Ceza Mahkumiyetleri Bağlamında Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi: Anayasa Mahkemesi’nin 50 Kararı Üzerinden Bir İnceleme |
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesinin 26/09/2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararı, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası yürütülen yargılamaların dayandığı delil ve yorum sistematiğine yönelik yapısal bir denetim niteliği taşımaktadır. Bu karar, yalnızca münferit bir ihlal tespitiyle sınırlı kalmamış; Türk yargısının ByLock kullanımı, Bank Asya hareketleri, sendika/dernek üyelikleri, sosyal çevre ilişkileri, HTS kayıtları ve dijital veriler üzerinden kurguladığı mahkumiyet modelinin, AİHS’in 6. ve 7. maddeleri uyarınca hangi sınırlar içinde kalması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Devam niteliğindeki 22/07/2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri ile 16/12/2025 tarihli Karslı ve Diğerleri, Bozyokuş ve Diğerleri ve Seyhan ve Diğerleri kararları da bu yapısal eleştiriyi genişleterek, Yalçınkaya kararındaki saptamaların on binlerce başvuruyu ilgilendiren sistemik bir nitelik taşıdığını teyit etmiştir.
Buna rağmen, Anayasa Mahkemesinin (AYM) Yalçınkaya sonrası verdiği kararlar incelendiğinde; derece mahkemelerinin mahkumiyet mantığını koruyan, AİHM kararlarına ise yalnızca şeklen temas eden bir değerlendirme modelinin sürdürüldüğü görülmektedir. Buradaki temel sorun, AYM’nin güncel AİHM içtihadından habersiz olması değil; bu kararlar bilinmesine rağmen yargılamanın sonucunu değiştirecek ve mağduriyetleri giderecek şekilde uygulanmasından kaçınılmasıdır. Özellikle AYM, Yalçınkaya sonrasında kanunilik ilkesi bağlamındaki başvuruları adeta bu kararı görmezden gelerek reddetmiştir.
Aşağıda üç başlık altında değerlendirilen 50 AYM kararı,[1] bu yargısal stratejiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır. İncelenen kararların 13’ünde suç ve cezaların yasallığı ilkesi kapsamında ihlal bulunurken, 19’unda ihlal bulunmamıştır. Geriye kalan 18 kararda ise dikkat çekici bir usul izlenmiştir: Başvurucular doğrudan suç ve cezaların yasallığına ilişkin ihlal iddialarında bulunmasına rağmen, AYM bu dosyaları yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında inceleyerek ihlal vermiş ve böylece uyuşmazlığın esası olan yasallık denetimini yapmaktan kaçınmıştır.
Bu kararlar bize şunu göstermektedir; AYM, AİHS’in 7. maddesi bakımından "özel kastın somut delillerle ispatı" ve "öngörülebilirlik" ilkelerini işlevsiz bırakmakta; 6. madde bakımından da dijital ham verilere erişim, delillerin bağımsız bilirkişilerce test edilmesi ve tanık sorgulama hakkı gibi temel konularda başvuruculara gerçek ve etkili bir koruma sağlamaktan kaçınmaktadır.
I. ANAYASA MAHKEMESİ’NİN KANUNİLİK İLKESİ KAPSAMINDA VERDİĞİ 13 İHLAL KARARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME
AYM’nin suç ve cezaların yasallığı ilkesi bağlamında verdiği 13 ihlal kararının ortak özelliği, bu dosyalarda 15 Temmuz sonrası yargılamaların ana suçlayıcı delili kabul edilen ByLock kullanım iddiasının yer almamasıdır. Söz konusu kararlar; AİHM’in Yalçınkaya kararında hukuki bir değer atfetmediği, ancak AYM'nin başvuruları tasnif ederken "milat" kabul ettiği 17-25 Aralık süreci, MİT Tırları hadisesi ve Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararları gibi belli olay ve tarihlerden önce gerçekleştirilen eylemlere ilişkindir. Bu dosyalardaki iddialar; düşük yoğunluklu, doğruluğu ispatlanamayan tanık beyanlarına dayalı ve bütünüyle yasal/rutin faaliyetlerden oluşmaktadır.
