Ticaret Hukuku Yazıları - I Cari Hesap Sözleşmeleri

Cari hesap sözleşmesi hukukumuzda oldukça ayrıntılı ancak dağınık bir şekilde düzenlenmiş olup yargı kararlarında da görüleceği üzere ilk derece mahkemeleri dahi cari hesap sözleşmeleri ile alakalı uyuşmazlıklara Türk Ticaret Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuatı tatbik ederken hataya düşebilmektedir. Ticari hayatta uygulaması oldukça yaygın olan cari hesap sözleşmeleri hakkında gerekli tartışmalara yeri geldikçe değinerek pratik hususların altını çizmeye ve önemli noktaları belirtmeye çalıştık.

Tanımı ve Yazılı Şekil Şartı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.89, cari hesap sözleşmesini iki kişinin karşılıklı alacaklarını ayrı ayrı talep etmekten vazgeçip kalem kalem borç-alacak şeklinde bir hesapta biriktirmeleri ve ancak hesabın dönem sonu kesiminde ortaya çıkan bakiyeyi isteyebilmeleri şeklinde tanımlar. Cari hesap sözleşmesi bir netleştirme (mahsup) anlaşmasıdır: Sözleşme süresince taraflar birbirlerine karşı tek tek alacak talep etmez; tüm alacak ve borç kalemleri hesap kesimine kadar geçici olarak hesapta toplanır. Böylece hesap devresi bitmeden önce taraflardan hiçbiri diğerine karşı alacaklı veya borçlu sayılmaz; alacak kalemleri hesap kapanmadan tek başına talep edilemez ve bu kalemler için temerrüt (gecikme) durumu da doğmaz.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2003/17436, K. 2003/21297 sayılı, 31.10.2003 tarihli kararında cari hesap sözleşmesi sona ermeden tarafların hukuken birbirlerinden alacaklı ve borçlu olamayacaklarını dolayısıyla hesap bakiyesine haciz konulabilmesi için hesap devresinin sonunun beklenmesi gerektiğini içtihat etmiştir. İlgili karar özetle şu şekildedir:

“ … Cari hesap sözleşmesi sona ermedikçe taraflar hukuken alacaklı ve borçlu değildir. Hesap bakiyesine haciz koyduran alacaklı bakiyenin ödenmesi için hesap devresinin sona ermesini beklemesi gerekir. Bu durumda, hesap devresi sona ermeden ve üçüncü şahısın borcu takip hukuku yönünden kesinleşip icra edilebilir hale gelmeden, üçüncü şahıs şirkete haciz ihbarı gönderilmemelidir. …”[i]

Cari hesap sözleşmesi, kararlaştırılan sürenin sona ermesi, bir süre kararlaştırılmadığı takdirde taraflardan birinin fesih ihbarında bulunması, taraflardan birinin iflas etmesi ya da borcundan dolayı hesap bakiyesi haczedilen tarafın on beş gün içinde haczi kaldırtmaması gibi durumların ortaya çıkması halinde sona erecektir (TTK m. 98, 100/2)

TTK m. 101’e göre cari hesap için zamanaşımı süresi beş senedir. Hesabın tasfiyesi, kabul edilen ya da mahkeme kararıyla saptanan artan tutar ya da faiz alacakları, hesap hata ve yanılmaları ile cari hesabın dışında tutulması gereken veya haksız olarak cari hesaba geçirilmiş olan kalemler veya tekrarlanan kayıtlar beş sene içerisinde dava edilebilirler. Zamanaşımı süresi, hesap sözleşmesinin sona ermesinden itibaren başlayacaktır (TTK m. 101).

