Türk’ün Ruh Köküne Bağlılığın Savaşçısının Yarım Asırlık Notları: GülChine…
ABD Devlet Başkanı Trump'ın 8,5 yıl aradan sonra tekrar Pekin'de bulunması, bütün dünyanın gözlerinin bu görüşmeye çevrilmesine neden oldu. Sonuçları elbette ki kamuoyu tarafından tartışılacak ancak Çin deyince 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül'ün nisan ayının sonunda Delphi Ekonomi Forumu'nda yaptığı konuşmada Çin üzerine vurgusu dikkatimi çekmişti. Abdullah Gül şöyle diyordu:
“ABD artık İran'daki okulları bombalayarak ve bölgedeki çatışmayı körükleyerek İsrail'in eylemlerinin bir parçası haline geldi. Amerikalı müttefikler ona güvenmekte daha fazla zorluk çekecek. Aslında, Körfez ülkeleri Amerikan gücüne olan güvenlerini kaybediyor. ABD, İsrail'i açıkça desteklemek için tüm bölgeyi riske atmaya hazır, öngörülemez bir ortak haline geldi. Washington'un bir güvenlik kaynağı olması beklenirken, Körfez şehirlerine füzelerin düşme nedeni oldu. Çin artık bölgedeki nüfuzunu artırabilecek kapasitede görünüyor. Pekin, Washington'dan daha öngörülebilir bir ortak olarak görülebilir; zaten ekonomik üstünlüğe sahipti, şimdi stratejik oyunu da kazanabilir.”
Yine taktın Abdullah Gül'e diyeceksiniz de yalnız Türkiye’de değil diplomasi de çapı da çevresi kadar geniş, sessiz bir çığlık gibi Abdullah Gül... Çin'in ekonomik üstünlüğe ilaveten stratejik oyunu da kazanabilme ihtimalini ortaya koyan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bu sözleri yine arşivimize başvurmayı gerekli kıldı.
Çok değil canım, 50 yıl önce 1976 yılının şubat ayında içinde yetiştiği ve yöneticilik yaptığı Milli Türk Talebe Birliği tarafından çıkarılan yayın organı Milli Gençlik dergisinin 11. sayısında Abdullah Gül'ün bir makalesi var. Makalenin ismi: "Rus ve Çin Menfaat Çatışması ve Türk Solundaki İhanet"...
Çin ve Rusya'nın arasındaki mücadelenin Türkiye'deki sol gruplara yansımasını makalesinde ele alan Abdullah Gül'ün duygusallıktan uzak bir analiz raporu gibi kaleme aldığı makalenin en ilginç bölümü son paragrafı. Şöyle yazıyor Gül:
“Bakalım memleketimizde istikbal, dünya hakimiyeti peşinde koşan komünist-kapitalist süper devletlerin yerli kadrolarının mı, yoksa Doğu'yu kendi içinde diriltip, «Çağlar üstü Mutlak Fikri» hakim kılacak, Türk’ün ruh köküne bağlılığın savaşçısı bizlerin mi olacak?..”
Evet, evet yanlış okumadınız; Abdullah Gül kendisini ve içinde bulunduğu Milli Türk Talebe Birliği’ni “Türk'ün ruh köküne bağlılığın savaşçısı” olarak nitelendiriyor. Sahip oldukları mefkurenin hedefini ise “Doğu’yu kendi içinde diriltip Çağlar üstü Mutlak Fikri hakim kılmak” olarak tanımlıyor.
Türkiye'de Milli Türk Talebe Birliği’nin maya tuttuğu dönem, komünizmle mücadelenin etkin olarak kullanıldığı, Türkiye'nin değişik yerlerinde Komünizmle Mücadele Derneği'nin kurulduğu yıllardı. Hatta Milli Türk Talebe Birliği’nin genel merkezinin bulunduğu Cağaloğlu'ndaki tarihi binanın Türkiye İşçi Partisi Kongresi'ne kiralanması, MTTB’nin ilk tohumlarından biri olan bir eylemin de başlamasına neden oldu. Aralarında İsmail Kahraman gibi isimlerin bulunduğu gençler TİP kongresini bastı. Salonda bulunan gençleri sille tokat döverken sahne altındaki geçitten salonu terk etmeye hazırlanan Aziz Nesin ile İsmail Kahraman’ın bile kavgası yaşandı. Kahraman o günleri "Aziz Nesin yaşanan arbedede kaçarken elimi ısırdı" diye anlatacaktır.
Neyse konumuza dönelim.
Abdullah Gül'ün yazısının son paragrafında yer alan, kendini tanımlayan bu cümlelerin aksine; yazıda Türk'ün ruh köküne dokunan ne Rusların mezalimi ne de Çin işkencesine ilişkin bırakın bir yorumu, bir itham bile bulunmaması dikkatimi çekti. Halbuki kuruluşundan bu yana komünizmin ve sosyalizmin değişik fraksiyonlarıyla birliğine bağlı gençler Rusya ve Çin konusunu masaya yatırırken; 1917 devriminden önce Rusların Osmanlı topraklarına tebelleş olmasını, Sarıkamış'ta on binlerin'lerin donarak şehit olmasını, Ahıska Türklerinin sürülmesini, coğrafyanın tarumar edilmesini hep konu ederek zalimi tasvir ve teşhis ederlerdi. Kısaca “Rus mezalimi” derlerdi.
Çin öyle değil mi? Orhun Yazıtları'nda da Türk'ün taşa yazdığı tarihî gerçeklik ışığında Çin zulmünü, entrikalarını iliklerine kadar yaşamış bir milletin Çin işkencelerinden bahsetmemesi, hatta Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin kurucusu merhum İsa Yusuf Alptekin'in şanlı mücadelesinden bahsetmemesi dikkatimi çekti. Türkiye'nin dört bir tarafında mitinglerinde İsa Yusuf Alptekin’i konuşturan gençler içinde olan Abdullah Gül'ün makalesinde bu konuya değinmemesi de beni hayretler içinde bıraktı.
Adrese teslim bir yazı olduğu kadar, anlayanın anlayacağı; Milli Türk Talebe Birliği tarafından çıkarılan Milli Gençlik dergisinin okurlarının yönlendirileceği, ayrıca bilgilendirileceği “kim, neyi savunuyor raporu” gibi bir makaleye imza atmış.
1963'ten itibaren Sovyet Rusya ile Kızıl........