AİHM, Yalçınkaya kararında, AYM’nin ihlal kararlarına konu olan bankacılık faaliyetleri, sendika veya dernek üyelikleri gibi rutin eylemlerin delil değeriyle ilgili önemli tespitlerde bulunmuş ve ulusal mahkemelerin, Bank Asya’ya para yatırma ve yasal sivil toplum kuruluşu üyeliklerini mahkumiyetin asıl gerekçesi yapmadığını, belirleyici delil olarak ByLock’u kabul ettiğini ve bu yasal faaliyetleri yalnızca "doğrulayıcı (ikincil) delil" olarak kullandığını söylemiştir (§ 268). Hükümetin "yalnızca ByLock değil, banka ve sendika gibi destekleyici deliller de var" şeklindeki savunmasını, belirleyici unsurun ByLock olduğu gerekçesiyle reddeden AİHM (§ 343); olay tarihinde yasal olan bir kuruma üyeliğin ve rutin bankacılık işlemlerinin, yasadışı bir amaca yönelik olduğu somut olarak ispatlanmadan mahkumiyete esas alınmasını Sözleşme'nin 11. maddesinin (örgütlenme özgürlüğü) ihlali kabul etmiştir (§§ 412-414).
AYM’nin kanunilik ilkesi kapsamında verdiği ihlal kararları, tam da AİHM’in Yalçınkaya kararında mahkumiyetin asıl dayanağı olamayacağını ve ancak ByLock'un yanında destekleyeci delil olabileceğini belirttiği kriterlere ilişkindir.
Bir hukuk devletinde soruşturma konusu dahi yapılmaması gereken ve doğrudan anayasal bir hakkın kullanımı niteliğindeki bu eylemler gerekçe gösterilerek, kişiler "silahlı terör örgütü üyeliği" gibi ağır bir suçtan mahkum edilmiştir. "Cebir ve şiddet", bu suçun zorunlu unsuru olmasına rağmen, söz konusu yargılamalarda bu yasal şartların hiçbiri gerçekleşmemiştir. Mahkemelerce ortaya konulabilen yegane husus, kişilerin belirli bir yapı veya oluşumla olan bağlantılarıdır. Bu yargılama süreçlerinde, terör hukuku bağlamında kişilerin "örgütsel faaliyetleri" değil, yalnızca bir cemaatle olan irtibatları ispatlanmaya çalışılmıştır. Yargılamalar bütünüyle "terör örgütü üyeliği = cemaat mensubiyeti" denklemi üzerinden yürütüldüğü için, araştırılan temel unsur da kişilerin salt cemaat aidiyeti olmuştur.
AYM’nin ihlal tespitiyle sonuçlanan 13 kararı incelendiğinde; suç ve cezaların yasallığı ilkesi kapsamında, 2022 tarihli Bilal Celalettin Şaşmaz kararı haricindeki 12 kararın tamamının, Yalçınkaya kararından en az bir yıl sonra verildiği görülmektedir. Buradaki en dikkat çekici nokta ise AYM'nin, bu kararların hiçbirinde Yalçınkaya kararına atıfta bulunmamasıdır.
