We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Suriyeliler Mülteci mi Geçici Korunan mı?

9 1 1
24.09.2021

Bu yazımızda Mart 2011’de Suriye’de başlayan İç Savaşı sonrası savaş sebebiyle Ülkemize gelen, sayıları bugün kayıtlı olarak 3 milyon civarında gözüküyor olsa da, gerçekte daha fazla olduğu düşünülen, Ülkemizin son yıllardaki en önemli sorunlarından birisini teşkil eden ve halen Ülkemizde bulunmaya devam eden Suriyelilerin Uluslararası Hukuk açısından hangi statü altında bulunduklarını açıklayacağız. Bunun anlaşılabilmesi için yazımızda; “göçmen” kavramına, uluslararası koruma türlerinin neler olduğuna ve kapsamlarına yer vereceğiz.

1. Göçmen (Muhacir) Kavramı

Ülkemizde daha önce yürürlükte olan mevzuata bakıldığında; ilk olarak göçmen kavramına 1934 yılında, 2510 sayılı İskan Kanunu’nda yer verilmiş olup, bu Kanuna göre göçmen kavramı, Türk soylu ve Türk kültüründen olan ancak Türkiye dışında yaşamakta olan kişiler olarak ifade edilmiştir.

Daha sonra 2006 yılında kabul edilen ve yine aynı yıl içerisinde yürürlüğe giren ve halen de yürürlükte bulunan 5543 sayılı İskan Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendine göre “göçmen” kavramı, Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olup, yerleşmek amacıyla tek başına veya toplu halde Türkiye'ye gelip bu Kanun gereğince kabul olunanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu maddenin diğer bentlerinde de göçmen kavramının; serbest göçmen, iskanlı göçmen, münferit göçmen ve toplu göçmen olmak üzere dört farklı türü açıklanmıştır. İç hukukumuzda göçmen, yani muhacir kavramı m.3/1-e’de yer alan şekilde tanımlanmış olsa da, esasında Uluslararası Hukuk anlamında göçmen kavramı farklı bir anlama gelmektedir. Yazımızın konusunu oluşturan soruna cevap bulunabilmesi için esas olarak Uluslararası Hukukun kabul ettiği göçmen kavramının ne anlama geldiğinin açıklanması gerekmektedir.

Uluslararası Hukuk anlamında “göçmen” kavramı; bir ülkede bulunan yabancıların tümünü ifade etmekte ve yabancılar, yani göçmenler mevcut bulundukları hukuki statü gereği çeşitli ayrımlara tabi tutulmaktadırlar[1]. Örneğin bir ülkeye, o ülkenin kanun ve mevzuatına uygun olarak girenler yasal göçmen, kanun ve mevzuatına aykırı olarak giren veya mevzuata uygun şekilde girmesine rağmen halihazırda aykırı kalanlar ise yasadışı göçmen olarak ifade edilmektedir. Ancak uluslararası koruma; bir başka ifadeyle sığınma talebi yapan yabancılar ise, diğer yabancılara göre farklı bir statü arz etmekte ve sığınma talebi yapan yabancıların bağlı olacakları özel bir hukuki rejimi sözkonusu olmaktadır[2].

Göçmen kavramı yanı sıra sığınmacı kavramı ise, uluslararası hukuk açısından, mülteci statüsü almak için başvuruda bulunmuş ve başvuru sonucunu bekleyen yabancıları ifade eder. Dolayısıyla “sığınmacı” kavramı, mülteci olmak amacıyla uluslararası koruma başvurusu yapan ancak henüz başvurusu karara bağlanmamış olan kişiler için kullanılan bir kavramdır. Esasen “sığınmacı” kavramı; 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yer almamış, yerine “şartlı mülteci” statüsü öngörülmüştür.

2. Uluslararası Koruma Kavramı ve Türleri

Uluslararası koruma kavramı bir üst başlık olarak üç tür uluslararası koruma türünü kapsamaktadır. Günümüzde Uluslararası Hukukta var olan koruma türleri ve statüleri; mülteci statüsü, şartlı mülteci statüsü ve ikincil koruma statüsü olmak üzere üç tür olup, geçici koruma statüsü adı verilen koruma türü sadece o ülke idaresinin takdir yetkisine bağlı olan bir koruma türü olduğundan, bir uluslararası koruma türü niteliği taşımamaktadır.

