ÖLÜM VİRAJI, ÇOBAN ve SAVCI |
Maden İlçemizde (2003 yılında) göreve başlayalı fazla olmamıştı. Emniyet müdürümüz ile bir konuyu makamda görüşüyorduk. Kolluktan bir telefon geldi. Telefondaki polis memuru "iki kamyon virajda kafa kafaya çarpışmış. Bir ölü var ve araçta sıkışmış haldedir. İmkanlarımızla çıkarılacak gibi değildir. Yol bu nedenle trafiğe kapanmıştır. Bu konudaki talimatlarınız nedir?” diyordu.
Talimat: İl sivil savunma ekiplerini çağırın. Gerekli önlemleri alın. Hemen olay yerine geçiyorum. Katibe "hemen gerekli hazırlıkları yapıp peşimizden gelirsiniz" dedikten sonra, ilçe emniyet müdürünü de alarak, onun aracıyla olay yerine gittik.
Manzara tek kelimeyle felaket idi: Elâzığ-Diyarbakır karayolu. Dağlık ve vadi kenarı, ilçeye yakın bir yer. Viraj değil, sanki (U) dönüşü. Tam keskin dönüşte iki kamyon kafa kafaya çarpışmış. Bir sürücü ağır yaralı, diğeri ölü vaziyette ve şoför mahallinde sıkışıp kalmış. Şehirlerarası yol kapalı. Araçlar uzun kuyruk oluşturmuş. Olay yeri kalabalık. Hem jandarma hem polis gayretle çabalıyor.
İl merkezinden görevliler geldi. Çalışmalara başlandı. Karşımda (elindeki bastonunu kaldırmış, yaşlı, halinden sinirli ancak, sempatik görünümlü) bir adam: Bey, bey, savci bey. Allah’tan korkun. Burası ölüm virajıdır. Her gün kaza oluyor. İnsanlar ölüyor ya da sakatlanıyor. Kimse bir çare bulmuyor. Bu nasıl iştir yaw.
Araya polis girip tutmazsa dövecek gibiydi. Bırakın gelsin, dedim. Yanıma geldi. Elimi uzattım. Önce tutmak istemedi. Elimi vatandaşın omuzuna attım. Anlatmasını istedim. Hızlı ve benzer şekilde az önce söylediklerini tekrarladı.
Yanımdaki emniyet müdürü ile jandarma komutanına döndüm.........