AYM tarafından verilen ihlal kararlarında, derece mahkemelerinin mahkumiyete esas aldığı eylemler beş başlık altında toplanmış olup; ihlal gerekçeleri şu şekildedir:
A. Bankacılık İşlemleri ve Finansal Faaliyetler
AYM; yasal olarak faaliyet gösteren bir bankada (Bank Asya) hesap açılmasının veya mevcut bakiyenin artırılmasının tek başına suç kastını göstermeyeceğini vurgulamıştır (Güneri Polat, 2022/53335, § 28, 29; Hasan Sarıcı, 2018/37695, § 44). Derece mahkemelerinin, hesaptaki artışların rutin işlemlerden kaynaklandığını gösteren MASAK raporlarını göz ardı ederek mahkumiyet vermesi hukuka aykırı bulunmuştur (Ayten Karadağ, 2021/57189, § 41). Mahkeme, bankaya para yatırma eyleminin talimatla yapıldığının kabulü için; paranın kaynağı, yatırılma şekli ve miktarın olağan hayat akışıyla uyumu gibi hususların tartışılması gerektiğini, sadece "hesap artışı"na dayanılmasının öngörülebilirliği zedelediğini belirtmiştir (Şenol Tataroğlu, 2019/5316, § 41, 47). Ayrıca, yurt dışındaki bir kuruluşa makul bir nedene dayalı (vasiyet gibi) transferlerin veya kurban bağışlarının suç unsuru yapılamayacağı ifade edilmiştir (B.G., 2020/29717, § 42, 43). Özellikle, bankaya yatırılan paranın miktarı ve yatırılma zamanının "talimat dönemi" ile örtüşüp örtüşmediği denetlenmeden kurulan hükümler kanunilik ilkesine aykırıdır (Ayten Karadağ, 2021/57189, § 41, 44).
B. Sivil Toplum, Sendika Üyelikleri ve Anayasal Hak Kullanımları
AYM; yasal dernek/sendika üyeliğini, buralarda görev almayı veya gazete aboneliğini doğrudan anayasal hak kullanımı olarak görmüştür (Bilal Celalettin Şaşmaz, 2019/20791, § 57, 58; Gülcan Çelik, 2022/29963, § 36). Özellikle Bilal Celalettin Şaşmaz kararında; bir sendikaya üye olmanın veya Digitürk aboneliğini sonlandırmanın örgüt üyeliğine delil sayılması, hem sendika hakkının hem de özel hayata saygı hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, 2019/20791, § 47, 51). Kişilerin çocuklarını devlet denetimindeki okullara göndermesi veya barışçıl protestolara katılması da aynı güvence altındadır (Ramazan Topuz, 2018/37949, § 41, 42). Derece mahkemelerinin bu tür meşru ve yasal eylemleri "örgütsel faaliyet" kapsamında yorumlaması, suçun kapsamının öngörülemez bir biçimde genişletilmesi olarak değerlendirilmiş ve hukuka aykırı bulunmuştur (Ramazan Topuz, 2018/37949, § 43).
C. Dini Sohbet Toplantıları ve Geçmiş Tarihli Faaliyetler
AYM; milat kabul edilen tarihlerden önce gerçekleştirilen sohbet toplantılarına katılmanın veya öğrenci evlerinde kalmanın, geriye dönük bir cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını hükme bağlamıştır (Güneri Polat, 2022/53335, § 26, 27; Hasan Hüseyin Özan, 2022/103754, § 31). Yüksek Mahkeme, kişilerin bu faaliyetlerde bulunduğu dönemde söz konusu yapının "terör örgütü" olarak tanımlanmadığını hatırlatarak; yapılan cezalandırmaların suç ve cezaların "geriye yürüme" yasağını ihlal ettiğine dikkat çekmiştir (Burhan Bozbaş, 2020/22587, § 63-66). Bu kapsamda, katılım sağlanan toplantıların "örgütsel mahiyeti" somut ve kesin delillerle ispatlanmadan kurulan mahkumiyet hükümleri, hukuk devleti ilkesinin temel taşı olan kanunilik ilkesine aykırı bulunmuştur (Nevzat Bakırhan, 2020/993, § 45).
