kendi gerçeğimizi savunuruz.

Öncelikle şunu kabul etmek gerekir: İnsan zihni kusursuz değildir. Hepimiz yanılabiliriz. Bu farkındalık, bizi daha dikkatli ve daha alçakgönüllü yapar. Farklı düşünceleri bir tehdit olarak görmek yerine, bir fırsat olarak değerlendirebilmek gerekir. Çünkü bazen en çok karşı çıktığımız fikir, bize en çok şey öğretecek olandır. Belki de asıl mesele şudur: Gerçeği arayan mı olacağız, yoksa inancını doğrulayan mı? Bu iki yol arasındaki fark, sadece bireysel gelişimimizi değil, içinde yaşadığımız toplumun geleceğini de belirler.

Sonuç olarak, insan çoğu zaman inanmak istediğini görür. Ama bu kaçınılmaz bir kader değildir. İstersek, görmek istediğimizin ötesine geçebiliriz. Bunun için biraz cesaret, biraz da samimiyet yeter. Çünkü hakikat, ancak onu gerçekten arayanlara kendini gösterir.


© Hürses