menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Boşanma Davalarında Arabuluculuk: Faydalar ve Zararlar

13 0
13.03.2026

Yargı Paketi Kapsamında Boşanma Davalarında ve Zararlar Arabuluculuk: Faydalar

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in dikkat çektiği üzere, Türkiye’de aile hukukuna ilişkin önemli sorunlardan biri, çekişmeli boşanma davalarının oldukça uzun sürmesidir. 12. Yargı Paketi kapsamında bu soruna çözüm olarak arabuluculuk mekanizması gündeme getirilmektedir. Bu düzenlemeyle, tarafların boşanma konusunda mutabık olduklarını beyan etmeleri halinde, evlilik birliğinin arabuluculuk süreci sonunda hızlı biçimde sona ermesi, buna karşılık nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat gibi boşanma sonuçlarının yargılama sürecinde ayrıca görüşülmeye devam etmesi öngörülmektedir.

Türkiye’de çekişmeli boşanma davalarının yıllarca sürmesi, tarafların fiilen sona ermiş bir münasebet içinde hukuken evli kalmaya devam etmeleri anlamına gelmekte ve bu bireyin hayatını yeniden kurma özgürlüğünü tahdit etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca, herkesin, medeni hak ve mükellefiyetlerine ilişkin uyuşmazlıkların makul bir süre içinde karara bağlanmasını talep etme hakkına sahip olmasından neşet eden ve liberal hukuk düşüncesinde bireyin devlet karşısındaki özgürlük sahasının muhafazasının mühim bir unsuru olarak telakki edilen “makul sürede yargılanma” hakkı (Hayek, 1960) çerçevesinde de değerlendirilebilecek bu çözüm önerisi, ilk bakışta makul ve işlevsel bir reform gibi görünse de, çeşitli açılardan birtakım mahzurları bünyesinde barındırmaktadır. Başka bir deyişle, boşanma davalarının makul sürede sonuçlanması ve yargılamanın etkin biçimde yürütülmesi anlamına gelen bu reform önerisi, usule ilişkin adaleti güçlendirmeyi amaçlarken, esasa ilişkin adalet bakımından yeni sorunlar doğurma potansiyeline sahip görünmektedir.

Muhtemel sorunlar arasındaki ilk dikkat çeken, boşanmanın erken kesinleşmesi ile evlilikten doğan yükümlülüklerin sona ermesi arasındaki ilişkidir. Bu ilişki bilhassa sadakat yükümlülüğü ve kusur rejimi bakımından ehemmiyet arz etmektedir. TMK 185. Madde, eşlerin evlilik birliği devam ettiği sürece birbirlerine sadık kalmakla yükümlü olduğunu bildirdiğinden, Yargıtay’ın klasik yaklaşımına göre, boşanma davasının açılması sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır[1] ve dava sürerken taraflardan birinin başka bir ilişki yaşaması kusur sayılmaktadır. Kusur tespiti boşanmanın yalnızca ahlaki cephesine değil, iktisadi cephesine de tesir ettiğinden (Dural, Öğüz & Gümüş, 2020), arabuluculuk yoluyla boşanmanın erkenden kesinleşmesi, usulde yarar fakat esasta zarar üretebilmektedir. Türk hukukunda maddi ve manevi tazminat talepleri tarafların kusur oranlarına göre takdir edilmektedir. Arabuluculuk yoluyla boşanma erken kesinleştiğinde evlilik içi sadakat mükellefiyetinin ihlali olarak telakki edilemeyecek davranışlar kusur tetkikinin haricinde kalabilmekte; böylece usuli bir hızlandırma, esasa ilişkin sorumluluk rejiminin uygulanma alanını daraltabilmektedir.

Arabuluculuk yoluyla boşanmanın erken kesinleşmesinin yaratabileceği bir diğer sorun ekonomik koruma mekanizmalarının zamanlamasıyla ilgilidir. Önerilen modelde her ne kadar boşanma erken bir tarihte vuku bulacak olsa da nafaka ve benzeri taleplerin ayrı bir yargılama sürecinde karara bağlanması gerekliliği, aile mahkemelerindeki davaların birkaç yıl sürebildiği gerçeğiyle birleştiğinde, bir eşitsizliği derinleştirebilmektedir. Evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte eşler arasındaki dayanışma yükümlülüğü de hukuken ortadan kalkacaktır. Bu süreçte nafaka veya benzeri ekonomik koruma araçları henüz karara bağlanmamış olacağından, ekonomik açıdan kırılgan konumda bulunan tarafın dezavantajlı konumunun, bir süre daha herhangi bir koruma mekanizmasından yararlanamayacağı için, pekişeceği ifade edilebilir.

Boşanma sürecinde nafaka ve tazminat taleplerinin ayrı bir dava konusu haline gelmesi gerektiğini öngören reform, müracaat eden taraf üzerinde yeni bir yargılama külfeti yaratabilmektedir. Nafaka ve tazminat taleplerinin ayrı bir dava kapsamında ileri sürülmesi, müracaat eden tarafın dava harçları, avukatlık ücretleri ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulması yüzünden, ekonomik olarak daha zayıf konumda bulunan başvurucunun yargı yoluna müracaat iradesini zayıflatma riski taşımakta ve böylece bir adalete erişim sorunu doğurabilmektedir.