D. Yasal Kurumlarda SGK’lı Olarak Çalışma ve Atfedilen Hiyerarşik/Sosyal Konumlar
AYM; okul veya dershanelerde SGK’lı olarak çalışmanın tamamen yasal bir faaliyet olduğunu, sadece bu çalışma ilişkisine dayanarak kişinin "yapı içi tayine tabi olduğu" şeklinde bir çıkarım yapılamayacağını kaydetmiştir (Abdulkadir Çelik, 2019/14427, § 31, 32). Mahkeme ayrıca; "mütevelli", "ev annesi", "ev abisi", "bölge talebe mesulü (BTM/BBTM)" veya "imam" gibi sıfatların suç teşkil edebilmesi için, bu sıfatlar altındaki faaliyetlerin somut olarak hangi yasadışı eylemle (himmet toplama, talimat iletme vb.) birleştiğinin net bir şekilde ispatlanması gerektiğini vurgulamıştır (Ayten Karadağ, 2021/57189, § 42-44). AYM'ye göre, kişilerin gerçekleştirdiği fiillerin yasadışı mahiyeti somut kanıtlarla ortaya konulmadan, sadece üstlenilen unvanlar üzerinden varsayımsal bir suç kastı üretilmesi hukuka aykırıdır (Burhan Bozbaş, 2020/22587, § 64, 65). Bu durum, ceza hukukunun temel prensipleriyle bağdaşmayan bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir.
E. Dijital Ham Veriler, HTS Kayıtları, Gizli Tanık Beyanları ve Duyumlar
AYM, ByLock tespit tutanakları dosyaya getirtilmeden kurulan mahkûmiyet hükümlerini hukuka aykırı bulmuştur. Yüksek Mahkeme, sadece ham CGNAT verilerine (IP çakışması vb.) dayanılarak verilen kararların; mesaj içerikleri veya kişi listesi gibi somut verilerle desteklenmedikçe "cezai sorumluluk" için yeterli olmadığını ifade etmiştir (Önder Arslan, 2020/33058, § 27, 28).
Benzer bir yaklaşımla, "Garson" kod adlı gizli tanıktan elde edilen SD kartlardaki fişleme kayıtları tek başına suç kanıtı olarak kabul edilmemiştir (Hasan Hüseyin Özan, 2022/103754, § 32, 33). Ayrıca, içeriği net olmayan HTS kayıtları ile "cemaat mensubu olarak bilinirdi" şeklindeki, somut görgüye dayanmayan duyuma dayalı tanık beyanlarının da mahkumiyete esas alınamayacağı hükme bağlanmıştır (Ramazan Topuz, 2018/37949, § 35; Nevzat Bakırhan, 2020/993, § 7-9). AYM, bir muhkûmiyet hükmünün ancak "şüpheden uzak, somut ve kesin" veriler üzerine inşa edilebileceğini vurgulamıştır. Mahkemeye göre, varsayımlar ve yetersiz deliller üzerine bina edilen cezalandırmalar, hukuk devletinin en temel güvencelerinden biri olan adil yargılanma hakkını zedelemektedir.
II. ANAYASA MAHKEMESİ’NİN İHLAL TESPİT ETMEDİĞİ DOSYALARA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER
AYM’nin ihlal bulduğu kararlar; bankacılık işlemleri veya sendika üyeliği gibi yasal faaliyetler üzerinden gruplandırılarak incelenmiş olsa da, ihlal bulmadığı dosyaların değerlendirilmesinde bu yöntemden bilinçli olarak vazgeçilmiştir. Bu dosyalarda her karar, kendi olay örgüsü ve dosya bütünü içerisinde ele alınmıştır. Bundaki temel amaç, hukuki bağlamın kopmasını önlemek ve AİHM ile AYM arasındaki içtihat farkını doğru analiz edebilmektir.
