Mahkeme Ek İddianame Talep Edebilir mi?

Bu yazımızda; mahkeme tarafından, iddianamenin kabul edilmesinden sonra savcılık makamından ek iddianame düzenlenmesi talep edilerek, suç duyurusunda bulunulmasının hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilecektir[1].

İddianamenin iadesi; soruşturma aşamasında savcılık makamı tarafından düzenlenen iddianamenin, yargılamayı yürütecek olan mahkeme tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. ve 174. maddelerinde aranan şartları sağlamadığı gerekçesiyle Cumhuriyet savcısına geri gönderilmesini ifade eder.

Mahkemenin; sadece kabul ettiği iddianamede gösterilen fiille ve faille sınırlı olarak yargılama yapabileceği ise, “fiille ve faille bağlılık” ilkesi olarak belirtilmektedir. CMK m.225/1 tarafından “fiille ve faille bağlılık” ilkesi, yani “davasız yargılama olmaz” prensibi güvence altına alınmış ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise, mahkemenin fiilin hangi suçu oluşturduğuna dair hukuki nitelendirmede serbest olduğu ortaya koyulmuştur.

1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda iddianamenin iadesi müessesesi düzenlenmemiştir. Bunun yanında; “tahkikat ve hükmün hududu” başlıklı 150. maddesinde, “Tahkikat ve hükmün, yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan şahıslara hasredilir.” ve “Hükmün mevzuu ve suçu takdirde mahkemenin salahiyeti” başlıklı 257. maddesinde, “Hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir. Fiili takdirde mahkeme, iddia ve müdafaalarla bağlı değildir.” hükümlerine yer verilmiştir. Bu hükümlere göre mahkeme; iddianamede gösterilen faille ve fiille bağlıdır, hukuki nitelendirme ile bağlı değildir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ise; “Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi” başlıklı 225. maddede, “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” düzenlemesi ile “fiille ve faille bağlılık” ilkesi kabul edilmiştir. Bunun yanında, mülga Kanundan farklı olarak 5271 sayılı CMK m.174’de iddianamenin iadesi müessesesi düzenlenmiştir. Buna göre mahkeme; iddianame ve soruşturma evrakının teslim alınmasından itibaren 15 gün içinde, CMK m.170’e aykırı olarak düzenlenen[2], suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, önödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işler için önödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen, soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen, iddianamenin Cumhuriyet başsavcılığına iadesine karar verir.

Suçun hukuki nitelendirilmesinin hatalı olduğu gerekçesi ile iddianame iade edilemez. 15 günlük süre içinde iade edilmeyen iddianame incelenip kabul edilmiş, kovuşturma aşamasına geçilmiş sayılır. Artık bu durumda, CMK m.170’de ve m.174’de yer alan sebeplerden dolayı iddianame iade edilemez. Bizde; iddianamenin reddi müessesesi düzenlenmemiş, sadece iadesi öngörülmüş ve iddianame olmaksızın dava açılamayacağı kabul edilmiştir.

1412 sayılı mülga CMUK ve 5271 sayılı CMK’da ek iddianame ile ilgili bir düzenleme yer almamaktadır. Kamu görevlisinin karşılaştığı bir suçu yetkili makamlara bildirilmesi yükümlülüğü bulunduğundan (TCK m.279), mahkemelerin ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarına müzekkere yazarak ihbarda bulunduğu görülmektedir. Savcılık; bu tür ihbarlar üzerine yürütülen soruşturmalarda yeni bir iddianame düzenleyip, ihbarda bulunan mahkemeye gönderebilmektedir.

Kaleme aldığımız bu yazıda; mahkemenin ek iddianame düzenlenmesi talebinin hukuka uygun olup olmayacağı değerlendirilecektir.

Birinci ihtimal: Mahkeme, yargılama sırasında dosyada toplanan delillerle (ikrar veya tanık beyanı gibi) yargılamaya konu fiilin ve olayın dışında bir fiille ve olayla karşılaştığında, ara karar veya duruşma sonucunda vereceği kararla, gereğinin takdir ve ifası için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunmalıdır. Bu ihbar, TCK m.279’un sonucu olarak düşünülmelidir. Ancak ortada işlendiği öğrenilen bir suç olmalıdır. Gerçi TCK m.279’da “kamu görevlisi” denilip, “yargı mensubu” ibaresinden yer verilmediğinden bahisle, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçunun hakim yönünden gerçekleşmeyeceği fikri de ileri sürülebilir. Uygulamada genel kabul; her ne kadar “Tanımlar” başlıklı TCK m.6/1-c,d’de “kamu görevlisi” ve “yargı görevi yapan” kavramları birbirinden ayrılmışsa da, TCK m.279’un tatbiki yönünden hakimlerin bu suçun faili olabilecekleri kabul edilmektedir. Ancak aksi görüş, TCK m.6’nın bu kavramları ayırdığı ve bu nedenle de TCK m.279’da yer almayan “yargı görevi yapan” kavramının suçun kapsamına alınmasının TCK m.2/3’de öngörülen kıyas yasağının ihlali anlamına geleceği şeklinde ileri sürülebilir.

Mahkeme; ilgili başsavcılıktan, ihbarda bulunulan kişi hakkında birleştirme talepli ek iddianame düzenlenmesini talep edemez. Çünkü, ihbarda bulunan hakim veya mahkemenin, ihbarda bulunduğu konuya ilişkin yapılacak yargılama bakımından tarafsızlığı artık şüpheye düşmüştür. Dolayısıyla mahkeme veya hakim, ilgili Başsavcılığa ihbarda bulunmakla yetinmeli ve ihsas-ı reye yol açabilecek nitelendirme ve taleplerde bulunmamalıdır.

“Duruşma sırasında sanığın yeni bir suçunun ortaya çıkması” başlıklı 1412 sayılı mülga CMUK m.259’da yer alan; “Sanığın, iddianamede yazılı suçtan başka bir suç işlemiş olduğu duruşma sırasında ortaya çıkarsa, Cumhuriyet savcısının talebi ve sanığın muvafakatiyle her ikisi birlikte hükmolunmak üzere bu suç, duruşması yapılmakta olan işle birleştirilebilir. Yeni suç mahkemenin yetkisi haricinde olur veya kendisine göre daha üst bir mahkemenin görevine dahil bulunursa yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.” hükmü uyarınca, mülga CMUK döneminde, yeni bir iddianamenin düzenlenmesi dahi gerekmeksizin, sanığın........

© Hukuki Haber