İFLASTA TAKAS VE BANKALARIN TAKAS YETKİSİ
İflas alacaklıları, tasfiye sonunda genellikle alacaklarını tam olarak alamayıp, yalnız o alacağa düşen, nispette alacaklarını alabilmektedirler. Nitekim iflas alacaklıları, müflise ait satılabilir (ekonomik değeri olan) tüm mallardan elde edilen gelirin alacaklılara orantılı bir şekilde (garameten) paylaştırılması suretiyle iflasta bir kısım tahsilat yapabilmeleri mümkün iken; müflisin borçluları, borçlarını iflas masasına aynen ve tam olarak ödemek zorundadır.
İflasta takasa izin verilmesi hâlinde ise, iflasın açıldığı anda hem müflise borçlu hem de müflisten alacaklı olan kişilerin, yalnızca alacaklı konumunda bulunanlara kıyasla daha avantajlı bir duruma geçtiği görülmektedir. Zira bu kişiler, müflise olan borçları oranında, iflas alacaklarını fiilen tam olarak tahsil etmiş sayılmaktadır.
Örneğin, (A)’nın müflise 250 TL borçlu, buna karşılık müflisten 200 TL alacaklı olduğu ve iflas masasının 0 oranında ödeme yaptığı bir durumda; takas imkânının tanınmaması hâlinde (A), 250 TL borcunu masaya tamamen ödeyecek, buna karşılık 200 TL’lik alacağı için yalnızca 60 TL tahsil edebilecektir. Bu durumda (A)’nın net kaybı 190 TL olacaktır. Buna karşılık, takas imkânının tanınması hâlinde (A), yalnızca borç ve alacak farkı olan 50 TL’yi masaya ödemekle yükümlü olacak; böylece daha elverişli bir mali sonuca ulaşacaktır.
Bu çerçevede, iflasta takas kural olarak mümkün olmakla birlikte, takasın sağladığı bu avantajın diğer alacaklılar aleyhine kötüye kullanılma ihtimali de mevcuttur. Bu sebeple kanun koyucu, bir yandan takasa izin verirken diğer yandan bu yetkinin muvazaalı işlemler yoluyla diğer alacaklıların zararına kullanılmasını engelleyici sınırlamalar öngörmüştür.
Şöyle ki; hukuki durumun doğru şekilde nitelendirilebilmesi bakımından Türk Borçlar Kanunu m.139 ve devamı hükümleri ile İcra ve İflas Kanunu m.200 ve devamı hükümleri ile Bankacılık Kanunu m.61 hükümlerinin birlikte ve sistematik biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Öncelikle, bankacılık ilişkisi çerçevesinde müflisin bankada bulunan mevduatı bakımından, 5411 sayılı Kanun’un 61. maddesi uyarınca, mevduat ve katılım fonu sahiplerinin alacaklarını geri alma haklarının kural olarak sınırlandırılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak aynı düzenlemede, diğer kanunların tanıdığı yetkiler saklı tutulmuş olup; özellikle rehin, hapis hakkı ve takasa ilişkin hükümler bakımından sözleşmesel düzenlemelere de geçerlilik tanınmıştır. Bu kapsamda, banka ile hesap sahibi arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi veya bankacılık hizmet sözleşmesinde açık bir takas-mahsup kaydının bulunması halinde, bankanın takas hakkını kullanabilmesi kural olarak mümkündür.
Genel hüküm niteliğindeki Türk Borçlar Kanunu’nun 139. maddesi uyarınca; iki kişinin karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş edimleri birbirine borçlu olmaları ve her iki borcun muaccel bulunması halinde, taraflardan her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Nitekim aynı Kanun’un 142. maddesinde, borçlunun iflası hâlinde alacaklıların, henüz muaccel olmasa dahi alacaklarını müflise olan borçları ile takas edebileceği açıkça düzenlenmiş olup, bu hükümle iflasın, bazı borçlar bakımından muacceliyet etkisi doğurduğu kabul edilmiştir.
