Tefecilik, Pos Tefeciliği ve Bankalar Yönünden Değerlendirme |
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Tefecilik” başlıklı 241. maddesinin 1. fıkrasında tefecilik suçu tanımlanmış olup, 2. fıkrasında ise suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek cezanın bir kat artırılacağına yer verilmiştir.
TCK m.241/1’e göre; “Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır”.
I- Tefecilik Suçu Hakkında Genel Bilgiler
Tefecilik suçu, TCK’nın “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı Dokuzuncu Bölümünde düzenlenmiştir. Suçun malvarlığına karşı suçlar kapsamında düzenlenmemesi sebebiyle; suç ile bireysel değil, toplumsal değerlerin, iktisadi kuralların, serbest rekabet işleyişinin ve kamu güvenliğinin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır[1].
Doktrinde, suçun mağdurunun kim olduğu hususunda tartışma bulunmakla birlikte; Yargıtay Ceza Genel Kurulu 21.05.2019 tarihli, 2017/9-1155 E. ve 2019/454 E. sayılı kararında, Genel Kurulun 26.04.2016 tarihli, 2014/5-118 E. ve 2016/208 K. sayılı kararına da atıfla, toplumu oluşturan tüm bireylerin suçun mağduru ve fiilden zarar gören kişinin ise suçtan zarar gören olduğunu kabul etmiştir[2]. Faizle borç para verme izni bulunmayandan para alan kişi suçun mağduru değildir, çünkü faiz karşılığında borç para almayı bilerek ve isteyerek yapmaktadır. Tefecilik suçunun oluşabilmesi için, izinsiz şekilde kazanç elde etmek amacıyla borç vermenin birden fazla olmasına ve bu faaliyetin meslek haline getirilmesine gerek bulunmamaktadır.
Kanun koyucu, TCK m.241’de net bir şekilde kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para vermeyi iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beş yüz günden beş bin güne kadar adli para cezası ile failin cezalandırılmasını, tefecilik suçunun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek cezanın bir kat artırılmasını öngörürken, “kötülüklerin anası” olarak nitelendirilen “faiz” yönteminin, sırf lisans ve izin hak ve yetkileri olanlar tarafından ekonomide sayısız şekilde kullanılması da trajikomik ciddi bir çelişkidir.
“Tefecilik” suçu adı altında; faiz veya başka bir namla da olsa, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesini, “senet kırdırma” olarak bilinen yöntemlerle, henüz vadesi gelmemiş bir bononun vadesinden önce paraya dönüştürülmesini, bu yolla kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para vermenin cezalandırılmasının bir suç politikası olduğu, ancak ödünç para alan kişinin cezalandırılmadığı, fakat yasal zeminde insanları zor durumda bırakan faizciliğin devam ettiği, bunun da ciddi bir çelişki oluşturduğu görülmektedir.
Hükümde; kimlerin bu suçun faili olabileceği açık olarak belirtilmediğinden, herkesin bu suçun faili olabileceği görülmektedir. Ancak kazanç elde etme amacıyla ödünç para verme işleminde bulunmaya kanunen yetkili kişiler yönünden, TCK m.26/1’de düzenlenen hakkın kullanılması hukuka uygunluk sebebi gözardı edilmemelidir. Bu hususa aşağıda tekrar değinilecektir.
TCK m.241/1’de açıkça “para” ifadesine yer verilerek, suçun konusunun sadece para olabileceği belirtilmiştir. Buna göre; “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi gereğince, ödünç verilen şeyin para olması zorunludur. Ancak paranın ödünç verilmesi için karşı tarafa verilenin de para olması şartı yoktur. Bu durum, hükmün gerekçesinde de örneklendirilmiştir:
“Madde metninde tefecilik fiili suç olarak tanımlanmıştır. Faiz veya başka bir namla da olsa kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesi, tefecilik suçunu oluşturur. Tefecilik suçu, iktisadi hayatımızda, “senet kırdırma” denen usulle de işlenebilir. Örneğin henüz vadesi gelmemiş bir bononun vadesinden önce başkasına verilerek karşılığında bono üzerinde yazılı meblağdan daha az bir paranın alınması durumunda tefecilik suçu oluşur. Çünkü, bu durumda bononun el değiştirmesi, kişiler arasında doğmuş olan bir alacak borç ilişkisine dayanmamaktadır. İfade yerinde ise, bu durumlarda, birer ödeme aracı olan bononun veya çekin kendisi satılmakta ve satın alınmaktadır.
İzlenen suç politikası gereğince, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi cezalandırılmaktadır. Buna karşılık, ödünç para alan kişi cezalandırılmamaktadır”.
Ayrıca hükümde “kazanç elde etmek amacıyla” denilerek, suçun ancak özel kastla işlenebileceği kabul edilmiştir. Dolayısıyla, sırf birisine yardım etmek için para verilmesi ve bunu daha sonra piyasa şartlarına uygun değerlerle geri alınması tefecilik suçunu oluşturmayacaktır[3]. Çünkü verilen borcun, piyasa şartlarına uygun şekilde geri alınması, kişinin kazanç elde etme amacıyla hareket ettiğini değil, sadece parasını aynı değerde geri almak istediğini ortaya koyacaktır. Bir başka ifadeyle; kişinin kazanç elde etme amacıyla hareket edip etmediğinin tespiti açısından, istenen faizin oranı önemlidir. Ödünç verilen paranın karşılığı da para olmak zorunda olmadığından, para dışında bir karşılık olduğu durumda kazanç elde etme amacının nasıl tespit edileceği belirsiz olabilecektir. Ödünç paranın karşılığı para değil de, başka bir kazanç ise, bununla ödünç verilen para arasındaki orantının değerlendirilmesi gerekecektir.
TCK m.241/1 uyarınca tefecilik suçunun oluşması için failin kazanç elde etmesi şart olmayıp, bu amaçla hareket ederek ödünç para vermesi yeterlidir. Ayrıca; fiillerin sistematik şekilde işlenmesi şartı da aranmamaktadır. Kanunda sadece “başkasına ödünç para veren” ifadesine yer verilmesinden hareketle, tek bir kişiye dahi kazanç sağlama amacıyla ödünç para verildiğinde suçun oluştuğu ve aynı kişiye karşı birden fazla kez veya farklı kişilere karşı fiilin işlenmesi halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir.
Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 28.02.2019 tarihli, 2017/6854 E. ve 2019/2562 K. sayılı kararında; “TCK’nın 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunun kazanç elde etmek amacıyla borç para verilmesiyle oluşacağı, bunun meslek haline getirilmesinin veya sistematik bir şekilde yapılmasının suçun unsurları içerisinde yer almadığı, aynı kişiye farklı zamanlarda veya birden fazla kişiye faiz karşılığında para verilmesi halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı, iddianame ve dosya kapsamına göre de sanığın suç tarihlerinde birden fazla kişiye kazanç karşılığı ödünç para verdiği kabul edildiği halde hakkında TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayini,” bozma sebebi yapılmıştır[4].
Günümüzde; nakit para temini için sık başvurulan yöntemlerden birisi, halk arasında “POS tefeciliği” olarak bilinen yöntemdir. Buna göre[5];
- Nakit para ihtiyacı olan kişinin kredi kartından, alışveriş yapılmış gibi işlem yapılıp para çekilir (Örnek: 15.000 TL).
- Çekilen paranın bir kısmı, kartı kullanan kişiye verilir (Örnek: 10.000 TL).
- Verilmeyen tutar, faiz ve vergi karşılığı olarak tefecide........