EŞTEN GİZLİ BİRİKİM YAPMANIN BOŞANMA DAVASINDA KUSUR BAKIMINDAN HUKUKİ SONUÇLARI

Eşten gizli birikim, tek bir hukuki kategori değil; farklı yoğunlukta davranışları kapsayan bir olgudur. Bir eşin gelirini, birikimini veya yatırımını diğer eşten saklaması; bunu aile ekonomisini “düzenli şekilde eksiltme”, diğer eşi yoksun bırakma, ortak yaşamı çekilmez hale getirme ya da boşanma sürecine hazırlık olarak malvarlığını kaçırma stratejisiyle yapması halinde, mesele artık “kişisel finans tercihi” olmaktan çıkar ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m.166) kapsamında kusur tartışmasına konu edilebilir. Buradaki kilit nokta, Türk hukukunda her eşin malvarlığı üzerinde tasarruf yetkisi bulunmakla birlikte, evlilik birliğinin aynı zamanda karşılıklı güven, dayanışma ve ailenin geçimine katılma (TMK m.195-196 mantığı) temelinde yürüyen bir ortak yaşam rejimi olmasıdır; dolayısıyla gizli birikim ancak bu ortak yaşam düzenini bozacak şekilde kullanıldığında “kusur” niteliği kazanır.

Kusur tartışmasının hukukî zeminini TMK m.166 oluşturur: evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa boşanma gündeme gelir; bununla bağlantılı olarak davacının kusuru ağır ise davalının itiraz hakkı vardır. Uygulamada “gizli birikim” kusurunun kabulü için mahkeme, yalnızca bir hesabın varlığını değil; bu hesabın ve birikimin evlilik hayatına etkisini, aile giderlerine katılmayı engelleyip engellemediğini, eşin ekonomik güvenliğini sarsıp sarsmadığını, davranışın sürekliliğini ve kötü niyet unsurlarını inceler. Başka bir anlatımla, tek başına “banka hesabı gizlemek” her dosyada boşanma kusuru olmayabilir; fakat bu gizleme aile ekonomisini sabote etme aracına dönüşürse kusur değerlendirmesi güçlenir.

Yargıtay’ın boşanma (TMK m.166) içtihatlarında öne çıkan temel ilke şudur: Kusur, sadece boşanma kararını değil, boşanmanın malî sonuçlarını (TMK m.174 tazminat, TMK m.175 yoksulluk nafakası) doğrudan etkileyen bir değerlendirmedir. Bu nedenle mahkeme, evlilik birliğini sarsan olaylarda kusur oranını belirlerken ispatlanan vakıalara dayanır; taraflardan birine dilekçelerde dayanılmayan vakıaların kusur olarak yüklenemeyeceği, inandırıcı olmayan tanık anlatımlarıyla kusur kurulamayacağı gibi usul ve delil ilkeleri de belirleyicidir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kusur tespitinde dilekçeyle dayanma ve vakıa temellendirmesinin önemine işaret etmektedir; bu yaklaşım, “gizli birikim” iddiasının da........

© Hukuki Haber