İrtikap Suçu Nedir? İrtikap Suçu ile Rüşvet Suçunun Farkları Nedir?

I. Giriş

Bu yazımızda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı suçlar” başlığı altında 250. maddesinde düzenlenen irtikap suçunun ne olduğu, icbar, ikna ve hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçları, TCK m.252’de düzenlenen rüşvet suçunun irtikap suçundan farkı, sanık tarafından gerçekleştirilen fiilin hangi durumda irtikap, hangi durumda rüşvet suçuna sebebiyet vereceği değerlendirilmiştir.

Ceza Hukukunda suç tiplerinin doğru nitelendirilmesi yalnızca failin değil, suça taraf olan herkesin hukuki niteliğini tayin eden belirleyici temel bir unsurdur. Özellikle rüşvet ve irtikap suçları yönünden yapılacak hatalı vasıflandırma, suçun mağduru konumundaki kişinin cezalandırılması gibi telafisi güç sonuçlara sebebiyet verebilecektir.

II. Rüşvet Suçu Nedir?

Rüşvet; kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması amacıyla, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla kendisine ya da göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlamasıdır. Rüşvet suçu; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinde düzenlenmiş olup, kamu görevlisinin göreviyle ilgili bir işi yapması veya yapmaması karşılığında, kişiyle serbest iradeye dayalı bir anlaşma çerçevesinde menfaat temin edilmesini ifade eder. Rüşvet suçunun unsurları arasında tarafların karşılıklı anlaşması, serbest iradeye dayalı olması ve çok failli bir suç olmasını ve doktrinde de karşılaşma suçu olmasını ifade eder. Bu nedenle rüşvet suçunda taraflar eşit konumda ve bilinçli bir suç ortaklığı ile hareket ederler. Rüşvet suçu; iki taraflı anlaşmaya bağlı, rüşvet veren ile rüşvet alanın olduğu, zorunlu olmamakla birlikte rüşvete aracılık edenin de “müşterek fail” olarak değerlendirildiği bir suç tipidir. Kanun koyucu; rüşvet alma, verme ve rüşvete aracılık suçları ayrı suçlar gibi tanımlamıştır. Rüşvet alana mürteşi ve rüşvet verene de raşi denir. Rüşvet, konusu meşruiyetten uzaklaşmış ve hukukilik taşımayan bir tip suiistimal sözleşmesidir.

Rüşvet verme suçu TCK m.252/1’de düzenlenmiştir. Rüşvet verme fiilinde failin kamu görevlisi olmasına veya özel bir sıfat taşımasına gerek bulunmamaktadır. Rüşvet veren iş sahibi olabileceği gibi, iş sahibi yararına, fakat ondan habersiz olarak da doğrudan veya bir aracı vasıtasıyla görevliye menfaat temin eden kişi de bu suçun faili olabilir. Rüşvet verme suçu özgü suç vasfını haiz olmadığı gibi, rüşvet verme suçuna aracılık eden kişi de müşterek fail olarak cezalandırılacağı TCK m.252/5’de düzenlenmiştir. Rüşvet alma suçu yönünden ise fail, yalnızca TCK m.6/1-c’de tanımına yer verilen kamu görevlisidir[1]. Rüşvet alma suçu, TCK m.252/2’de düzenlenmiştir.

Rüşvet suçunda; tarafların ortak iradesi ile rüşvet konusunda anlaşma yapması suçun TCK m.252/3 uyarınca tamamlanması için yeterlidir. Bu anlaşmada; iş sahibi ile kamu görevlisi arasında yapmayı veya yapmamayı vaat ettiği davranış karşılığında menfaat temini gereklidir. Menfaat teminin ne olacağı konusunda ise; para, kripto varlıklar, altın, ziynet eşya, yani maddi menfaat temin edilebileceği gibi, atama, terfi, dosyanın bekletilmesi, kira ödenmesi, tatil masraflarının karşılanması gibi durumlarda da rüşvet kapsamına gireceği, bu nedenle menfaatin maddi olmakla birlikte, para veya hemen paraya çevrilebilir bir kıymet olma zorunluluğu bulunmamaktadır.

III. İrtikap Suçu Nedir?

Yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenilebilen irtikap suçu, özgü suç niteliğini haiz bir suç türüdür. İrtikap suçu[2]; özellikle icbar suretiyle irtikap suçu, kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak kişiyi tazyik etmesi ve bu baskı altında manevi cebir ile kişiden menfaat sağlaması veya vaat almasıdır.

İrtikap suçu üç farklı şekilde düzenlenmiştir; icbar suretiyle irtikap (TCK m.250/1), ikna suretiyle irtikap (TCK m.250/2) ve hatadan yararlanmak suretiyle irtikap (TCK m.250/3) suçlarıdır. Tüm bu suç tiplerinde ortak nokta görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya bir başkasına yarar sağlanması ya da bu yolda vaatte bulunulmasıdır.