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 1988/10067, K. 1989/2386 sayılı, 20.4.1989 tarihli kararında cari hesap sözleşmesinin hangi şartlarda sona ereceğini şu şekilde belirlemiştir:

“ … Taraflar arasında 1.1.1984 tarihli genel satış ve cari hesap sözleşmeleri düzenlenmiştir. Bu sözleşmelerin cari hesap sözleşmesi olduğu hususunda taraflar arasında da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. ETTK`nın 87 ve devamı maddeleri uyarınca cari hesap sözleşmesi, hesap kesilmeden alacak talep edilmeyeceğine dair bir anlaşmadır. ETTK`nın 95. maddesi uyarınca cari hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri alacaklı veya borçlu sayılamaz. Tarafların hukuki durumunu ancak mukavelenin sonundaki hesabın kesilmesi tayin eder. … Taraflar arasındaki cari hesap mukavelesi başlıklı sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, bu cari hesap mukavelesinin müddetinin imza tarihinden itibaren bir yıl geçerli olduğu, taraflar bir ay önceden feshi ihbar etmedikleri takdirde sözleşmenin bir yıl temdit edilmiş olacağı, 7. maddesinde ise bu cari hesap mukavelesinde zikredilmeyen hususlar hakkında ETTK`nın 87 ve müteakip maddeleri hükümlerinin tatbik olunacağı kabul edilmiştir. Yukarıda açıklanan ETTK hükümlerine ve taraflar arasındaki 1.1.1984 tarihli sözleşme hükümlerine göre, davacı yanca sözleşme süresinin bitmesi veya feshi ihbar ile cari hesap sözleşmesinin sona erdirildiği kanıtlanamamıştır. Bu nedenle icra takip tarihinde, takip konusu alacak muaccel hale gelmemiştir. …”

Hesap Devresi ve Sözleşme Süresi

Cari hesap sözleşmelerinde hesap devresi ve sözleşme dönemi ayrımını bilmek gerekmektedir, şöyle ki:

Sözleşme süresi, cari hesap sözleşmesinin geçerli olacağı süredir. Bu sürenin uzunluğu taraflarca kararlaştırılabilir. Cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemleri bir bütündür. (TTK m. 97) Tarafların hukuki durumunu sözleşmenin sonundaki hesabın kesilmesi belirler. Burada önemli olan bir sözleşme süresi içerisinde birden fazla hesap devresi olabileceği hususudur. Alacaklılık ve borçluluk ise hesap devrelerinin sonunda değil, anlaşma süresinin sonunda netlik kazanır, belli olur.

Buna göre TTK m.94’e göre, hesap devresi, sözleşme ve ya ticari teamülle tespit edilen hesabın incelendiği, borç ve alacak kalemleri arasındaki farkın tespit edildiği devredir. Sözleşme süresi birkaç hesap devresi bulundurabilir. TTK m.90/1-d uyarınca, her hesap devresi sonunda hesap kapatılarak bakiye ortaya çıkartılır ve bakiyenin kabul edilmesiyle de yenileme gerçekleşmiş olur. Ancak bu bakiye hemen ödenmez, yeni hesap devresinin ilk kalemine alacaklı adına alacak olarak geçirilir. Hesap devresi sözleşme ve ya ticari teamülle tespit edilemiyorsa, her takvim yılının son günü hesap kapatma günü sayılır. Banka uygulamasında hesabın üç ayda 1 (31 Mart, 30 Haziran, 30 Eylül ve 31 Aralık) kapatılması kabul edilmiştir.

Devre sonunda hesap kapatılıp, bakiye tespit edildikten sonra bakiyeyi gösteren cetvel karşı tarafa gönderilir. Karşı taraf aldığı tarihten itibaren bir ay içinde noterce, taahhütlü mektupla, telgrafla ve ya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla itiraz etmezse, bakiyeyi kabul etmiş sayılır. Bakiyenin kabulüyle yenileme gerçekleşir. Ancak ödeme istenemez; cari hesap sözleşmesinin sonunda istenebilir. Zira sözleşme sona ermeden taraflardan hiçbiri alacaklı veya borçlu sayılamaz.

Bu yapısı dolayısıyla cari hesap sözleşmesine “bütünlük ilkesi” hakimdir; hesaba geçirilen alacak ve borçlar hesap kesilene kadar bölünmez bir bütün teşkil eder. Bu nedenle cari hesap devam ederken sözleşmeye dahil edilmiş tekil alacaklar için ayrı dava veya icra takibi yoluna gidilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde, cari hesap içinde bulunan bir alacak artık müstakil bir alacak olmaktan çıktığı için, o kalem hakkında ayrıca takas, temlik veya haciz yoluna gidilmesi de kural olarak mümkün olmaz.