Şayet bu dosyalar da sadece "banka, sendika veya sosyal faaliyetler" gibi başlıklarla incelenseydi, AYM'nin benzer eylemlere bir dosyada ihlal verip diğerinde neden vermediği anlaşılamayabilirdi. AYM'nin bu dosyalarda "ihlal yoktur" sonucuna ulaşmasının sebebi, bu yasal eylemlerin; ByLock kullanımı, tanık anlatımları veya resmi unvanlar gibi mahkemenin "kırmızı çizgi" kabul ettiği unsurlarla birleşmesidir. Dolayısıyla mahkemenin, farklı eylemleri bir "torba" içinde toplayarak nasıl bir suç kastı ürettiğini görebilmek için dosya bazlı bir inceleme yöntemi tercih edilmiştir.
AYM’nin Yalçınkaya kararı sonrasında reddettiği 12 başvurunun büyük çoğunluğu,[2] 2021 tarihli Adnan Şen kararına dayandırılmıştır. Oysa AİHM, Yalçınkaya kararında bu argümanları ayrıntılı olarak incelemiş (§§ 81-88) ancak bunlara itibar etmeyerek kanunilik ilkesinin ihlalime hükmetmiştir. Buna rağmen AYM, Yalçınkaya sonrası süreçte ByLock isnatlı dosyaları 2 yıldan fazla bekletmiş ve reddettiği başvuruların yalnızca ikisinde bu karara atıf yapmıştır.
Bu kararlardan ilki olan Şerif Özmutlu dosyasında Yalçınkaya kararına değinilse de, hükmün kurgusu bu içtihadı işlevsiz kılmak üzerine tesis edilmiştir. İkinci örnek olan Ali Bayram İskender kararında ise Yalçınkaya içtihadı, sanki sadece "adil yargılanma hakkı" ile sınırlıymış gibi yansıtılmıştır. Bu yaklaşım sonucunda, "kanunilik ilkesi" kapsamındaki ihlal iddiaları incelenmeksizin reddedilmiş ve AİHM kararının özü sistematik olarak görmezden gelinmiştir. AYM’nin izlediği bu karar verme yöntemi de göstermektedir ki, Yalçınkaya kararı, AYM’nin kanunilik ilkesiyle ilgili başvuruları değerlendirmede değer atfetmediği ve işine yarayan kısmını alarak argümanlarını güçlendirmeye dolgu malzemesi yaptığı önemsiz bir karardır.
Aşağıda, AYM'nin kanunilik ilkesi yönünden ihlal bulmadığı kararların özetleri ve ret gerekçeleri dosya bazlı olarak sunulmuştur. Bu özetlerin ardından, AYM'nin yasal faaliyetleri dijital verilerle harmanlayarak mahkumiyete yeterli gören "bütüncül değerlendirme" yaklaşımının, AİHM'in evrensel hukuk standartlarıyla hangi noktalarda ayrıştığı gerekçeleriyle açıklanmıştır.
A. AYM'nin Suç ve Cezaların Yasallığı Kapsamında İhlal Bulmadığı Kararlar
1. Adnan Şen Başvurusu (2018/8903)
Emniyet amiri olan başvurucu hakkındaki kararda (§ 27, 36); ByLock sunucusuna özel ID ve ailevi bilgilerle uyumlu şifreyle bağlantı sağlanması ve kişi listesinde (roster) meslektaşlarının bulunması mahkumiyetin temel dayanağı olmuştur (§ 33, 36). Başvurucunun verilerin hukuka aykırı elde edildiği ve tek başına delil olamayacağı yönündeki itirazlarını reddeden AYM (§ 124, 141, 153); nünhassıran ve gizliliği sağlamak amacıyla kullanılan bu özel ağa dahil olmanın, iddia edilen nihai amacın bilindiğini ve hiyerarşiye dahil olunduğunu gösterdiğini belirtmiştir (§ 121). MİT tarafından elde edilen bu verilerin adli makamlara tesliminin hukuka uygun olduğu (§ 132, 133) ve mahkûmiyette belirleyici delil olarak kullanılmasının keyfî olmadığı tespitiyle (§ 138, 151), kanunilik ilkesi ve adil yargılanma hakkından ihlal bulunmamıştır (§ 123, 140, 160).
