Bir Mıcırıktan Kaç Kriz Çıkar?

“Mıcırık çıkarmak” deyimi; olur olmadık durumlarda gereksiz sorun ya da zorluk çıkarmak, kavgacılık yapmak anlamında kullanılır.

Toplum olarak mıcırık çıkarmayı çok mu seviyoruz, yoksa mıcırık üretip üzerinden prim yapmak mı kolayımıza geliyor, bilemiyorum ama ortada değişmeyen bir gerçek var: Dinî ve millî bayramlarda en küçük kıvılcım bile büyütülüyor, mesele olmaktan çıkıp krize dönüşüyor. Bayramlar, birlik ve beraberliğin sahnesi olmaktan çok, huzurun sürekli test edildiği bir gerilim alanına evrilmiş durumda. Sembollerle kurulan ilişkinin bu kadar kırılgan olması artık bir istisna değil, neredeyse bir alışkanlık hâline gelmiş. Fırsat kollayan, en küçük detayı büyütmeyi görev bilen bir kesim her defasında devreye giriyor; biz de olup biteni sadece izlemekle yetiniyoruz. Sonuç değişmiyor: Küçük bir hareket, büyük bir tartışmaya; basit bir görüntü, toplumsal bir kutuplaşmaya dönüşüyor. İşin içine siyaset ve ideoloji girdiğinde ise tablo daha da sertleşiyor. Herkes kendi cephesinden bakıyor, kimse gerçeğin

kendisini konuşmuyor. Böylece bayramlar, ortak sevinç günleri olmaktan çıkıp pozisyon savaşlarının sahnesine dönüşüyor. Bu yüzden uzun zamandır bayram dediğimiz şey, aslında bir “mıcırık çıkarma festivali”ne dönüşmüş durumda. Herkesin tetikte olduğu, herkesin bir şey aradığı, herkesin bir şey bulduğu bir ortam... Her bayramda bir mıcırık... Her görüntüde bir kriz... Her cümlede bir kavga... Yazılı çizili bir kural olmasa da dinî bayramlar aile içi gerilimlere; millî bayramlar ise toplumsal gerilimlere daha açık hâle geldi. Dinî bayramlarda gelinler, görümceler, eltiler, kaynanalar... Bacanaklar, kayınpederler... Yeğenler, kuzenler... Baklavanın şerbetinden, etin pişme kıvamına ve yemeğin tuzuna, yeğenlere verilen harçlığın miktarına kadar illaki bir mıcırık bulunur ve her şey bir tartışma bahanesine dönüşür hale geldi. Resmî bayramlar...! İşte orası daha geniş ve daha görünür ve hassas ve kritik mayın tarlası gibi bir alandır. Mıcırık artık evin içinde değil; meydanlarda, kürsülerde, ekranlarda ve kalabalıkların ortasında çıkar. Bir cümle, bir bakış, hatta sıradan bir alkış bile yeterlidir. Küçük bir kıvılcım, büyük bir yanlış anlaşılma düzenine dönüşür. “Mıcırık” bir taş parçası değil, “dalgalanan bir suya düşen meteor” gibi. “Bir mıcırık düşer, suyun halkaları büyür;

küçük bir taş, büyük bir gölü bulandırır.” Herkes birlik ve beraberlikten söz eder... ama aynı kalabalığın içinde en hızlı büyüyen şey çoğu zaman huzursuzluktur. Meydanlar doludur, sözler yüksektir, cümleler nettir... Herkes aynı bayramı kutladığını söyler... ama aslında herkes kendi haklılığını kutlar. Resmî bayram törenlerinde en çok, nerede ne vukuat olduğu; kimin nerede, hangi eylemiyle nasıl bir mıcırık çıkardığı merak edilir hale geldi... Kimi zaman bir meczup, elini kolunu sallayarak Anıtkabir’de çelenk sunma töreninde insanların laiklik damarına basmak için elinde Kur’an, ağzında sloganlarla ortaya çıkar... Kimi zaman üryan sayılabilecek bir öğretmen rolünde ya da etkili, yetkili bir........

© Hür Haber