Cari Hesap Sözleşmesinin Şekli

Kanun, cari hesap sözleşmesinin geçerliliği için yazılı şekilde yapılmasını şart koşmaktadır. TTK m.89/2 hükmü, “Bu sözleşme yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz” diyerek adi yazılı şekli bir geçerlik şartı olarak öngörmüştür. Dolayısıyla, taraflar cari hesap ilişkilerini, mutlaka yazılı bir sözleşmeyle düzenlemelidir. Aksi halde sözleşme hukuken geçersiz olacak ve beklenen hukuki sonuçları doğurmayacaktır. Uygulamada bazen uzun süre devam eden mal alışverişi veya para transferleri, herhangi bir yazılı cari hesap sözleşmesi olmaksızın tarafların ticari defterlerine “cari hesap ekstresi” şeklinde kaydedilmektedir.

Böyle durumlarda taraflar çoğu kez aralarında sanki geçerli bir cari hesap sözleşmesi varmış gibi davranabilmektedir. Oysa Yargıtay’ın da vurguladığı üzere, yazılı şekilde yapılmamış bir cari hesap sözleşmesi hukuken tanınmaz; bu durumda taraflar arasındaki ilişkiye TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanmaz. Başka bir deyişle, yazılı şekil şartına uyulmadığında cari hesap sözleşmesi yok hükmündedir ve taraflar arasındaki hesaplaşma, kanuni cari hesap hükümlerinden yararlanamaz. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/19-1634 E. 2018/683 K.)

Kanun koyucu, cari hesap sözleşmesinin tarafları bakımından özel bir sınırlama da getirmemiştir. Tarafların tacir olması şart değildir: İki gerçek veya tüzel kişi arasında, aralarındaki herhangi bir hukuki ilişkiden doğan alacaklar için cari hesap sözleşmesi kurulabilir. Bu sözleşmeye taraf olmak için özel bir ehliyet aranmaz; Türk Medeni Kanunu m.9’a göre kendi fiiliyle hak edinebilen ve borç altına girebilen herkes (örneğin bir esnaf dahi) cari hesap ilişkisine girebilir. Uygulamada, cari hesap sözleşmelerine çoğunlukla tacirler arasında rastlanmakla birlikte, kanunen tacir olmayan kişilerin de bu sözleşmeyi yapabilecekleri kabul edilmektedir. Bu hususun bilinmemesi, uygulamada “cari hesap sadece tacirler arasında olur” şeklinde bir yanlış algıya yol açabilmektedir. Halbuki TTK 89 hükmü tarafların tacir olup olmamasından bağımsız şekilde “iki kişi” ibaresini kullanmıştır. Dolayısıyla, örneğin tacir olmayan bir tüketiciyle bir tacir arasında dahi (özellikle finans kuruluşlarıyla müşterileri arasındaki hesap ilişkilerinde) kanunen geçerli bir cari hesap sözleşmesi kurulması mümkündür.

Açık Hesap ile Cari Hesap Arasındaki Fark

Cari hesap sözleşmesi, yukarıda belirtildiği gibi yazılı şekil koşuluna tabi olduğundan, uygulamada en sık rastlanan hata cari hesap ile açık hesap ilişkisinin birbirine karıştırılmasıdır. “Açık hesap”, iki taraf arasında süregelen mal veya hizmet alım satımında, önceki borçlar tamamen kapanmadan ticari ilişkinin devam etmesi durumunu ifade eder. Açık hesapta da taraflar alacak vereceklerini genellikle kayda geçirip dönemsel olarak borç bakiyesini hesaplayabilir; ancak açık hesap, kanuni anlamda bir cari hesap değildir. En önemli fark, açık hesap ilişkisi için yazılı bir sözleşmeye gerek olmamasıdır. Taraflar aralarında yazılı bir cari hesap sözleşmesi yapmadıkları sürece, alacaklarını tek tek talep etmekten vazgeçtikleri kabul edilemez ve bu........

© Hukuki Haber