KANT’TAN BİR ÇEVİRİ: “İZİNSİZ KİTAP YAYIMLANMASININ YANLIŞLIĞI/HAKSIZLIĞI ÜZERİNE” |
Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri olan, Aydınlanma Çağını ve felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini etkileyen en önemli düşünürlerinden biri hiç kuşkusuz Immanuel Kant’tır.
Aklı kurucu ilke olarak benimseyen, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendirilmesine yönelinen dönem olan aydınlanmacılığı Kant, “aklı kullanma cesareti” olarak tanımlar ve aydınlanma düşüncesinin kurucu ilkesi olan akıl konusunda şöyle yazar: “Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapere Aude! Bilmeye cesaret et! Kendi aklını kullan! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır.”
Esas itibariyle Kant’ı ve onun eserlerinin tanıtımını esas alan bu kitap, aralarında Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden benim öğrencim olan Gökay Dizdar ve arkadaşları tarafından yayına hazırlanmış ve bana da Kant’ın “Kitapların İzinsiz Yayımlanmasının Yanlışlığı/Haksızlığı Üzerine” adlı denemesinin Türkçeye tercüme edilmesi görevi verilmiştir.
Bu önemli, kıymetli ve prestijli eserde bana da yer veren Sayın Gökay Dizdar ve arkadaşlarına teşekkür ediyor, aşağıda Kant’ın bu denemesinin Türkçe tercümesini sunuyor ve size iyi okumalar diliyorum.
GİRİŞ
Kant’ın “Kitapların İzinsiz Yayımlanmasının Yanlışlığı/Haksızlığı Üzerine” adlı denemesi ilk olarak Mayıs 1785’te Berlinische Monatsschrift’te (çn: 783’ten 1796’ya kadar Berlin’de Haude ve Spener tarafından yayımlanan dergi) yayımlanmıştır.
5 Haziran’da derginin editörü Johann Erich Biester, başka konular hakkında yazarken Kant’a kısaca yakında “bizim ağzımızı kullanarak konuşmanızı bizim aracılığımızla kamuoyuna iletmesini” umduğunu ifade etmiştir. Kant’ın bu denemesinin giriş paragrafında belirttiği üzere o dönemde edebi korsanlık konusunun tartışılıyor olması dışında, elimizde bu denemenin yazılma sebebi hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Belki de Kant’ın on iki yıl sonra, ‘Ahlakın Metafiziği’ isimli eserinin I. Bölümü’nde bu konuyu ele alışı, savunduğu meselenin “şüphesiz doğal hakların temel kavramlarında bulunabileceği” yönündeki iddiasını destekleme ve metafiziksel temel ilkelerin sınırları içinde ve mümkün olduğu ölçüde “Roma hukuk biliminin gerekli belagatini” sağlama konusundaki bir girişimdir.
Esasen Kant’ın kendisi de telif hakkı meselelerine gösterilen umursamaz tavır nedeniyle yasal zorluklarla karşılaşmıştır. Eğer Kant, J. H. Tieftrunk’a (çn: Din felsefesi üzerine çalışan ve Kant’ın yaklaşımlarını benimseyen Alman profesör) kendi küçük yazılarının derlemesine Der Streit der Fakultdten’in (çn: Fakülteler Arasındaki Çatışma’nın) üç bölümünün tamamını dahil etme izni vermiş olsaydı, Tieftrunk bunu kabul eder ve bu yazıların üçünü de seri sırasına göre olmasa da yayınlardı. Ne var ki kitabın yetkili yayıncısı C. F. Nicolovius, Tieftrunk’a dava açmış ve Tieftrunk’da Kant’ın derlemenin prova baskılarının kendisine gönderildiğinde buna itiraz etmemesini delil olarak göstermiştir. Oysa Kant’ın bu konudaki kaygısı delil kurallarıyla ilgili değil, yayınlama hakkıyla ilgilidir (çünkü Ahlakın Metafiziği’ndeki “Öznel Olarak Kamu Adalet Mahkemesinin Kararına Bağlı Kazanım” [§§ 36-42, AK 6:296—310] hakkındaki tartışma bir öncekiyle ilgilidir).
