Tarihin tanığı çeşmeler

İstanbul’un Anadolu yakasındaki sınır ilçesi Tuzla, uzak ve yakın tarihiyle diğer ilçeler arasındaki ayrıcalıklı yerini koruyor.

Tuzla’nın uzak geçmişi Bizans dönemine dek gidiyor.

O yıllarda Akritas diye anılan ilçenin adı Osmanlı belgelerinde “Niğde, nam-ı diğer Tuzla” ve “Yiğitli, nam-ı diğer Tuzla” diye de geçiyor. Tuzla adı 1530 yılından bu yana kullanılıyor.

İlçenin bir de Rumların 1922 yılında kaçışlarından önceki, bir başka deyişle mübadeleden önceki yakın tarihi var.

Tuzla’nın o tarihine ilişkin bilgileri Anastasios K. Yordanoğlu’nun Kadıköy: Fetihten Lozan’a Kadar adlı kitabından öğreniyoruz.

Yordanoğlu, ahalisi Yunanca konuşan o yılların Tuzlası hakkında şu bilgileri veriyor.

“Tuzla’da dört kilise vardı. Agioi Theodoroi, Panayia Ton Isodion, Taksiarhes ve Agios Dimitrios. Sonuncusu cemaat yokluğu nedeniyle kapalıydı. 21 Ağustos 1911 tarihinde yayımlanan fermanla (1) Taksiarhes kilisesine çan kulesi yapılması için izin verilince kilisenin Yıldırım Beyazıt Vakfı’na ait bir arsaya ferman olmadan izinsiz yapıldığı ortaya çıkmıştı. Çan kulesi kilisenin girişine yapılacak, dokuz metre yüksekliğinde olacaktı.”

BİRER BİRER YOK EDİLDİ

1992 yılında ilçe olana dek yıllarca gözlerden uzak kalan; cumhuriyet döneminde yönetim açısından Kocaeli’nin Gebze ilçesiyle Kartal ve Pendik’e bağlı olan Tuzla’daki Rum ve Osmanlı mirası kültürel eserler birer birer yok oldu/edildi.

Bugün Tuzla Cami ve Postane Mahallerinde dört duvarı kalmış bir şaraphane, Agios Dimitrios Manastırı’ndan eser miktarda kalıntı, manastırın kuyu bileziği ve sokak aralarında ummadığın bir anda karşınıza çıkan bir iki Bizans sütun başlığı/altlığı dışında Rum eseri yok. Ve tabii bir de zamanın acımasızlığına yenilmiş harabe halindeki ahşap Rum evleri.

Osmanlı döneminden de günümüze Cami Mahallesi’ndeki 417 yıllık Sultan Birinci Ahmet Camii, kime ait olduğu bilinmeyen bir türbe, mezarlıktaki Osmanlı mezar taşları kaldı.

Tuzla’nın D-100 karayolunun üst tarafındaki Aydınlı........

© Hürses