Boşanmanın erken kesinleşmesi mal rejimi ve miras hukuku bakımından da bir güçlüğe neden olabilmektedir. Arabuluculuk yoluyla boşanan tarafların henüz mal rejimi tasfiyesi veya tazminat davaları sonuçlanmamış olacağından, yeni bir evlilik birliği kurmaları durumunda eski evliliğe ilişkin malvarlığı talepleri ile yeni evlilikten doğan hukuki ilişkiler iç içe geçebilir. Bu durum bilhassa miras hukuku bakımından eski ve yeni evlilikteki tarafların aynı malvarlığı üzerinde hak iddia etmelerinden kaynaklanan karmaşıklıklar doğabileceğine işaret etmektedir.

Bütün bu sorunlar özellikle bakım emeği meselesi dikkate alındığında daha görünür hale gelmektedir. Türkiye’de ev içi bakım işi büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenilmektedir.  TÜİK (2023) verilerine göre ev içi işgücüne katılım oranı erkeklerde %71,2 iken kadınlarda %35,8’dir. Boşanma sonrası ekonomik durum üzerine yapılan çalışmalar da yoksulluk seviyesinin yükseldiğini göstermektedir (Acar & Ayata, 2010; Kızılgöl, 2012). Bu iki gerçeklik arasındaki ilişki, evlilik içindeki bakım emeğinin iktisadi bir karşılığa tahvil edilememesi dolayısıyla boşanma sonrasında maddi bir teminat doğurmamasından kaynaklanmaktadır (Fineman, 2004). Nafaka ve tazminat gibi usuli mekanizmalar ekonomik boyutları olması yanında şiddetle de ilişkilidir. Kadınların ihtiyaç duyduğu nafaka ve ekonomik destek mekanizmaları yalnızca mali düzenlemeler bakımından değil, şiddet içeren ilişkilerden güvenli biçimde ayrılabilmek bakımından da önem arz etmektedir (Fineman, 2004; Stark, 2007). Boşanmanın arabuluculuk yoluyla erken tarihte kesinleşmesi ve nafaka ve benzeri destek mekanizmalarının gecikmesi ya da fiilen erişilemez hale gelmesi, halihazırda dezavantajlı konumda olan taraf boşanma kararını erteleyebileceğinden, ekonomik bağımlılığın sürmesine yol açabilmekte ve özellikle şiddet içeren ilişkilerden güvenli biçimde ayrılma kapasitesini zayıflatabilmektedir. Bu da fiziksel şiddet sürekliliğinde cinayet bağlamında tartışılan yapısal riskleri derinleştiren bir sonuca kadar varabilmektedir (Campbell et al., 2003).

Özetle, her ne kadar çekişmeli boşanma davalarının uzun sürmesine ilişkin sorun üzerine düşünülen reform, davaların hızlandırılmasıyla usule ilişkin adalet açısından önemli bir iyileşme temin edebilirse de hukuki düzenlemelerin yalnızca hız üzerinden değerlendirilmesi eksik bir yaklaşımdır. Bu, kusur rejimini daraltması, nafaka gibi ekonomik koruma mekanizmalarının uygulanmasını geciktirmesi ve taraflar açısından yeni usûlî yükler doğurması bakımından esasa ilişkin adalet bakımından yeni sorunlar yaratabilmektedir. Nitekim, Okin’in de (1989) işaret ettiği üzere, aile kurumu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretildiği başlıca alanlardan biridir ve bu nedenle adalet teorisinin aile içindeki güç ilişkilerini de dikkate alması gerekmektedir.

Acar, F., & Ayata, A. G. (2010). Gender and politics in Turkey. International Feminist Journal of Politics, 12(3-4), 382-400.

Campbell, J. C., Webster, D., Koziol-McLain, J., et al. (2003). Risk factors for femicide in abusive relationships: Results from a multisite case control study. American Journal of Public Health, 93(7), 1089-1097.

Dural, M., Öğüz, T., & Gümüş, M. A. (2020). Türk özel hukuku: Aile hukuku (Cilt III). Filiz Kitabevi.

European Convention on Human Rights. (1950). European Convention on Human Rights. Council of Europe. https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/convention_ENG

Fineman, M. A. (2004). The autonomy myth: A theory of dependency. The New Press.

Hayek, F. A. (1960). The Constitution of Liberty. University of Chicago Press.

Kızılgöl, Ö. A. (2012). Türkiye’de kadın yoksulluğu. Çalışma ve Toplum, 34(3), 187-212.

Okin, S. M. (1989). Justice, gender and the family. Basic Books.

Stark, E. (2007). Coercive control: How men entrap women in personal life. Oxford University Press.

Türkiye İstatistik Kurumu. (2023). İşgücü istatistikleri. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53521

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi. (2015). E. 2015/1895, K. 2015/15882. https://kazanci.com.tr/gunluk/2hd-2015-1895.htm

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. (2022). E. 2020/2-367, K. 2022/1497. https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/bosanma-davasinin-acilmis-olmasi-eslerin-birbirlerine-karsi-olan-sadakat-yukumlulugunu-ortadan-kaldirmaz

[1] İlgili yaklaşım için şunlara bkz.: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/1895, K. 2015/15882 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/2-367, K. 2022/1497.


© Hür Fikirler