Toplumsal Kültürü Onarmak
Biz bugün kırık bir toplum muyuz, yoksa yorulmuş bir toplum mu?
Yanlış mı yaptık, eksildik mi, yoksa uzun süredir taşıdığımız yükler artık görünür mü oldu?
Türkiye’de yaşadığımız krizler bu soruları daha yüksek sesle sorduruyor. Ekonomiden hukuka, eğitimden gündelik ilişkilere kadar pek çok alanda aynı hissi paylaşıyoruz: Bir şeyler çalışmıyor. Ama asıl mesele şu; çalışmayan şeyler kadar, onları nasıl anlamlandırdığımız da sorunlu.
Belki de ilk yapmamız gereken şey, olup biteni tek bir kelimeye sıkıştırmaktan vazgeçmek. Çünkü yaşadıklarımız hem bir bozulma, hem bir kırılma, hem bir eksilme, hem de derin bir yorgunluk hâli. Ve bu çok katmanlı hâl, bize kültürün nasıl onarılacağını da fısıldıyor.
Kırığı Saklamadan Onarmak: Kintsugi
Tüketim toplumunun temel refleksi nettir:
İşlevini yitiren, eskileyen ya da beklentiyi tam karşılamayan şey atılır. Beğeni azaldığında, arzu tükendiğinde ya da kusur belirdiğinde nesne değersizleşir. Değer, yenilikle; arzu, hızla; tatmin ise sürekli değişimle tanımlanır.
Japon kintsugi felsefesi, kırılan bir nesneyi atmaz veya eski hâline döndürmeye çalışmaz. Kırığı saklamaz, tam tersine onu altınla görünür kılar. Çünkü kırık, utanılacak bir kusur değil; hikâyenin bir parçasıdır. Hatta en önemli kırılma anıdır.
Bizim kültürel refleksimiz ise çoğu zaman tam tersidir. Kırıkları gizleriz. Sorunları halının altına iteriz. Ayıp olmasın diye konuşmayız. “Zamanla geçer” deriz. Oysa geçmeyen şeyler, birikir. Ya da kırılanı artık değersiz görüp atarız. İnsan ilişkilerinde bile bu şekilde hareket eden bir bireyci anlayış var.
Toplumsal düzeyde de böyle oldu. Hatalarımızı, yanlışlarımızı, ihmallerimizi konuşmak yerine örtmeyi seçtik. Bu yüzden de her yeni kriz, bizi biraz daha hazırlıksız yakaladı. Kintsugi bize şunu söylüyor:
Onarım, inkârla değil; kabul ile başlar.
Bir toplum, kırıldığını kabul edebildiği anda güçsüzleşmez. Aksine, ilk kez gerçekten güçlenme ihtimali doğar. Bizim de gerçekten güçlenme ihtimalimizin doğduğu günlerdeyiz.
Kusursuzluk Yanılsamasından Çıkmak: Wabi-Sabi
Wabi-sabi, kusursuz olanı değil; eksik, geçici ve tamamlanmamış olanı merkeze alır. Bugün içinde yaşadığımız kültürel baskı ise bunun tam karşısında duruyor. Sürekli daha iyi, daha hızlı, daha başarılı, daha kusursuz olmamız bekleniyor.
Bu baskı yalnızca bireyleri........