IV. İcbar, İkna ve Hatadan Yararlanmak Suretiyle İrtikap Suçunun Ayırımı

İrtikap suçunun en çok tartışma oluşturan kısmı, suçun hangi alt tür kapsamında değerlendirileceğinin belirlenmesidir. İcbar, ikna ve hatadan yararlanma suretiyle irtikap suçları arasındaki ayırım; failin kusurunun ağırlığı, mağdurun somut olaydaki durumu ve uygulanacak cezanın belirlenmesi bakımından doğrudan etkilidir[3].

1- İcbar Suretiyle İrtikap

İcbar suretiyle irtikap suçunda kamu görevlisi; görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak kişiyi baskı altına alır, bu baskı fiziksel cebir olmayıp manevi cebir niteliğindedir. Kişi, haksız bir işleme maruz kalmamak, hakkı olan bir işlemin geciktirilmemesi veya aleyhine sonuç doğuracak bir uygulamanın önüne geçmek amacıyla menfaat teminine zorlanmaktadır. Bu durumda mağdurun iradesi serbest olmayıp, hukuka aykırı bir davranışa rıza gösterdiğinden değil, daha ağır bir zarardan kurtulmak amacıyla hareket etmektedir. Örneğin; belediyede çalışan yapı denetim müdürü, ruhsat başvurusu yapan müteahhide “eksik bulur dosyayı aylarca bekletirim, ama işi 1 milyon liraya çözerim” sözü, icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturur.

İcbar suretiyle irtikap suçunda; yağma suçunda kullanılan tehdit aşamasına ulaşmayan, ancak “zorlama” anlamına gelen icbarın hangi anda irtikap suçunun unsuru sayılacağı önemli olup, bunun yanında sırf özgür iradeyi ortadan kaldıran bir zorlamanın ötesinde, mağdurun o an savunulabilir ve kullanılabilir hakkının varlığı, uğradığı baskı ve zorlama nedeniyle hakkını elde edemeyeceğine veya kullanamayacağına dair mağdurda oluşan korku sebebiyle menfaat temin etmeye zorlandığı, menfaatin para veya para yerine geçen bir menfaat olması gerektiği, kamu gücünün kullanılması suretiyle oluşan icbar suretiyle irtikap suçunun oluşabilmesi için, ortada mağdur bakımından bir zorda kalma halinin varlığı ve fail tarafından yapılan icbarın da mağduru talebin gereğini yerine getirmediği durumda, kendisinin veya yakının ciddi bir zarara veya kayba uğrayacağına dair inanca sahip olması gerekir.

İrtikap suçu; kamu görevlisinin görevinin sağladığı kamu gücü kudretini ve nüfuzu kullanmak suretiyle bir kimseyi menfaat sağlamaya zorlamasıyla meydana gelmekte olup, suçun en ağır görünüm biçimi icbar suretiyle irtikaptır. İcbar suretiyle irtikapta kamu görevlisi; fiziksel cebir veya açık bir tehdit kullanmaksızın, görevinden kaynaklanan yetki ve imkanları baskı aracına dönüştürerek mağdurun iradesini sakatlamakta, mağdur bu baskı altında kendisini menfaat sağlamaya mecbur hissetmektedir. Bu suç tipinde icbar unsuru, klasik anlamda cebir veya tehditle sınırlı değildir. Kamu görevlisinin sahip olduğu yetkinin, ima yoluyla veya dolaylı biçimde kullanılması, yapılması gereken bir işlemin geciktirileceği, gereği gibi yerine getirilmeyeceği veya hiç yapılmayacağı yönünde mağdurda korku oluşturması, icbar unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterlidir. Bu doğrultuda icbar, yağma aşamasına varmayan kamu kudretinin manevi cebir şeklinde kullanılması şeklinde ortaya çıkmaktadır.

İcbar suretiyle irtikap suçunun en sık karşılaşılan örneklerinden birisi, “bıçak parası” olarak adlandırılan durumdur. Sağlık hizmetinden yararlanma hakkı bulunan birisinin; yapılması gereken ameliyat veya tıbbi müdahalenin “ameliyat etmem”, “bekletirim” gibi sözlerle korkutularak, menfaat temin etmeye çalışılması halinde, icbar suretiyle irtikap suçunun oluştuğu kabul edilmelidir. Bu tür durumlarda mağdur; sahip olduğu bir hakkı elde edebilmek amacıyla menfaat sağlamaya zorlanmakta, menfaat temini serbest iradeye değil, kamu görevlisinin oluşturduğu baskıya dayanmaktadır. Elbette burada belirleyici olan ölçüt; talep edilen hizmetin meşru ve haklı olmasıdır. Aksi halde; talep edilen işin meşru ve haklı olmadığı bir durumda irtikap suçundan değil, rüşvet suçundan bahsedilecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 K. sayılı kararına göre;Uyuşmazlık konusu olan icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçu incelendiğinde; icbar sözcüğünün sözlük anlamı; zor, zorlayış, bir işi yaptırmak için zora başvurmak şeklindedir. Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2004 gün ve 37-75 sayılı kararı ile yerleşmiş önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, icbar kelimesi manevi cebir anlamındadır. Cebir unsuru manevi tazyikle gerçekleşecektir. Mağdurda meydana getirilen korkunun etkisi altında suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş sayılacaktır. Maddi cebir kullanılması halinde, eylem yağma suçunu oluşturur. Nitekim, madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulu’nun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerekir. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket de icbar kavramına dahildir. Yapılan hareketlerin mağdurun iradesini manevi baskı altında tutmaya uygun ve elverişli olması, vaat edilmesi veya sağlanması istenilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun mağdurca bilinmesi, icbar için yeterlidir. Bu nedenle de icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığı, somut olayın özellikleri ve nesnel koşullar nazara alınarak hakim tarafından takdir edilmelidir”. Genel Kurulun bu kararı, icbar suretiyle irtikap suçunda emsal karar özelliğine sahiptir.

