menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tabiî Hâkim İlkesi ve İmamoğlu Yargılaması

25 0
06.05.2026

Tabiî hâkim ilkesi açısından ülkemize ve hukuk sistemimize bakıldığında ne görmekteyiz? Özellikle İmamoğlu davası gibi popüler ve çok ilgi çeken davalar incelendiğinde karşımıza nasıl bir manzara çıkmakta?

Tabiî hâkim ilkesi ve Hukuk devleti olma

Hukukun hakimiyetinin ve hukuk devleti olmanın en önemli göstergelerinden ve güvencelerinden biri tabiî hâkim ilkesidir. Bu ilke basit ama son derece güçlü bir fikre dayanır: Bir kişi ancak ve ancak suçun işlendiği iddia edilen tarihten önce kurulmuş ve yetkileri yine vakadan evvel belirlenmiş bir mahkeme tarafından yargılanabilir. Başka bir ifadeyle, bir kişiyi yargılamak için olayın ortaya çıkmasından sonra mahkeme kurulamaz ya da davaya bakacak hâkim keyfî biçimde değiştirilemez. Böyle olması ve yapılması tabiî hâkim ilkesine aykırı bir durum teşkil eder.

Bu ilkenin arkasındaki düşünce oldukça açıktır. Eğer devletler belirli kişiler veya gruplar için onların yargılama konusu olan fiillerinden sonra mahkeme kurabilirse, yargı adaletin değil günlük siyasetin bir parçası ve aracı haline gelir. Böyle bir yerde ve durumda hukukun hakimiyetinden söz edilemez. Bu nedenle tabiî hâkim ilkesi yalnızca teknik bir usûl kuralı değildir, aynı zamanda bireyin devlet karşısındaki özgürlüğünün önemli bir güvencesidir.

Türkiye’de bu ilke uzun yıllardır hukuk ve siyaset tartışmalarının merkezinde yer almaktadır. Özellikle bazı mahkeme türlerinin kurulması veya kaldırılması bu tartışmaları yeniden alevlendirmiştir. Yassıada düzmece yargılamalarına bakınca Yassıada’da tabiî hâkim ilkesinin açıkça ihlâl edildiğini görürüz.  1980 darbesi sonrasında kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri de tabiî hâkim ilkesi bağlamında en çok eleştirilen yargı kurumlarından biriydi. Bu mahkemelerde askerî hâkimlerin bulunması, sivillerin askerî nitelikte bir mahkeme önünde yargılanmasına yol açıyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar da bu mahkemelerin bağımsızlığı konusunda ciddi şüpheler bulunduğunu ortaya koydu. Sonuçta Türkiye 2004 yılında Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırmak zorunda kaldı.

Benzer bir tartışma daha sonra özel yetkili mahkemeler döneminde yaşandı. Terör ve örgütlü suçlarla mücadele amacıyla kurulan bu mahkemeler, özellikle Ergenekon ve Balyoz davaları sırasında geniş yetkileri nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kaldı. Hukuk çevrelerinin önemli bir bölümü bu mahkemelerin olağan yargı düzeni dışında kaldığını savunuyordu. Bu mahkemeler de 2014 yılında kaldırıldı. Aynı yıl kurulan Sulh Ceza Hâkimlikleri ise yeni bir tartışmanın başlangıcı oldu. Bazı hukukçular bu hâkimliklerin yapısının tabiî hâkim ilkesini zedelediğini ileri sürdü. Ancak,........

© Hür Fikirler