Bununla birlikte, özel düzenleme niteliğinde olan İcra ve İflas Kanunu’nun 200. maddesi, iflas halinde takasa ilişkin sınırlamaları açıkça ortaya koymaktadır. Anılan hükme göre; kural olarak alacaklı, alacağını müflisin kendisindeki alacağı ile takas edebilir ise de, özellikle (i) iflasın açılmasından sonra taraflar arasında alacaklılık veya borçluluk sıfatının kazanılması, (ii) alacağın kambiyo senedine dayanması gibi hallerde takas yasağı söz konusu olmaktadır. Bu düzenleme, iflas masasının bütünlüğünü ve alacaklılar arasında eşitlik ilkesini koruma amacına yöneliktir.
İcra ve İflas Kanunu m.200 hükmünde yer alan “iflas açıldıktan sonra” ibaresi, takas yasağının kapsamını belirleyen kritik bir zaman kesitine işaret etmektedir. Buna göre, iflasın açılmasından sonra müflis ile alacaklı arasında kurulan yeni veya bağımsız bir hukuki ilişkiye dayanarak tarafların birbirine karşı alacaklı veya borçlu sıfatı kazanması hâlinde, bu ilişkiden doğan alacakların takas ve mahsup konusu yapılması mümkün değildir. Kanun koyucu, bu düzenleme ile iflas masasının bütünlüğünü ve alacaklılar arasındaki eşitlik ilkesini korumayı amaçlamış; iflas sonrasında tesis edilecek hukuki veya ticari işlemler yoluyla bazı alacaklılara öncelik sağlanmasının önüne geçmek istemiştir. Nitekim iflasın açılmasından sonra müflisin faaliyet izni alarak ticari faaliyetlerini sürdürmesi kapsamında doğan borç ve alacaklar yahut iflas masası tarafından gerçekleştirilen kiralama ve benzeri işlemlerden kaynaklanan hukuki ilişkiler bu kapsamda değerlendirilmekte olup, bu tür alacakların takasa konu edilmesi kanunen yasaklanmıştır. Buna karşılık, iflasın açılmasından önce mevcut bulunan ve takas şartlarını haiz alacaklar bakımından, kanunda öngörülen sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla takas ve mahsup işleminin mümkün olduğu kabul edilmektedir.
Bu çerçevede değerlendirme yapıldığında; bankanın müflis nezdindeki mevduat üzerinde takas ve mahsup hakkını kullanabilmesi için, her şeyden önce karşılıklı alacakların iflas tarihinden önce doğmuş olması, takas şartlarının gerçekleşmiş bulunması ve İcra ve İflas Kanunu’nun 200. maddesinde öngörülen yasaklı hallerden birinin mevcut olmaması gerekmektedir. Ayrıca, uygulamada önem arz ettiği üzere, bu hakkın sözleşmesel bir takas-mahsup kaydı ile de desteklenmiş olması, bankanın hukuki konumunu güçlendiren bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Öte yandan, müflisin banka hesabında bulunan paranın, iflas masasına kayıt talebinde bulunulmaksızın banka tarafından doğrudan takas ve mahsup edilip edilemeyeceği hususunda; öğretide ve yargı içtihatlarında ağırlıklı olarak kabul edilen görüş, takasın kanuni şartları mevcut ise bunun bir “ödeme” değil, borcu sona erdiren bir hesaplaşma işlemi olduğu ve bu nedenle ayrıca masaya kayıt prosedürüne tabi olmadığı yönündedir.
Ancak bu durum, bankanın keyfi şekilde hareket edebileceği anlamına gelmemekte; iflas tarihinden sonra doğan alacaklara dayanılarak takas yapılması veya İİK m.200’de yasaklanan hallerin varlığı durumunda gerçekleştirilen işlemler geçersiz sayılmaktadır.
Sonuç olarak; müflisin banka hesabındaki paranın takas ve mahsup edilebilmesi, sıkı kanuni koşullara bağlı olup, özellikle alacakların doğum zamanı, muacceliyet durumu ve iflasın açılma tarihi belirleyici niteliktedir. Bu şartların varlığı halinde banka tarafından takas işlemi yapılması mümkün ise de, aksi halde gerçekleştirilecek işlemler hukuka aykırılık teşkil edecektir.
II. GÜNCEL YARGI KARARLARI
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2012/495 Esas ve 2012/1481 Karar
Davacı vekili, müvekkili bankanın borçlu şirkete genel kredi sözleşmelerine istinaden nakdi ve gayri nakdi teminat mektubu kredisi........