Aşağıda yer verdiğimiz Yargıtay kararlarının tümünde bu karara atıf yapıldığı, her somut olay nezdinde icbarın varlığı ve yoğunluğunun ayrı ayrı tespit edilmesi gerektiği, bu nedenle mağdurdan zorlayıcı şekilde talep edilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun bilinmesinin icbar unsurunu sağladığı, ancak icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığının somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bununla beraber; yapılması gereken bir işin gerçekleştirilmesi ya da gerçekleştirilmemesi karşılığında menfaat temini, icbarın ciddi, kaçınılmaz ve mağdur iradesini ortadan kaldırıcı nitelikte olduğu somut delillerle ispatlanmadıkça icbar suretiyle irtikap sayılamayacağı da tartışmasızdır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 18.09.2025 tarihli, 2024/10505 E. ve 2025/9261 K. sayılı kararında; İlk Derece Mahkemesi: Hatay 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2021 tarihli ve 2020/259 E., 2021/178 K. sayılı Kararı ile sanığın icbar suretiyle irtikap suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.

İstinaf: Duruşmada yapılan inceleme sonucunda; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.02.2024 tarihli ve 2021/963 Esas, 2024/351 sayılı Kararı ile İlk Derece Mahkemesince icbar suretiyle irtikap suçundan verilen mahkumiyet hükmü kaldırılarak, sanığın icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 300 tam gün karşılığı 12.000,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Temyiz: Üniversitesi Hastanesinde doktor olan sanığın, katılan …’un kardeşini ameliyat etmek için 7.500,00-TL isteyerek katılanı para vermeye zorladığı, katılanın ise kardeşinin ameliyat olamayacağı endişesiyle sanığa istediği miktarı verdiği iddiasıyla icbar suretiyle irtikap suçundan açılan kamu davasında; Bölge Adliye Mahkemesince sanığın icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığından bahisle atılı suçtan kurulan mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanığın görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı kararında da açıklandığı üzere, icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebrin belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, katılanın kardeşinin hayati tehlikesinin bulunmaması ve hastanede aynı branşta başka doktorların da görevli olması hususları gözönünde bulundurulduğunda, sanığın öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere Kanun’un öngördüğü anlamda icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığından icbar suretiyle irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, dosya kapsamından katılanın ilk görüşme sırasında sanığa 5.000-TL para verdiğinin sübuta ermediği, sanığın yapması gereken bir iş için para istemesi şeklinde sübut bulan eyleminin katılanın 2.500 TL’yi vermeden önce Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunup sanığı seri numaraları alınan paralarla yakalatmış olması da nazara alındığında rüşvet alma suçuna teşebbüs olduğu gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur (BOZMA).

Şeklinde bozma kararı verildiği, icbar suretiyle irtikap suçunda icbarın varlığı değerlendirilirken, mağdurun somut olayda başka makul ve etkili bir seçeneğinin bulunup bulunmadığı, kamu görevlisinin konumu ve mağdur üzerindeki nüfuzu ile mağdurun menfaati sağladığı andaki irade serbestisinin dikkate alınacağı, yani mağdurun şikayet imkanının bulunması ve etkili başka bir seçeneğinin bulunması halinde zorda kalma halinden bahsedilemeyeceği, ancak zorda kalmanın mağdurda korku, endişe ve başka seçenek bırakamayacağı durumlarda icbarın varlığının gündeme geleceği ve suçun oluşacağı kanaatindeyiz.

Yargıtay, 5. Ceza Dairesi, 22.05.2024 tarihli, 2021/3880 E. ve 2024/6032 K. sayılı kararında; “Katılanın, babası ...’ın rahatsızlığı nedeniyle tedavisi için 16.12.2015 tarihinde Muğla … Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdüğü, bu hastanede beyin cerrahı olarak görev yapan sanığın hastayı muayene ettikten sonra hastanın hastaneye yatışının yapıldığı, gerekli tahlil ve takiplerin ardından da hastanın ameliyat edilmesine karar verdiği, ancak ameliyatın gecikmesi üzerine katılanın babasının ameliyatını konuşmak amacıyla 18.12.2015 tarihinde sanığın hastanede bulunan servis odasına gittiği, baş başa........

© Hukuki Haber