Yarınları Yoka Saydık!..
Padişahlık idaresinden Cumhuriyete geçmiştik. Ama, daha demokrasinin ne olduğunu bilmiyorduk.
Disiplin idaresinin buzlarını eriten demokrasi güneşi içimizdeki yılanların, çiyanların ortaya çıkmasına da sebep oldu. Ama başımızda büyük bir Başbuğ vardı.
Bir büyük karanlıktan bir büyük adamın önderliğiyle canımızı dişimize takıp savaşarak, aydınlığa çıkmıştık. Kendimize güvenimiz sonsuzdu. Yenmiş olduğumuz güçlükleri gözümüzün önüne getirip, yenemeyeceğimiz hiçbir güçlük olmayacağını sanıyorduk. Bu güven duygusu, yurdumuzun yeniden yaratılması çabasında bize kuvvet verdi.
Ve; O büyük adam artık yoktu !. Ama sonsuza kadar sahip olacağımız bir vatan bıraktı: "Söz konusu vatansa gerisi tefarruattır" ve "Ne Mutlu Türküm Diyene" ve daha çok şifrelerle..
Çok geçmeden, onun bir güç kaynağı olmaktan çıkıp, kuru bir övünme vesilesi haline geldiğini göremedik. Bu iman artık kafamıza, bileklerimize değil, çenemize kuvvet veriyordu. Büyük işler yapma yerine, büyük lâf etme yarışına girdik.
Zamanı dize getirdik,
Nice olmazlar bitirdik.
Neler neleri yitirdik,
Hızdan ayırdılar bizi.
Demokrasi'nin yanlış işleyişi" Bul parayı al oyu, bul oyu al iktidarı, bul iktidarı yap keyfinin istediğini" düşünenlerin oyunlarına kurban edildi. Yeri dolduramaz bunca........