2. Muhammed Fatih Akdeniz Başvurusu (2018/10093)
Polis olarak çalışırken mahkum edilen başvurucuya ilişkin kararda (§ 13, 1223); ByLock ve Eagle programlarının kullanımı (§ 13, 14, 1220-1235), bir otelde konaklama ve isimsiz ihbar ilk aşamada delil olarak dosyaya girmiştir (§ 11, 1215). Ancak Yargıtay aşamasında otel konaklaması ve isimsiz ihbar "örgütsel faaliyet sayılamayacağı" gerekçesiyle delil havuzundan çıkarılmış ve mahkumiyet sadece kriptolu program kullanımına dayandırılmıştır (§ 18, 1252, 1335-1337). Başvurucunun kanunilik ilkesi ve adil yargılanma hakkı şikayetlerini reddeden AYM (§ 22, 26, 39, 50, 1263, 1282, 1324, 1348); yargı mercilerinin kişiyi sıradan bir uygulama indirdiği için değil, münhasıran gizli iletişim için tasarlanmış bir ağı kullanması sebebiyle cezalandırdığını ve bunun doğrudan suç kastını gösterdiğini belirtmiştir (§ 23, 1270-1275). Ayrıca, istihbarat kurumlarının elde ettiği verilerin adli makamlara tesliminin hukuka aykırı olmadığına hükmedilmiştir (§ 30, 31, 1296-1299).
3. Mehmet Bayduman Başvurusu (2018/25188)
Öğretmen olarak görev yapan başvurucu hakkındaki kararda (§ 6, 18); ByLock programını özel kullanıcı adı ve şifreyle kullanması, kişi listesinde meslektaşlarının bulunması (§ 11, 15, 18) ve Bank Asya'ya talimatla para yatırması mahkumiyete esas alınmıştır (§ 12, 18). Program verilerinin hukuka aykırı elde edildiği ve kanunilik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki itirazları reddeden AYM (§ 18, 23, 26); gizli ve şifreli bir haberleşme programına dahil olmanın, iddia edilen nihai amacın bilindiğini gösterdiğini ifade etmiştir (§ 24). İletişim kayıtlarının CGNAT verileri ve arkadaş listesiyle uyumlu olması sebebiyle mahkumiyette belirleyici delil olarak kullanılmasının keyfî olmadığı belirtilmiş ve başvuru reddedilmiştir (§ 27, 32, 40).
4. İlhami Aksu Başvurusu (2018/36918)
Öğretmen olarak görev yapan başvurucunun mahkumiyetine ilişkin kararda; sendika üyeliği, bankaya talimatla para yatırılması, köy ünitesinde sohbet grubu yetkilisi sıfatıyla faaliyet yürütülmesi ve yapı adına köylerden maddi yardım toplanması delillerine dayanılmıştır (§ 9, 15). Başvurucu, sendika ve banka işlemi gibi yasal eylemlerin suç sayılmasının kanunilik ilkesini ihlal ettiğini savunmuştur (§ 25, 28). Ancak AYM; mahkemenin banka hesabı veya sendika üyeliğini tek başına belirleyici delil almadığını, bunları başvurucunun yapı adına toplantılar organize etmesi ve aktif olarak yardım toplaması gibi eylemleriyle bir bütün olarak değerlendirdiğini vurgulamıştır (§ 34). Başvurucunun somut eylemleri dikkate alınarak, iddia edilen nihai amacı bilebilecek konumda bulunduğuna dair yargısal tespitin temelsiz olmadığına ve kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine hükmedilmiştir (§ 35, 36).
