menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Malvarlığına El Koyma, Mülkiyet Güvenliği ve Masumiyet Karinesi

35 0
16.05.2026

Türkiye’de son yıllarda belediyeler, kamu ihaleleri, rüşvet, irtikap ve yolsuzluk iddiaları etrafında yürütülen soruşturmalar yalnızca ceza hukuku bakımından değil, hukuk devleti ve mülkiyet güvenliği bakımından da önemli tartışmalar doğurmaktadır. Bir kamu görevlisinin veya belediye yöneticisinin rüşvet, irtikap yahut yolsuzlukla suçlanması elbette ciddiye alınması gereken bir meseledir. Kamu kaynaklarının yağmalanması, belediye imkânlarının şahsi menfaat veya parti çıkarları için kullanılması, hukuk düzeninin göz yumabileceği fiiller değildir. Fakat bu tür suçlamalar ne kadar ağır olursa olsun, yargılama tamamlanmadan önce sanığın malvarlığına el konulması ayrıca tartışılması gereken hassas bir meseledir.

Türkiye’de bu konu esas olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesi çerçevesinde düzenlenmektedir. Bu maddeye göre, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve ilgili malvarlığı değerlerinin bu suçlardan elde edildiğine dair “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” varsa, şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, araçlara, banka hesaplarına, hak ve alacaklara, kıymetli evraka, şirket ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer malvarlığı değerlerine el konulabilir. Aynı madde, gerekli hâllerde bu malvarlığı değerlerinin yönetimi için kayyım atanmasına da imkân vermektedir.

Bu düzenlemenin arkasındaki mantık anlaşılabilir. Eğer suçtan elde edildiği düşünülen malvarlığına soruşturma sırasında hiçbir müdahalede bulunulmazsa, sanık bu malları kaçırabilir, başkalarının üzerine geçirebilir, satabilir veya değerini azaltabilir. Böyle bir durumda mahkûmiyet kararı çıksa bile müsadere veya tazmin mekanizması işlemez hâle gelebilir. Dolayısıyla el koyma tedbiri, teorik olarak, suç gelirlerinin korunmasını değil, yargılama sonunda verilebilecek müsadere kararının etkili olmasını sağlamayı hedefleyen geçici bir koruma tedbiridir.

Ancak problem tam da burada başlar. El koyma, nihai bir mahkûmiyet kararı olmadan uygulandığı için masumiyet karinesiyle doğal bir gerilim içindedir. Masumiyet karinesi, bir kişinin suçu kesin hükümle ispatlanıncaya kadar masum sayılmasını gerektirir. Bu ilke yalnızca ceza verilmemesini değil, devletin kişiye suçlu muamelesi yapmamasını da gerektirir. Malvarlığına el koyma tedbiri, teknik olarak ceza değil koruma tedbiri sayılsa da, fiilî sonuçları bakımından çok ağır olabilir. Bir iş insanının banka hesaplarına, şirket paylarına, araçlarına veya ticari varlıklarına el konulması, onun ekonomik faaliyetini felce uğratabilir. Beraat etse bile, ticari itibarı yıkılmış, şirketi zayıflamış, borçlarını ödeyemez hâle gelmiş olabilir.

Bu sebeple asıl mesele, el koyma tedbirinin var olup olmaması değil, bu tedbirin hangi şartlarda, ne kadar süreyle ve ne ölçüde uygulanacağıdır. Hukuk devleti açısından burada üç ölçüt hayati önemdedir: Somut delil, zorunluluk ve ölçülülük. Eğer el koyma yalnızca genel şüpheye, siyasi atmosfere, medyatik baskıya veya soyut iddialara dayanıyorsa mülkiyet hakkı........

© Hür Fikirler