Türk Hukuku’nda da buna paralel olarak 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda üç koruma statüsüne yer verilmesiyle birlikte, uluslararası bir koruma türü olmasa da ayrı bir sığınma türü olarak geçici koruma statüsü de uygulanmakta ve idarenin takdir yetkisine bağlı olarak çeşitli yabancılara bu statü tanınmaktadır.

Yazımızın başlığını oluşturan soruna cevap bulabilmek amacıyla, uluslararası koruma türlerinin her birinin ne olduğunu, tanımlarını ve kapsamlarını açıklayacağız.

3. Mülteci Kavramı

Mülteci kavramına Uluslararası Hukuk açısından bakıldığında; ilk olarak 1951 yılında Cenevre’de yapılmış olan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair 1951 Cenevre Konvansiyonu’nda tanımlanmış olduğu, bu sözleşmenin yapılma amacını, yani uluslararası hukukta mülteci kavramına yer verilmesinin amacını ise 2. Dünya Savaşı sebebiyle birçok kişinin başka ülkelere iltica etmesi sonucunda, bu hususun uluslararası alanda ciddi bir sorun teşkil etmeye başlamış olması oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu sözleşmenin yapılma amacını, 2. Dünya Savaşı esnasında savaş sebebiyle kendi ülkesinden başka bir ülkeye iltica edenlere koruma sağlanması oluşturmaktadır.

Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Konvansiyonu’na göre mülteci kavramı; “1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da cereyan eden olaylar sonucunda dininden dolayı, ırkından dolayı, siyasi düşüncesinden dolayı, belirli bir toplumsal gruba mensup olması sebebiyle veya vatandaşlığından dolayı bulunduğu ülkede zulüm görme riski altında olup başka ülkelere iltica edenlere verilen” uluslararası koruma statüsü idi. Ancak sözleşmenin ilk halinde yapılan tanımlama da mülteci tanımı dar kalmaktadır, çünkü düzenleme yalnızca 1 Ocak 1951 tarihinden önce olan hadiseler ile Avrupa’da cereyan eden olayları kapsamaktaydı. Dolayısıyla; tanımın bu ilk halinde bir yabancıya mülteci statüsü verilebilmesi için, hem zaman ve hem de coğrafi kısıtlamanın bulunması sözkonusu idi.

Bu sınırlamanın sorunlara yol açması sebebiyle 1967 yılında Birleşmiş Milletler; New York’da toplanarak, 1967 New York Protokolüne imza atmış ve burada mülteci tanımı yeniden düzenlenerek sözleşme revize edilmiştir. Bu Protokolle yapılan yeni düzenlemeye göre mülteci kavramı hususunda yukarıda ifade ettiğimiz zaman sınırlaması kaldırılmış, yabancının mülteci statüsünü alabilmesi için yalnızca yukarıda açıkladığımız beş kriterden birisine göre ülkesinde zulüm görme riski altında bulunması yeterli görülmüştür. Coğrafi kısıtlama hususu ise devletlerin takdir yetkisine bırakılarak, dileyen ülkelerin bu statüyü yalnızca Avrupa’dan gelenlere verebilmesi, dileyen ülkelerin ise Avrupa dışı ülkelerden gelenlere de coğrafi sınırlama getirmeksizin mülteci statüsü verebilmesi sağlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti bu değişiklik sonrasında da sözleşmede yer alan mülteci tanımını coğrafi alan sınırlamasına uyarak uygulamaya devam ettiğinden, günümüzde Ülkemizce bir yabancıya mülteci statüsünün verilebilmesi için, yabancının Avrupa’da cereyan eden hadiseler sebebiyle dininden, siyasi düşüncesinden, ırkından, belirli bir gruba ait olmasından veya vatandaşlığından dolayı, yani mutlaka bu beş kriterden bir veya birkaçı dolayısıyla zulüm görme riski altında bulunması gerekmekte olup, bu statü yalnızca Avrupa coğrafyasından gelen yabancılara tanınabilecek bir statüdür. Avrupa coğrafyasının kapsamını ise, Avrupa Konseyi’ne dahil olan ülkeler oluşturmaktadır. Sözleşmeyi coğrafi kısıtlamaya uyarak uyguluyor olmamıza rağmen, bu coğrafya dışında bir ülkeden ülkemize iltica eden bir yabancıya bu statüyü tanıyabilmemizin tek istisnasını, Cumhurbaşkanı kararıyla o ülkenin Avrupa ülkesi olarak tanınması hali oluşturmaktadır. İstisnai olarak Cumhurbaşkanının vereceği........

© Hukuki Haber


Get it on Google Play