5. Betül Özbey Bayındır Başvurusu (2019/42188)
Havacılık alanında faaliyet gösteren şirketlerin ortağı ve yöneticisi olan başvurucu hakkındaki kararda; Bank Asya'daki mevduatın artırılması, kapatılan kurumlara ve derneklere para transferi yapılması, kurban bağışı toplanması ve dijital yayın platformu aboneliğinin iptal edilmesi gibi yasal fiiller, terör örgütü üyeliği suçlamasının ve şirketlere kayyım atanması tedbirinin temel dayanağı olmuştur. Başvurucu, kendisine atfedilen bu eylemlerin suç teşkil etmediğini belirterek açıkça "suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini" iddia etmiştir (§ 34). Ancak AYM, başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan ağır müdahalenin ve soruşturmanın özünü oluşturan bu temel itirazını dosyanın esasına girerek veya somut olayla ilişkilendirerek tartışmaktan kaçınmıştır. Mahkeme, başvurucunun kanunilik ilkesine yönelik bu esaslı şikayetini başka dosyalarında yaptığı gibi şablon bir karara atıfla dahi reddetme gereği duymamış; inceleme ve hüküm fıkralarında bu iddiayı hiçbir şekilde değerlendirmeye almayıp görmezden gelmiş ve adeta bu yönde bir ihlal iddiasında bulunulmamış gibi davanın asıl sorununu yalnızca mülkiyet hakkı ve usul incelemesi içine hapsederek geçiştirmiştir.
6. Birol Ateş Başvurusu (2020/15945)
Subay olarak görev yapan başvurucunun mahkumiyetine ilişkin kararda (§ 2); sabit hatlardan ardışık arandığını gösteren HTS kayıtları ile ‘’mahrem yapılanma’’ içinde yer aldığına dair etkin pişmanlık beyanları temel delil olmuştur (§ 3, 5, 8). Tanıkların duruşmada dinlenmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasını inceleyen AYM (§ 12); mahkemenin tanıkları SEGBİS ile dinlememek için geçerli bir neden ortaya koymamış olmasına rağmen (§ 19), mahkumiyette asıl belirleyici delilin ardışık aranmaları gösteren HTS analiz raporu olduğuna dikkat çekmiştir (§ 20, 25). İstinabe yoluyla alınan tanık beyanlarının yalnızca destekleyici nitelikte olması ve başvurucuya duruşmada bu beyanlara itiraz imkanı tanınması sebebiyle yargılamanın bütününde hakkaniyetsizlik görülmemiş ve ihlal iddiaları reddedilmiştir (§ 25, 26, 27).
7. İbrahim Sağlam Başvurusu (2020/16648)
Astsubay olarak görev yaparken cezalandırılan başvurucu hakkındaki kararda; sabit hatlardan ardışık olarak arandığını gösteren HTS kayıtları ile cemaat evlerine gittiğine ve hususi yapılanma içinde yer aldığına dair tanık beyanları ve teşhis işlemleri hükme esas alınmıştır (§ 3, 6, 8, 9, 10, 23). Başvurucu, aleyhindeki tanıkların duruşmada dinlenmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür (§ 15). Ne var ki AYM, derece mahkemesi tanıkları SEGBİS ile dinlememek hususunda geçerli bir neden sunmamış olsa da (§ 22, 24), mahkumiyetin tek veya belirleyici delilinin bu beyanlar olmadığını, asıl belirleyici unsurun ardışık aramaları gösteren HTS kayıtları olduğunu vurgulamıştır (§ 28, 29). Tanık beyanlarının yalnızca HTS kayıtlarını destekleyici nitelikte kabul edilmesi ve başvurucuya duruşmada bu beyanlara itiraz imkanı tanınması nedeniyle yargılamada hakkaniyetsizlik bulunmamış ve kanunilik ilkesinin ihlali iddiası da Adnan Şen kararına atıfla reddedilmiştir (§ 28, 30).