Oysa kimileri bir kitabın yayımlanmasını, bir kopyanın mülkiyetinin kullanımı olarak görmüşler (kopya, yazardan el yazması olarak mı yoksa zaten var olan bir yayıncıdan el yazmasının baskısı olarak mı eline geçtiyse fark etmez) ama yine de bu hakkın kullanımını, yazarın veya onun tarafından atanan yayıncının belirli haklarını saklı tutarak kısıtlamak istemişler, bu suretle kitabın yetkisiz yayınlanmasına izin vermemişler ve fakat bunda asla başarılı olamamışlardır. Çünkü yazarın düşüncesindeki yazının mülkiyeti (dış haklar açısından böyle bir şeyin var olduğunu kabul etsek bile) yetkisiz yayından bağımsız olarak yazara aittir ve bir kitabı satın alan birinin mülkiyetinin böyle bir kısıtlamaya açık rızasının kabul edilebilir bir şekilde mümkün olmamasına göre*, sadece varsayılan bir rıza onun yükümlülüğü için daha ne kadar az yeterli olacaktır?
Ama ben inanıyorum ki, birinin yayıncılığı kendi adına bir mal ticareti yapmak olarak değil, başka birinin, yani yazarın adına bir iş yürütmek olarak görmenin gerekçeleri vardır ve o nedenle ben, bu şekildeki yetkisiz yayıncılığın yanlışlığını/haksızlığını kolayca ve açıkça gösterebilirim. Zira benim argümanım, bir yayıncının hakkını tesis eden bir kıyaslamada yer almakta ve bunun ardından yetkisiz bir yayıncının iddiasını çürütmesi gereken ikinci bir kıyaslama gelmektedir.
Ne var ki ben, yayıncılığı kişinin kendi adına bir ticari faaliyet olarak değil, başkasının, yani yazarın adına bir işi yürütmek olarak görmenin gerekçeleri olduğuna inanıyorum ve bu şekilde yetkisiz yayıncılığın yanlışlığını/haksızlığını kolayca ve açıkça gösterebilirim. Zira benim argümanım, yayıncının hakkını tesis eden bir kıyaslamada yer alır ve bunun ardından da yayıncının iddiasını çürütmesi gereken ikinci bir kıyaslama gelir.
YAYINCININ YETKİSİZ YAYINCILARA KARŞI SAHİP OLDUĞU HAKKIN İNDİRİMİ
Bir başkasının işlerini onun adına, ancak onun rızası olmadan yürüten kişi, bu işten elde edeceği kârları ona veya onun yetkilendirdiği temsilciye devretmek ve bundan kaynaklanabilecek herhangi bir zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
Yetkisiz yayıncı gerçekte başkasının (yazarın) işini yürüten veya bunun benzeri olan kişidir. Bu nedenle, yayıncı yazara veya yetkilendirdiği temsilciye (yayıncısına) işi devretmekle yükümlüdür.
Bir yayıncı, yayınladığı kitabı satın alan herkesi, satılan kopyanın kasıtlı veya ihmal sonucu yetkisiz yayın için kullanılması durumunda, kendisine emanet edilen başkasının malını kötüye kullanmaktan yargılanacağı şartına bağlamaya gerçekten cesaret edebilir mi? Buna kimse pek yanaşmaz, çünkü o yayıncı bu şekilde bir soruşturma ve sorumlulukla ilgili her türlü zorluğa açık hale gelir. Bu nedenle yayıncılık o yayıncının üzerinde bir yük olarak kalır.
Ana Önermenin Kanıtı/İspatı
Bir başkasına zorla müdahale eden bir aracı, izin verilmeyen bir şekilde başkasının adına hareket ettiğinden, onun bu işten doğabilecek kârlar üzerinde hiçbir hakkı yoktur; bunun yerine, adına işi yürüten kişi veya onun yetkilendirdiği bir başka aracı, bu kârları kendi mülkiyetinin meyvesi olarak sahiplenme hakkına sahiptir. Dahası, bu aracı, başkasının işine yetkisiz müdahalesiyle mal sahibinin hakkını ihlal ettiğinden, tüm zararları tazmin etmek zorundadır. Esasen bu olgu hiç kuşkusuz doğal hakların temel kavramlarında da mevcuttur.
Küçük Önermenin Kanıtı/İspatı
Küçük önermenin ilk noktası, bir yayıncının eseri yayınlayarak başkasının işini yürütmesidir. Burada her şey, bir yazarın eseri olarak bir kitap........