menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TEBLİGAT AMAÇ MI YOKSA ARAÇ MI?

9 1
28.01.2026

I. Genel Olarak

Tebligat, yargılamanın başlaması ve sağlıklı biçimde ilerleyebilmesi için vazgeçilmez bir usul kurumudur. Ne var ki Türk hukuk uygulamasında tebligat, çoğu zaman yargılamayı mümkün kılan bir araç olmaktan çıkarılarak, başlı başına korunması gereken bir amaç hâline getirilmektedir. Bu yaklaşım, özellikle icra ve takip hukukunda, yargılamanın esasına girilmesini engelleyen aşırı bir şekilciliği beraberinde getirmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.04.2025 tarihli kararında çoğunluk görüşü, tebliğ mazbatasındaki bazı şekli eksiklikleri tebligatın usulsüzlüğü sonucuna bağlarken; karşı oy, bu yaklaşımın tebligat hukukunun amacını aşan bir formalizm yarattığını vurgulamıştır. İşbu çalışma, YHGK kararındaki bu ayrışmayı esas alarak şu temel soruya odaklanmaktadır: Tebligat, kendi başına korunması gereken bir şekil bütünü müdür; yoksa adil ve etkin yargılamaya hizmet eden bir araç mıdır?

II. Tebligatın Hukuki Niteliği ve Amacı

Tebligatın hukuki işlevi, muhatabın yargısal işlemden haberdar edilmesini sağlamaktır. Bu sayede muhatap, savunma ve itiraz haklarını kullanabilir, yargılamaya etkin biçimde katılabilir ve hukuki sonuçlara karşı pozisyon alabilir.

Dolayısıyla tebligatın özü bilgilendirme fonksiyonudur; belgelendirme ise bu bilgilendirmenin ispatına hizmet eden ikincil bir araçtır. YHGK kararındaki karşı oy da bu noktada, tebligat hukukunun şekli unsurlarının amaçtan koparılarak kutsallaştırılmasına karşı çıkmaktadır. Şekil şartları, tebligatın güvenilirliğini sağlamak için vardır; yargılamayı durdurmak veya fiilî öğrenmeyi yok saymak için değil.

Şüphesiz ki tebligatta belgelendirme unsuru büyük önem taşımaktadır. Tebliğ işleminin hangi usulle, kime ve ne şekilde yapıldığının kayıt altına alınması, hem hukuki güvenliğin sağlanması hem de yargısal denetimin mümkün kılınması bakımından zorunludur. Ne var ki belgelendirme ve hatta bu belgelendirmenin sağlıklı ispatı, tebligatın asli işlevi olan tarafları yargılamadan haberdar etme ve savunma imkânı tanıma amacının önüne geçecek şekilde yorumlanamaz.

Belgelendirme, tebligatın amacına hizmet ettiği ölçüde anlamlıdır; bu unsurun araçsallık niteliğinden koparılarak bağımsız ve üstün bir amaç hâline getirilmesi, tebligat hukukunda şekilciliği derinleştiren ve adil yargılanma hakkını zedeleyen sonuçlar doğurmaktadır.

III. YHGK Kararında Çoğunluk ve Karşı Oy Ayrımı

YHGK çoğunluk görüşü, tebliğ mazbatasında haber verilen kişinin sıfatının açıkça belirtilmemesini, tebligatın usulsüzlüğü için yeterli görmüştür. Bu yaklaşım, tebligatın denetlenebilirliğini ve şekli güvenliği önceleyen bir anlayışı yansıtmaktadır.

Buna karşılık karşı oy, tebligat memurunun görevinin sınırlı ve beyan esaslı olduğunu, tebligat memurundan haber verilen kişinin gerçekten komşu, kapıcı veya yönetici olup olmadığını araştırmasının beklenemeyeceğini ve mazbatadaki şekli eksikliklerin, tebligatın fiilî amacına ulaşıp ulaşmadığı dikkate alınmadan otomatik usulsüzlük sonucuna bağlanamayacağını vurgulamaktadır. Karşı oy, bu yönüyle tebligat hukukunda işlevsel yorumu savunmakta ve şekilciliğin usul ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekmektedir.

IV. Tebligat Memurunun Rolü ve Şekilciliğin Sınırları

YHGK çoğunluk görüşünün dolaylı ancak kaçınılmaz sonucu, tebligat memuruna fiilen bir araştırma, doğrulama ve statü tespiti yükümlülüğü yüklenmesidir. Oysa tebligat memuru, ne kolluk görevlisi ne de yargısal bir aktördür. Tebligat memurunun görevi, muhatabın kimliği, hukuki sıfatı veya sosyal ilişkileri hakkında maddi gerçeği ortaya çıkarmak değil; tebliğ işlemini, mevcut koşullar altında fiilî gözlem ve beyana dayalı olarak........

© Hukuki Haber