8. Selami Tunç Başvurusu (2020/22152)
Komiser yardımcısı olarak görev yapan başvurucunun mahkumiyetine ilişkin kararda; ByLock kullanım iddiası, "A4" şeklindeki fişleme kaydı ile sohbet toplantılarına katıldığı, burs/yardım topladığı ve komiser yardımcılığı sınavından önce kendisine soruların verildiği yönündeki tanık beyanları delil olarak kullanılmıştır. Başvurucu, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ancak AYM, başvurucunun yargılamanın özünü oluşturan bu temel itirazını dosyanın esasına girerek veya somut olayla ilişkilendirerek tartışmaktan tamamen kaçınmıştır. Mahkeme, başvurucunun kanunilik ilkesine yönelik şikâyetini başka hiçbir somut gerekçe göstermeden, sadece Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt kararına şablon bir atıf yaparak usulden reddetmiş vr adeta bu yönde bir ihlal iddiasında bulunulmamış gibi başvurunun asıl sorununu geçiştirmiştir.
Mahkeme, kanunilik ilkesine dair esaslı şikâyeti hiç yapılmamış gibi geçiştirirken, benzer kararlarının aksine bu dosyada "tanık sorgulama hakkının" da ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Karara muhalif kalan Üye Kenan Yaşar ise aleyhte beyan veren üç tanığın duruşmada veya SEGBİS yoluyla dinlenmemesi için mahkemece geçerli bir neden sunulmadığını vurgulamıştır. Yaşar; ByLock tespit tutanağının bulunmadığı ve tek başına delil olamayacak dijital kodlamaların (A4) yer aldığı bu dosyada, yüzleşme imkânı tanınmayan tanık beyanlarının mahkumiyette "belirleyici delil" olarak kullanıldığını ve savunmanın maruz kaldığı bu kısıtlamayı telafi edecek hiçbir dengeleyici güvence sağlanmadığını belirterek, bu durumun bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediğini belirtmiştir.
9. Tarık Çakır Başvurusu (2020/29346)
Üniversite öğrenciliği dönemindeki eylemlerden mahkûm edilen başvurucuya ilişkin kararda (§ 6); 15 Temmuz sonrası dönemde "gaybubet" evlerinde kalmaya devam etmesi, bu evlerde "ev abiliği" yapması (§ 4, 8) ve "Eagle" uygulamasını kullanması hükme dayanak yapılmıştır (§ 6, 8). Öğrenci evinde kalmak gibi suç teşkil etmeyen eylemlerin cezalandırıldığını savunan başvurucunun kanunilik ilkesi iddiası (§ 12), özellikle "zamanlama faktörü" dikkate alınarak reddedilmiştir (§ 28). AYM, ‘’yapının illegal amacının herkesçe bilinir hale geldiği’’ 15 Temmuz olayından sonraki süreçte dahi gizlenme evlerinde kalmaya devam etmeyi ve şifreli haberleşme programı kullanmayı, suç işleme kastının somut ve açık bir göstergesi olarak değerlendirmiştir (§ 26, 27).
10. Şerif Özmutlu Başvurusu (2020/36986)
Öğretmen ve vakıf çalışanı olarak görev yapan başvurucu hakkındaki kararda; ByLock kullanımı (§ 10, 11) ve birçok tanığın başvurucunun "büyük bölge imamı" sıfatıyla görev yaptığına ve himmet topladığına dair beyanları hükme esas alınmıştır (§ 9, 12, 18). Yasal kurum faaliyetlerinin suç sayılması ve dijital materyallerin mahkemeye getirtilmemesi nedenleriyle kanunilik ile silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini ileri süren başvurucunun iddiaları dayanaktan yoksun bulunmuştur (§ 61). AYM, başvurucunun hiyerarşide ulaştığı üst düzey konumun mahkemece bir bütün olarak değerlendirildiğini (§ 76, 85) ve bu kişinin iddia edilen nihai amacı bildiği tespitinin öngörülebilir olduğunu belirtmiştir (§ 86). Ayrıca, mahkumiyette Bylock’un tek delil olmaması ve tanıklarla doğrulanan hiyerarşik konumun ağırlık taşıması nedeniyle (§ 98), dijital verilerin getirtilmemesinin savunmayı iddia makamı karşısında........